“Anadolu’yum ben, tanıyor musun?” | Ahmed Arif ve kendi sesinden şiirleri

İsimsiz
.
Ve güneş yasak
Duvarlar vardır
Ve korkunçtur yalnızlığı ranzaların
Sen yatağında yanüstü düşmüşsün
Dudaklarında dost cıgaran
Kaysılar belki bu gece çiçek açacaktır
Çalmış kışlaların yat boruları
Kalmışsın en güzel kavgaların haricinde
Kalbin, Zonguldak’ta çökmüş bir kuyu
Kafan, sokak çarpışmasıdır Çin’de

1927 Diyarbakır doğumlu şair Ahmed Arif annesi  genç yaşta yitiriyor. Onu çok sevdiği asubay olarak çalışan babası büyütüyor.   1951 TKP tutuklamaları esnasında Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Felsefe Böümü öğrencisi iken hapislikle tanışıyor.  Sansaryan Han denen işkencehanenin 9 nolu hücresinde yoğun işkence görüyor. En zor zamanında  “Aksam erken iner mahpushaneye” adlı şiirini yazıyor.  Kendisini ele veren şair Enver Gökçe’yi hiç affetmiyor. Sansaryan Han’ın izlerini hayatinin her aşamasına taşıyor. İtirafçı ve polis işbirlikçisi Ajlan Sayilgan  burada çıldırmanın eşiğine geldiği söylüyor. 1950-60  arası hapis tutuklama ve mahkemelerle geçiyor.

Orhan Ağabey dediği Orhan Veli’ yi seviyor, ama şiirini Fransız bohem tarzının bir kopyesi sayıyor ve bu tarz şiiri kabul etmiyor.


Sonraki şiire geçmek için >| şirrseçmek için [>] işaretine basınız.


O çok sevdiği Anadolu’ yu yazıyor.
Söylemi “delikanlı” ; kah hüzünlü, kah meydan okuyan. Ama, hep dan dan söylüyor.
Bazen eşkıyayı, bazen marabayı, bazen devrimciyi anlatıyor.
Hep güzel anlatıyor. Şiirlerini çok da güzel okur.

Kaynak : El Kitabi -1 Yalcın Küçük, Kasım 1997

***

1927’de, Diyarbakır’da doğdu. Yaşamının 1950-1960 yılları arası, tutuklamalarla ve hapislikle geçti. Felsefe öğrenimini yarıda bıraktı. Yayınladığı tek kitap, satış rekorları kırdı : “Hasretinden Prangalar Eskittim” (1968). 2 Haziran 1991’de, Ankara’da öldü.

* * *

Bir kitabı vardı ama, ömrünün elli yılını adamıştı şiire. Hem şiire adamıştı, hem halkına. “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur,” diyordu. Yoksa başka türlü nasıl açıklanabilir bunca yaygınlık, bunca etkinlik kazanması? O tek kitap ki, dünyada başka bir benzeri var mıdır, bunca baskıya karşın her yıl en az dört baskı yapsın, 25 yıla yakın bir sürede her yaştan, her kuşaktan okurun beğenisini kazanıp okunsun.

Yalnız Türkiye edebiyatında değil, dünya edebiyatı içinde de benzersiz bir olay değil mi onun şiiri?

Refik Durbaş, Yasemin ve Martı, İst., 1997 (Cumhuriyet, 3 Haziran 1991).

* * *

Cumhuriyet’te Ahmed Arif anlatıyor Refik Durbaş yazıyor: “Kalbim Dinamit Kuyusu”. Şimdilik daha çocukluk anıları. Kürtlüğüne açık göndermeler. Tam ona göre bir laf: “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur.” Yaşadığımız çağda ve Türkiye’nin somut toplumsal / siyasal / kültürel koşullarında bir şairin garibanlığı benimsemesine şaşmak gerekir bence.

Bir eski şiirini de yayınlıyor: eskiliği dolayısıyla hiçbir yenilik de taşımıyor elbet. Tek değişiklik, günün söylem bağlamında yapılan “gangster / emperyalizm”. 1955’lerde emperyalizm Türk solunun sözlüğüne, hele şiirde işleyecek ölçüde, girmemişti.

Ahmed Arif’in şiir üzerine bir şeyler söyleyebileceğini sanmıyorum. Merak ettiğim yeni şiirleri. Bugün biçim / biçem yönünden bir yerlere gelip gelmediğini onlarda görebileceğiz.

Ahmet Oktay, Gece Defteri (8 Nisan 1990 tarihli günlük), İst., 1998, s. 85

* * *

Ahmed Arif’in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler. Ekleyeceğim: Onun şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler sonradan edinilme değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir. O yirmi şiir yazılmıştır.

Gülten Akın, Şiir Üzerine Notlar, İst., 1996, s. 56

* * *

Yeni bir kitabı yayınlanmadığı için, bugün tamamlanmış bir şiir bile sayılabilir Ahmed Arif’in yapıtı. Gel gelelim, bunu belli bir ihtiyat payıyla benimsemek gerekir. Çünkü şair her an yeni bir ürün verebilir. Yine de, şu an bizim elimizde 19 şiir bulunuyor. Ahmed Arif’in şiiri dediğimiz olgu, bu şiirlerle kavranmak zorunda.

Ahmet Oktay, Karanfil ve Pranga, İst., 1990, s. 54

* * *

Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Ama, tek bir dize kekelemeden, tek bir kez biçim sıkıntısı, dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin imgelerin en özgününü bula kullana yazmış. Benzersiz bir ozan.

Gülten Akın, Şiir Üzerine Notlar, İst., 1996, s. 61

***

Şair Afyonda lise birdeyken yazdığı isimsiz şiir

bir mavi gül bahçesi yorganım
uyku saçlarımın meçhul şarkısı
sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
ve ilk unutuluş hürriyet raksı

yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
mukaddes günehlar cenneti oda
dikişsiz beyazlığında tüllerin
bir ay süzülecek buluta

ve bir mavi şarap gözlerindeki
musiki gölgelerinde yorgun
sen hep öylesine güzel sevdalım
ben sana Alahsızcasına vurgun

Şiir, Refik Durbaş’ın “Ahmed ARİF Anlatıyor: KALBİM DİNAMİT KUYUSU” adlı kitabından alınmıştır.

ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anan dünkü çocuk sayılır,
Anadolu’yum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karsı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanim kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Sairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir basıma,
Bir basıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne sah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz !
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Koroglu’yu,
Karayilan’i,
Meçhul Asker’i…
Sonra Pir Sultan’i ve Bedrettin’i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kursun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan is ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

 Ahmed Arif’ten, Rıfat Ilgaz’a yazdığı mektup 13.11.1988/Yeşilköy

Sevgili Rıfat ağabey,
Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkansız onurusun.
Büyük sair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozansın.
Sana “ağabey” diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. Sunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti…
Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl…

Ahmed ARIF

Ahmed Arif İçin Kaynaklar
Refik Durbaş, Ahmed Arif Anlatıyor, 1990
Ahmed Arif, Cemal Sureya’ya Mektuplar, 1992

“Anadolu’yum ben, tanıyor musun?” | Ahmed Arif ve kendi sesinden şiirleri” üzerine bir yorum

  1. Bir insan bir insan Anadolu ancak, bu kadar vatansever , bu kadar Vefakar, bu kadar cileli yaşanmışlara karşın affeden bu topraklara dost , Barışı isteyen olabilir…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Furuğ Ferruhzad: Ve aşktandır tüm yaralarım benim/ aşktan, aşktan, aşktan
Kendinden Kaçış Yolu Olarak Nefret, Kendilik Nefreti ve Kötülük – Arno Gruen
Kapat