Aşk ve Şehvet Üzerine: Cinslerin Duygusal Farklılıkları – Theodor Reik

Bütün başlangıçlar kolaydır. Gözlemlemek ve görmüş olduğumuzu anlatmak zor değildir. Gözlemlenen olayların psikolojik bir yorumunu yapmamız istendiği zaman işgüçleşir.

Günlük yaşamdan ve neredeyse kırk beşyıllık psikanaliz uygulamalarından edindiğim deneyimle, erkeklerin ve kadınların duygusal farklılıklarıyla ilgili çok sayıda gözlem ve içgörü bir araya toplandı. Bunların hepsi izlenilmeye değer değildi. Gözlemlenenlerden pek çoğu kaydedilmemiş olmalarından ötürü kaybolmuştu. Böyle olmakla birlikte, bazen, yazdığım iki kitap arasında, yıllar boyu bu malzemenin biriktiği çalışma masamın çekmecesinden dosyalar alırdım; birçok kâğıt atılmıştı ve yeni deneyimlerin anlatıldığı birçok başka kâğıt eklenmişti. Cinsler arasında göze daha az çarpan ve açıkça algılanmamış bazı farklılıkların analitik olarak incelenmesi gerekiyordu. Bazıları da psikologların gözünden kaçtığı için kısaca irdelenmişti.
İleriki bölümlerde ve paragraflarda psikolojik soruşturmanın yalnızca ölçüsü ve derinliği farklılaşmayacak, karakteri de değişecektir. Bazen izleri sonuna dek takip edebilmiştim. Bazen de dikkatimi başka işlere vermem gerektiğinden, gözlemleri ve izlenimleri not etmekle yetinmek zorunda kalmıştım. Cinslerin duygusal farklılıklarının tam ve sistematik bir kıyaslaması amaçlanmamıştı. Tamamlanmamış bir parça iddialı olamaz. Kazacağımız madenin verimli mi yoksa verimsiz mi olacağını bilmiyorum.
Burada ele alınan konuların bazılarını sık sık derslerde ve seminerlerde irdeleme olanağım oldu ve meslektaşlarımla öğrencilerimin gözlemlerim ve vardığım sonuçlar hakkında ne düşündüklerini öğrenmeyi her zaman istemişimdir. Benimkilerle çelişen gözlemleri ve deneyimleri duymayı özellikle istemişimdir. Hâlâ da isterim; bu gözlemler çoğu zaman düzeltmeler ya da elemeler yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Yaşımın ilerlemesi ve zamanımın kısıtlı olması çalışmanın sistematik bir biçimde devamına olanak vermediği takdirde, bu kadar çeşitli ve zengin olan bu malzeme ne olacaktı? Açmış olduğum maden kuyusu, daha derine inilirse, gizli bir kaynağa ulaşma olasılığına karşın terk edilmeli miydi? Bu sorunlarla ilgilenenlerin dikkatini çekmesi ve psikologları bu çalışmayı sürdürmek konusunda harekete geçirmesi umuduyla, yıllar boyunca hazırlanan bu malzemeyi en azından derlemeye karar verdim.
Bazı kadınlardan ve erkeklerden, dostlardan ve tanıdıklardan metnimin ilk müsveddesini okumalarını ve bildirdiğim izlenimler, gözlemler ve deneyimler hakkında görüşlerini açıklamalarını istedim. Önce birçok erkeğe, varmış olduğum sonuçların, kadınların ve erkeklerin duygu farklılıklarıyla ilgili düşüncelerine benzeyip benzemediğini sordum. Doğal olarak, yanıtları birbirinden farklıydı. Bazıları benimle aynı fikirdeydi, bazıları değildi; bazıları yalnızca bazı fikirlerime katılıyor, bazılarına katılmıyordu. Onların tepkileri her seferinde öğretici ve yararlıydı.
Metni okumasını istediğim ilk kadın gülümseyerek şöyle dedi: “Hakkımızdaki (kadınlar) izlenimlerinizden çoğu doğru. Hiçbir erkek bu kitabı okumamalı!” Birkaç saniye sonra da, “Ya da her erkek bu kitabı okumalı!” dedi. Böylelikle, ani fikir değişikliğinin nedenlerini söylemeyi savsaklamakta bile cinsiyetinin ayrıcalığını kullandı. Ama bu olayla irdeleyeceğimiz konunun zaten ortasına geldik.
İşte birçok mevsimin hasadı.

BASİT KARŞILAŞTIRMALI GÖZLEM ÖRNEKLERİ

İşte, ordövr olarak, herkesin tekrarlayabileceği ve doğruluğu sınanabilir küçük bir psikolojik alan çalışma örneği. Gözlem noktası Manhattan’da kalabalık bir sokak. Oradan geçecek bir genç adamın davranışını incelemek istiyorsunuz. İşte bu muhteşem bahar gününde yaptığı yürüyüşün tadını çıkaran sıradan bir adam. Genç bir çift ona doğru gelir. Genç, güzel kız ve erkek arkadaşı genç adamın yakınına gelir ve genç adam onları görür. Genç adamımız kıza bakar. Geçerken, acaba o genç adama da bakmışmıdır? Öyle görünmüyor; eğer bakmışsa, bakışı birkaç saniyeden çok sürmemişve sonra dikkatle incelediği genç kıza yönelmiştir.
İşte iyi giyimli genç bir kadın geliyor; aynı genç çiftin yanından geçiyor. Acaba o kime baktı? Eğer gözlemimiz doğruysa, o genç adama yalnızca şöyle bir baktıktan sonra dikkatle kıza baktı- onu dikkatle inceledi, sonra bakışı bir an için genç adama yöneldi ve ardından kıza geri döndü.
Genç adamı ve genç kadını rastlantısal olarak seçtik. Çifte rastladıklarında genç adamla genç kadının tepkilerinin farklı olduğuna kuşku yoktur. Ama bu farkın herhangi psikolojik bir anlamı var mıdır? Başka bir genç adam ve başka bir genç kadınla sonucun aynı olacağından emin olamayız. Ama yine de bu küçük deneyi yeterince sıklıkla tekrarlayan dikkatli bir gözlemcinin, vakaların çoğunda genç adamın ve genç kadının çiftle karşılaştığı zaman aynı şekilde tepki göstereceğini ileri süreriz. Anlatılan bu davranış, acaba cinslere özgü bir davranış kalıbını temsil eder mi?
Bütün başlangıçlar kolaydır. Gözlemlemek ve görmüş olduğumuzu anlatmak zor değildir. Gözlemlenen olayların psikolojik bir yorumunu yapmamız istendiği zaman işgüçleşir. Kadının ilgisi yalnızca adamla kısıtlanmamışken, neden genç adam dikkatini yalnızca kıza yöneltmiştir? Akıldan geçenleri okuyan kişiler olmadığımıza göre, çiftle karşılaştıkları zaman her birinin ne düşündüğünü ancak tahmin edebiliriz. Analiz sırasında hastalarımızın bildirdikleri düşünce bağlantıları, genç adamla genç kadının düşüncelerinin yönünü tahmin etmekte bize yardımcı olabilir.
Bu düşünceler, elbette kişiden kişiye değişir; ama genç adamın düşüncelerinin, kısa dolambaçlı bir yola saptıktan sonra, cinselliğe, o güzel kızla yatma arzusuna vardığını farz edelim. Çifte rastlayan genç kadının düşüncelerinin, olağanüstü zihinsel bir kestirme yola sapması durumu dışında, aynı arzuya ya da fanteziye yönelmesi olası değildir. Kadının düşüncelerinin de sonunda cinsel duygulara ulaşması mümkün olabilir. Analiz deneyimlerimden, böyle bir durumdaki genç kızın düşüncelerinin bu amaca yöneldiği en az bir vakadan söz edebilirim. Genç kız, savaşsırasında, sokakta bir kadın ve bir subayla karşılaşmışve her ikisini de süzmüştü. Analiz sırasında kadını anlatmışve ona “sürtük” demişti. Sonra konuşmasını şöyle sürdürmüştü: “Adam İngilizdi ve bilirsiniz bir İngiliz gibi görünüyordu. Dudakları bir oğlan çocuğunkiler gibi cüretkârdı ama bir erkek olduğu besbelliydi. Onun tarafından öpülmenin nasıl bir şey olacağını düşünmeden edemedim.” Genç kız düşüncelerinde buraya kadar gelmişama bunun ötesine gitmemişti.
Bu iki kişinin cinsel olmayan düşüncelerinin bizim daha çok ilgimizi çekeceğini itiraf edelim, eğer onların neler olduklarını tahmin edebilirsek. Burada gördüğümüz farklılık özellikle ilgimizi çeker: Adamın dikkati doğrudan kızın üstüne yoğunlaşırken, ne gariptir ki kadınınki erkeğin üzerine olduğu kadar kızın üstüne de yoğunlaşmıştır. Kızın yanındaki adamın, çiftin yanından geçen genç adamın düşüncelerinde bir yeri olmadığına göre, düşünce bağlantılarında onun yerini merak etmemize gerek yoktur ama bu akıldan çıkarma, ilgimizi çekmeye değer. Adamın pek gözlenmemesi ilginçtir; o, genç adamın dikkatinin sınırları dışında kalmıştır. Eğer gözlemimizin deneği bir eşcinsel olsaydı, kız onun dikkat alanının dışında kalır ve dikkat yalnızca genç adama yöneltilirdi.
Genç kadının çifte rastlamasını izledik ve onun adama baktığını, bakışını kıza çevirdiğini, sonra bakışlarının adama geri döndüğünü gördük. Genç kadının düşüncelerini tahmin etmeye çalıştığımızı varsayalım. “Erkek yakışıklı ve uzun boylu. Kız güzel ve güzel olduğunu biliyor; çok hoşgözleri var ama benim vücudum daha güzel. Yirmi bir yaşlarında olmalı.” Belki de aklına ne olduğunu hiçbir erkeğin kesin olarak tahmin edemeyeceği şuna benzer düşünceler gelir: “Acaba kız bu giysiyi Lord and Taylor mağazasından mı satın aldı? Bunun gibi bir giysiyi Altman mağazasında yetmişdokuz dolar doksan beşsente gördüm. Şimdi buna benzer şapkalar takıyor. Bir tane görmüştüm. Nerede görmüştüm? Ha, evet, Madison Avenue’daki şu mağazada. Kızın alyansının olup olmadığını göremiyorum; belki de bir aşk serüveni yaşıyorlardır. Bende olmayıp onda olan nedir acaba?”
Kadın ve erkeğin tutumundaki farklılığın ana noktası, doğal olarak, kadının öteki kadınla ilişki kurması, erkek öteki erkeğe neredeyse hiç dikkat etmezken, onun öteki kadını ilginç bulmasıdır. Bu ilk düşüncelerde, psikolojik analizden çok, farklılığın fenomenolojisiyle ilgilendiğimizden, karşılaştırma için başka bir durum seçiyoruz. Bu kez sosyal bir toplantı seçeceğiz – bir kokteylin ya da akşam yemeği davetinin ikinci yarısı. Genç bir adam var, şu anda kimseyle konuşmuyor, çok güzel döşenmişbir odanın bir köşesinde rahat bir şekilde oturuyor. Onun karşısında, çok yakında değil ama gözlemleyebileceği kadar yakın bir mesafede, başka bir genç adam güzel bir kızla birlikte. Diğer genç adam kıza kur yapıyor, kızın elini tutuyor ve ona güzel sözler söylüyor. Deneyimizin konusu olan genç adamın kıza karşı özel bir ilgisi yok. Kız ve adam ona yabancılar. Genç adam onların flört etmesine ilgi mi duyuyor? Genç adam onları görür ve birkaç saniye sonra dikkatini başka insanlara çevirir. Eğer onları gözlemlemeyi sürdürürse sıkılacaktır.
Şimdi kişiyi değiştiriyoruz: İşte, aynı durumda olan genç bir kadın. O, genç adama ilgi duymuyor. Ne genç kızı ne de onu tanıyor. Onların flört etmelerine ilgi duyuyor mu? Fazlasıyla. İki genci de tanımamasına karşın onları bir atmaca gibi izliyor ama ilgisini dikkatle gizliyor. Öteki kadının adamı kendisine çekmek için başvurduğu çareler ve yollar onu büyülüyor. Kızın cilve mi yaptığını, yoksa elde edilmesi zor rolü mü oynadığını, genç adamı cesaretlendirmek mi istediğini ve bunu nasıl yaptığını heyecanla görmek istiyor. İlgisi kişisel değil, “profesyonel” ya da “teknik” bir ilgidir; bu, bir piyanistin Mozart’ın bir sonatını çalan bir başka sanatçının ellerine bakmasıyla karşılaştırılabilir.
Sözü edilen iki vakadaki gözlem alanı iki cinsin erotik ilgilerine dairdir ve bu nedenle kısıtlanmışbir alandır. Burada, cinsel ilgi çıkmazı dışında tutulmuşbaşka bir çıkmaz daha vardır. Bu, gerçek bir psikolojik deney örneğidir. Doğal olarak, klinik psikolojide deneylerden elde edilen verilerde bir kıtlık yoktur. Tam tersine, bir veri bolluğu vardır; ama bu başka tür bir psikoloji örneğidir. Her vakada insan davranışının önceden tahmin edilememesi nedeniyle, dar anlamda psikolojinin bir bilim olmadığı savını sık sık duyarsınız. Önceden tahmin edilebilir olmanın bir bilimin yapısında bulunması gereken niteliklerden biri olduğu kuşkuludur ama şu anda bu tartışmaya girmek istemiyorum. Bunun yerine, davranışın önceden doğru olarak tahmin edildiği bir deneyi aktaracağım.
1938 yılı Haziran ayında ABD’ye Nazi Almanyasından göçmen olarak geldik. Avrupa’da parasal durumumuz göreceli olarak iyiydi ama Hitler Avusturya’yı ele geçirdiği zaman psikiyatriden otuz yılda kazandığım her şeyi yitirmiştim. Yanımızda çok az para getirebilmiştik, ölüm ve işkenceden kaçtığımız için mutluyduk.
Gelişimizden kısa bir süre sonra, uzun yıllar New York’ta yaşamışolan Avrupalı bir analist ve eşi tarafından verilen büyük bir yemekli toplantıya davet edilmiştik. Toplantı New Yorklu meslektaşlar için düzenlenmişti ve davet, bazılarını Viyana’dan tanıdığımız ve yıllardır görmediğimiz birçok insanla karşılaştığımız görkemli bir olaya dönüştü. Öteki konuklar gibi biz de ev sahiplerimizin konukseverliğinin, heyecan verici sohbetlerin, yemekte sunulan çok çeşitli ve lezzetli yemeklerin ve içkilerin tadını çıkardık.
Daha sonra eşim ve ben, birkaç sokak öteden, kenti bir uçtan bir uca geçen otobüse binmek için Park Avenue’dan aşağı doğru yürüdük. Bir sokak lambasının altına geldiğimizde eşime birkaç saniye beklemesini söyledim çünkü bir kâğıt parçasına not almak istiyordum. Cebimden bir mektup zarfı çıkardım ve lambanın altında şunları yazdım: “Ama bana verseydin”… ve “düzenlemenin eleştirisi…”
Eşimin yanına geldiğimde gelişigüzel sordum: “Bayan White’ın akşam yemeği hakkında ne düşünüyorsun? Her şeyi gerçekten çok iyi düzenlemiş. Soldaki masanın üstünde ne kadar çok şey olduğunu gördün mü? Dil, rozbif, bıldırcın, yumurtalar, salatalar…” Karım da bu başarılı davetin hazırlanmasında oldukça emeği geçmişev sahibesini övdü ama şunları da ekledi: “Ama bu kadar parayı bana verseydin, bunun daha iyi yapılabileceğini sana gösterirdim.” Bunu, gümüşsofra takımının daha farklı olması gerektiğiyle ilgili bazı görüşleri izledi: Kahve servisi için yeterli sayıda fincan yoktu ve anlaşılan daha başka pek çok şey de değişik bir tarzda yapılabilirdi.
Bunun psikolojik önceden tahmin edilebilirlikle ilgili geçerli bir deney olmadığı tartışılabilir çünkü doğal olarak, eşimi uzun zamandır tanıyordum ve sorularıma nasıl bir tepki göstereceğini herhalde önceden sezebilirdim. Böyle olmakla birlikte, aynı durumdaki kadınların çoğunun (bu tür bir akşam yemeği daveti sonrasında göçmenlerin), ister aynı biçimde dile getirsinler ister getirmesinler, aynı olmasa da benzer tepkileri olacağını iddia ediyorum. Onlar da ev sahibesini övecek, sonra da ben daha iyisini yapardım diyeceklerdir. Elbette, belirli eleştiriler bireylere ve koşullara göre değişik olurdu. Hiçbir erkeğin ise böyle ya da buna benzer şekilde bir şey düşünmeyeceğini eklememe izin veriniz.
Önceki karşılaştırmalı gözlemler, konunun girişinde belirtildiği gibi, kolaydır. Bunlar, malzemenin yorumlanmasından önce gelmesi gereken, basit ve küçük psikolojik alan çalışmalarıdır. Cinslerin bu gibi örneklerdeki farklı davranışlarına dikkat edilmesinin gerekçesi, onların fenomenolojilerinin bile iyi bilinmemesi gerçeğidir. Bunlar, istatistiklerde ve grafiklerde kız ve oğlan çocukların renk algılamalarındaki en küçük farklılıkları büyük titizlikle not eden psikologlar tarafından genellikle ihmal edilmiştir.
Amerika’nın en önde gelen hekimlerinden biri olan Jacques Loeb, “Kadınlar ve erkekler fizyolojik olarak değişik türlerdir,” demiştir. Bunu izleyen bölümlerde, kadınlarla erkeklerin duygusal olarak da iki değişik türdenmişgibi oldukları görüşüne katkıda bulunmak istenmiştir.

Theodor Reik
Aşk ve Şehvet Üzerine

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
10 Fotoğrafla Adnan Menderes’in Son Günleri ve İdamı

Aslında Menderes perişan haldeydi. Beni görünce "Fotoğraf çekilmek istemiyorum. Beni bu halimle çekmeyin" dedi. "Çekmeyin" deyince benim için sıkıntılı oldu...

Kapat