5. Sanattan 5. Kola: Orhan Pamuk – Mediha Göbenli

Edebiyat dünyasında tartışılan yazarların başını hiç şüphesiz Orhan Pamuk çekiyor. Gerek Nobel edebiyat ödülünden, gerek yaptığı siyasi açıklamalardan dolayı Orhan Pamuk ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ancak Pamuk’un eserlerine estetik ve politik açıdan nesnel ve eleştirel yaklaşan incelemelerin azınlığı eleştiri dünyasında bir boşluk oluşturuyordu. Kanımca bu boşluğu doldurabilen ortak bir kitap Kaan Arslanoğlu, Ergin Yıldızoğlu, Nihat Ateş ve Ali Mert’in kaleme aldığı 5. Sanattan 5. Kola: Orhan Pamuk (İthaki Yay. 2007) kitabı demek yanlış olmayacaktır.
Kitaba giriş sözünü yazan ve öncelikle Nobel edebiyat ödülünü tartışan Ahmet Öz, Orhan Pamuk’la ilgili önemli bir tespitte bulunmaktadır: “anti-otoriter ve anti-konünist yani demokrasi ve insan haklarına bağlı, farklılıklara, kimliklere saygılı bir insan, yazar olmanın dışında […] bir siyasal angajmanı olmadığı çok aşikardı”. Burada şüphesiz postmodern bir yazarı tarif edilmektedir. Bilindiği gibi, postmodernizm -Lyotard örneğinde de gördüğümüz gibi- antikomünist olmanın ötesinde, farklılığı kutsayan, çokkültürcülük ve etnik/dini kimlik üzerinden politika üreten, kimlik politikaları yüzünden eşitsizlik, adaletsizlik, işsizlik gibi temel sorunları görmezden gelen, aydınlanma, sınıf mücadelesi, ideoloji gibi “büyük anlatıları” reddeden özelliklere sahiptir. Ahmet Öz’ün Adorno’dan ödünç aldığı sanat ölçütü ”has sanat, […] ’var olan günahkar gerçekliği yadsıyan, geri püskürten’ sanattır“ anlayışının kıyısından bile geçmez postmodern sanat. Nitekim Orhan Pamuk örneği de gösteriyor ki postmodern edebiyat “var olan gerçekliği yeniden üreten“ bir yapıya sahiptir. (s. 7) Bu açıdan baktığımızda, Orhan Pamuk’un aslında “angaje” bir yazar olduğunu iddia edebiliriz. Bu da kuşkusuz postmodernizmin ideologluğunu yaptığı küresel kapitalizmin ta kendisidir. Sonuç: Orhan Pamuk postmodern bir yazardır.

Ergin Yıldızoğlu, önceleri Pamuk’u savunurken, daha sonra Pamuk’un International Herald Tribune’de kimin için yazdığını açıklamasından sonra bu tutumunun değiştiğini yazmakta. Yıldızoğlu “Orhan Pamuk Kimin İçin Yazıyor(muş)” başlıklı yazısını Nobel edebiyatından önce kaleme aldığını, dolayısıyla “masumiyetini” kaybeden tartışmadan sonra, bu makaleyi “ne yazar ne de yayımlardım” diye belirtmekte. Yıldızoğlu, haklı olarak şu soruyu sorar: “Orhan Pamuk’u, frak giymiş, kitch-feodal mekanlarda, prens ve prensesler arasında babasının valizinden söz ederken izledikten sonra, soğukkanlı bir yazı yazmak olanaklı mıydı artık?” (s. 12)

Ayrıca Yıldızoğlu, Pamuk’un soruyu yanlış sorduğunu, yani sorunun “kimin için yazıyorsun?” değil, “niye ve de neden yazdığın biçimde yazıyorsun?” olması gerektiğidir, diğer bir deyimle “senin derdin ne?” sorusudur. Pamuk’un “eğer bu soruya toplumun en yoksul ve ezilmiş kesimi için yazıyorum diye cevap vermezsem, Türkiye’nin toprak ağalarına ve burjuvazisine hizmet etmekle suçlanacaktım. […] bugün, son 30 yıldaki, küresel medya vb. alanındaki gelişmelerin ışığında […] artık küresel bir okuyucu için” (s. 15) yazdığı gerçeğini Ergin Yıldızoğlu, Pamuk aslında “kimin için yazdığıyla” değil, aksine tüketicisi/müşterisiyle ilgilenmekte diye yorumlamakta. Sonuç: Pamuk piyasacı bir yazardır.

Kaan Arslanoğlu, “Yüzdeki Tırnak İzleri ve Pamuk Terörü”, “Bir Başarı İdolü Olarak Orhan Pamuk” ve “Edebiyatta Piyasa Başarısının Sırrı” başlıklı yazılarıyla kitapta yer almakta. Nobel ödülünden sonra Türkiye’deki eleştirmenlerin Pamuk’la ilgili tavırlarına yer veren Kaan Arslanoğlu, değer verdiği eleştirmenlerin bile “iki günde ezilip deformasyona” uğradıklarına işaret etmekte. Arslanoğlu bu eleştirmenleri “düşünce terörünün kurbanları” olarak görmekte. Orhan Pamuk da Arslanoğlu’nun nezdinden “düşünceyi yok eden düşünce özgürlükçüleri”ndendir.

Arslanoğlu, Orhan Pamuk’un edebiyat piyasasındaki başarısını NLP (Nöro Linguistik Program)- Başarının Yeni Teknolojisi (1994) ve Stephen R. Covey’in Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı isimli kitaplarına bağlayıp bu kitapların Pamuk’a kişisel gelişim ve başarı yolunda rehberlik ettiğine işaret etmekte. Arslanoğlu, iktidar yanlılığı ve kapitalizm yandaşlığının egemen (s. 76) olduğu bir çağda, piyasada başarılı olabilmek için Pamuk’un bu kitapları başarıyla okuduğunu göstermekte. Kaan Arslanoğlu’nun parmak bastığı diğer bir nokta ise, Pamuk’un “Doğu-Batı karşıtlığını ve birliğini eserlerinde yansıtmak, ekzotik İstanbul’u masallamak” (s. 55) konusundaki başarısıdır. Pamuk Doğu’yu Batı’nın görmek istediği biçimde anlatır. Sonuç: Pamuk oryantalist bir yazardır.

Nihat Ateş “Bilinemezcilik ve Heterodoksi Arasında Bir Kara Kalem: Orhan Pamuk” başlıklı yazısında Pamuk’un “protez ve laboratuvar deneyi karışımı” (s. 112) romanları ile ilgili ayrıntılı bir analiz yapmadan önce, Pamuk’un ilk romanlarından sonra yazarlığını Nobel projesi etrafında biçimlendirdiğini, yani Batı’nın ilgisini çeken İslam mistisizmi ile Osmanlı tarihinin mistifikasyonu doğrultusunda yazdığını belirtir.

Bu bağlamda yazar, Orhan Pamuk’un kendini bir “tanrı yazar” olarak konumlandırdığını ve romanlarda hurafelerden geçilmediğine işaret eder. Öte yandan bağlantısız ip uçları, romanlarda işlevi olmayan nesneler de gösteriyor ki, Pamuk -pazarlama konusunda başarılı olsa da- ayrıntıları kurgulamakta başarısızdır. (s. 128)

Pazarlama konusu Ali Mert’in makalesinin başlığını da oluşturmakta: “’Yazarlığın Ardından’: Orhan Pazarlama”. Ali Mert, pazarlamayı üç ders başlığı altında özetlemekte: “Ders 1: Yazarlıktan pazarlamaya geçiş için, bir ün stratejisi belirleyip, ona uygun kararlar verebilmeli” (s. 138), “Ders 2: Dönemin genel koşullarını iyi hesaplayıp taktikler belirlemeli” (141), “Ders 3: İnternet gibi yeni mecralar pazarlamada önemli birer silah haline geldiler; bundan yararlanabilmeli.” Ali Mert’in makalesini özetlersek, Orhan Pamuk’un yazarken Avrupalı ve ABD’li okurların beğenilerini göz önünde bulundurduğu, Doğu’ya onların prizmasından baktığı, dolayısıyla otantik değil, egzotik ve oryantalist olmanın pazarlama stratejisinin önemli bir unsuru olduğuna işaret etmekte. (144) Buradan çıkarılan sonuç: Orhan Pamuk otoriter olana karşı çıkıyormuş gibi görünürken hegemon olanın kucağına düşmekte.

Mediha Göbenli

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
20 Kasım 2008, Hasan Cemal insafa geldi

Resmi tarihin yazmadıklarını yazmak üzerine... 70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek! Aşağıdaki yazıyı lütfen sonuna kadar okuyun. "Dersim'38'in üzerinden 70...

Kapat