YSK Açıkladı: Devlet Kürtlerle Seçim Değil Savaş istiyor

Ülkede Kürtlerin ve solcu partilerin meclise girmesini engellemek amacıyla 1980 darbesiyle %10 barajı getirildi. Önceki seçim döneminde bu baraj bağımsız adaylarla aşılınca düzen cephesi yeni yollara yöneldi. 446 TL olan bağımsız milletvekili aday başvurularını 7 Bin 734 TL’ye çıkarttı. 2005’ yılının Ağustos ayında Diyarbakır’da yaptığı konuşmada Kürt sorunu var diye diye gelen Başbakan -ne olduysa- dün aniden artık yoktur dedi. Yetmedi ardından Yüksek Seçim Kurulu (YSK) devreye girdi. Milletvekili geçici aday listelerinin incelenme işlemlerini tamanladığını belirtti. Milletvekilleri Gültan Kışanak ve Sabahat Tuncel ile Leyla Zana ve Hatip Dicle’nin de aralarında olduğu 7 kişinin adaylık başvurusunu iptal ettiğini açıkladı. Her yolu kapatmaya çalışırken kendi yasal mevzuatına bile çiğneyen  düzen güçleri Kürtleri savaş ve AKP arasında arasına sıkıştırırken medyada bu karara kim ne diyor?

Cengiz ÇANDAR – Radikal gazetesi yazarı:
YSK davetiyesi: TBMM’ye gelmeyin; dağlara gidin…
Bu köşede bambaşka bir yazı yazmıştım dün. YSK’nın 7’si BDP’nin desteklediği, 12 bağımsız adayın adaylıklarını iptal kararı gündeme bomba gibi düştüğü vakit, yazıyı da iptal ettim.
Çünkü, demokrasi ve Kürt sorununun barışçıl yollardan çözüm çabalarının bağrına bir hançer saplanmıştır. Bu hançeri YSK saplamıştır.
Bu, herhangi bir basit karar değil. Ülkenin yakın geleceğini karartma sonucu doğuracak, “siyasi” nitelikte bir karar. Bir şey değilse, “hukuki” değil. Bu, “hukuki” bir karar değil.
Karar gerekçesinin, geçmiş mahkumiyetler olduğu ileri sürülüyor. Nasıl şey bu? Karara konu olanlardan ikisi, BDP eş başkanı Gültan Kışanak ile Sabahat Tuncel, zaten milletvekili. 2007’de milletvekili seçilmiş, gelmişler. “Geçmiş mahkumiyetler” gerekçesiyle, 2011 yılında seçimlere girmeleri nasıl engellenebilir? Nasıl “hukuki” olabilir böyle bir karar?
İler tutar tarafı yok.
Düşünebiliyor musunuz, “darbecilik” iddiası ile Ergenekon davasından tutuklu ve sanık bulunan isimler, CHP listelerinden aday olabiliyor, zaten yüzde 10 barajı ile önlerine akıl almaz engeller dikilmiş BDP’liler ve BDP’nin destekleyeceği isimler “bağımsız aday” bile olamıyorlar.
Bu ülkenin “demokratik vicdanı”nın kabul edebileceği bir şey mi bu? Bin dereden seksensekiz tane mevzuat açıklaması getirseniz, kabul edilmez. Vicdanlarda mahkum olan hiçbir hükmün “hukuki değeri” de olamaz. Yoktur.

Sırrı Süreyya Önder – (Eski Radikal Yazarı)
Fırıncıya söyleyin Kürtlere ekmek de vermesin
Bu irade kesintili olarak Meclis’e yansıyacaksa hiç gitmeyiz. Siyaset yapmanın meşru zemini sadece Meclis değldir. Alsınlar meclislerini ne yapıyorlarsa yapsınlar. Bakalım nasıl siyaset ve hangi meşruiyetle yapacaklarmış. Bu benim kişisel fikrim. İttifak oturur, düşünür ve karar verir. Ne derlerse ona uyarız.

Erdal Şafak – Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni:
Seçimin meşruiyetine Gölge düşüren bir karar .YSK’nın bu kararları tekrar gözden geçirmesi, bir kez daha karar alma sürecine girmesi gerekir.

Serdar Turgut – Habertürk Gazetesi yazarı:
Ben bu kararı çok eskiden seçilmiş olan vekillerin Meclis’ten polis tarafından alınıp götürülmesi kadar vahim olay olarak görüyorum.

Taha Akyol – Milliyet Gazetesi yazarı:
YSK’nın kararı hukuken tam olarak doğru, siyaseten tam olarak yanlıştır. Hakim başka türlü karar veremezdi ama durum çok vahim. Bir kesim diyor ki bu Kürt siyasetine karşı derin devletin bir komplosudur. Seçimi boykot etmek isteyenler de var. “Bu işin arkasında Ak Parti var” deniyor. Diğer kesim farklı bir şey söylüyor. Ak Parti’ye darbe vuran kim YSK. Bu görüşlerin ikisi de yanlış. Ağır komplo teorileridir. Gazeteci arkadaşlarımın bunları köşelerine taşımalarını üzüntüyle karşılıyorum. YSK’nın gerekçesinde de belirtiliyor, “Terör suçluları affedilse de seçilemez” deniliyor. Adli sabıka kaydı geldiyse bunu görmezden gelebilir misiniz? Genel af olsa bile milletvekili seçilemezler deniliyor, YSK’nın gerekçesi bu.

Can Ataklı – Vatan Gazetesi yazarı:
YSK’nın kararı bildiğim kadarıyla kesin karar oluyor. Alınan kararlar yasalara uygun mu bilemem ama karar doğru olabilir. Ama tabi bunun siyasi boyutu var. Mahkeme bir karar verirken bunun sonuçlarını da düşünmeli. Yargı kararlarına saygılıyız diyorsak buna da saygılı olmak durumundayız. Tabiî ki bu karar eleştirilebilir. Ama bu kararı eleştirenlerin şiddet dışında her türlü girişimini meşru görüyorum.

Kanat Atkaya – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Bu karar kimin kararıdır? YSK’nın kararı gibi görünüyor ama hangi zihniyetin ürünüyse umuyorum ne yaptığını biliyordur. Ben bilmediğine eminim. Sonuçlarını kestiremiyorum ama iyi bir yere varmayacağı ortada. İnsanların temsil hakkının elinden alınması, meclis dışında bırakılması hiçbir mantıkla açıklanamaz. Bu işin içinden nasıl çıkacaklar merak ediyorum.

Ergun Babahan – Star Gazetesi yazarı:
YSK barış sürecini engelliyor ve bu kararla seçim sonuçlarını dizayn etme çabasına girdi.

Faruk Bildirici – Hürriyet Gazetesi yazarı:
YSK, bu kararının ağır siyasi sonuçları olacağını bilmek zorunda. Bu karar salt hukuki gerekçelerle açıklanamaz. Daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz biçimde yeni bir gerekçe bularak YSK’nın bu kararı geri almasını temenni ederim. Aksi halde Türkiye yeni bir sürece girecek ve bu süreç daha kanlı daha çatışmalı ve hızla ayrışmaya giden bir dönem olacak.

Mehmet Ali Birand – Posta Gazetesi yazarı:
YSK katı hukuki değerlendirmelerle son derece tehlikeli bir siyasi karar almıştır. Ülkeyi ateş topuna döndürecek oranda bir tehlikeyle karşı karşıyayız. İktidarı muhalefeti ve medyasıyla Türkiye BDP’ye destek olmalı ve bu duruma bir çözüm bulmalı. Aksi halde güneydoğu sokakları ateş topuna döner. Kandil dağına çıkışlar bir misli artar. Kürt sorununu çözmek istiyorsak, iyi niyetimizi göstermek istiyorsak bu fırsatı kaçırmayalım. Kaçırırsak da sonradan ağlamayalım.

Orhan Birgit – Cumhuriyet Gazetesi yazarı:
Hukuksal yanı tartışılmalıdır ancak politik yanı yanlıştır. Kürt vatandaşlarının vekillerini seçme hakkı elinden alınamaz.

Yusuf Ziya Cömert – Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni:
Seçim sürecini etkileyebilecek bir karar. Sevimsiz bir karar. Ben gelecekte bu partinin taleplerini siyasetle dile getireceğini umduğum için YSK’nın bu kararını mevzuata uyuyordur belki ama Türkiye’nin siyasi gerçeklerine uymayan bir karar olarak görüyorum. Burada BDP’nin de sorumsuzluğu vardır belki. Adayların durumunu tespit edip mevzuata uyup uymadığına bakmalıydı.

Elif Çakır – Star Gazetesi yazarı:
YSK’nın kararı hukuk açısından doğru gibi gözükse de siyasi açıdan oldukça hatalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde YSK hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bir kararla “Yüksek Gerilim Kurulu” gibi davranmıştır.
Verdiği bu kararla “çözümün Meclis’te” olduğunu düşünenlere “Meclis kapısının kapalı” olduğunu göstermiştir ve devletin soğuk yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Aslında tehlike cumartesi günü geliyorum demiştir. Gürsel Tekin’in açıklamasıyla da YSK önce İlhan Cihaner’in aday olmasını sağlayıp sonrasında 12 bağımsız milletvekilini de veto etmiştir.Bu aslında bir nevi yargıda yapılan reformların YSK eliyle intikamının alınmasıdır. Çünkü faturanın Ak Partiye çıkarılacağını biliyorlardı. Oysa aynı YSK, 2002 seçimlerinde de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da veto etmişti. Eski TCK’nın 312. Maddesinden mahkum olduğunu ileri sürmüş ve dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da ortalara dökülüp “affa uğramış olsa bile milletvekili olamaz” diyerek demeçler vermişti.
Hatırlarsanız o süreçte Meclis çalışma yaparak gerekli düzenlemeleri yapmış ve Deniz Baykal’ın da desteğiyle Erdoğan milletvekili olabilmişti.
Şimdi de ilk akla gelen şey, demokrasiye vurulan bu darbenin önüne Meclis’in geçmesi ve hemen gerekli düzenlemeleri yaparak ya mevcut adayların girmesinin sağlanması veya BDP’ye yeni aday gösterebilme şansının verilmesini sağlamasıdır.
Ancak siyaset dediğimiz şey tam olarak bu olsa gerek. Ak Parti’den 180, CHP’den 60 vekil önümüzdeki mecliste olmayacaklar. Küskünler grubuyla Meclisin toparlanması zor görünüyor ama bugün vekillerin kapris yapma günü değildir ve hepsi Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını kaosa sürükleyecek bu ortamı düzeltmek için çalışmalıdır.
Diğer bir çözüm YSK’nın geri adım atmasıdır ki, yasalarla bağlı olan bu kurumun geri adım atabilmesi de kolay değil. Ancak YSK’nın, Türkiye’nin seçimlerine büyük şaibe düşürecek ve gelecek yıllarını kaosa sürükleyecek bu kararını mutlaka gözden geçirmesini ve yapılacak itirazları aklıselim ile değerlendirmesini umuyorum
Aksi takdirde, YSK’ya geri adım attıracak tek gücün kamuoyu olduğunu düşünüyorum. Bütün medya birleşmeli ve gerçekten medyanın gücüyle birlikte kamuoyu baskısı oluşturulmalı. Gerekirse YSK’nın önünü tahrir meydanına çevirelim YSK geri adım atıncaya kadar. Ayrıca, hukukun arkasına sığınılarak ülkede gerginliği attıracak bir komployu BDP’nin de görmesi ve açıklamalarını bu minval üzere yapması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Oral Çalışlar – Radikal Gazetesi yazarı:
Tam anlamıyla siyasi suikast. Son derece hukuku demokrasi aleyhinde yorumlayan ve hatta bilinçli bir karar bile demek mümkün. 2 milletvekili ile hiçbir yeni siyasi gelişme olmadan seçim yeterliliğine uygun gören kurumun bu şekilde karar alması anlaşılamaz. Meselelerin demokrasi içerisinde çözülmesini istiyorsak bu tür kararların önüne geçilmesi gereklidir.

Cengiz Çandar – Radikal gazetesi yazarı:
YSK’nın bu kararından sonra, “yargı reformu” ve “yeni anayasa”nın ne kadar vazgeçilmez ihtiyaçlar olduğu daha da çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde, yüzde 10 barajının da mutlaka kalkması zorunluluğu da. Ne yapıp edip, YSK kararının düzeltilmesi sağlanmalıdır. Aksi halde, seçim “şaibeli” duruma düşer, o seçim sonucunda oluşan parlamento, “demokrasi üzerine düşen gölge”yi asla kaldıramaz. “Türkiye 2023”, bir stratejik proje olmaktan çıkıp, “hayal” haline gelir.

Fatih Çekirge – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Bir kere şunu söylemeliyim ki, demokrasi adına çok üzgünüm. Düşüncelerinden dolayı ceza almış insanlar düşündükleri için seçilemiyorlar. Ve tabii bu da terörün ekmeğine yağ sürüyor. BDP’nin seçimlere katılmadığı bir seçim, seçim olur mu sizce? Bence sakat olur, güdük olur, acı olur, kısık olur, kıt olur, ışıksız olur. Neresinden bakarsanız bakın, bu karar büyük bir olaydır. Ve genel seçimleri birden bire başka bir atmosfere taşımıştır.
Fatih Çekirge’nin konu ile ilgili yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Bilal Çetin – Vatan Gazetesi yazarı:
Burada ciddi bir siyasi problem var, hukuki bir problem var. Hukuki açıdan bakarsanız devlete karşı suç işlemiş olanlar aday olamazlar hukuken doğru, kural neyse onu uygulamış. Ama işin siyasi tarafına bakarsanız çok ciddi bir siyasi çıkmaza giriyor Türkiye. Görev siyaset kurumuna düşüyor. Demokrasiden bahsediyorsak yasamızdaki demokrasi açısından eksikleri anayasadan ayıklanması lazımdır. Çözümsüz bir problem olarak yer alıyor. BDP seçime giremiyor yüzde 10 barajı yüzünden. Bu baraj olmasaydı daha kolay atlatırdı. Bu sıkıntının çözümü siyaset kurumuna düşüyor

Metehan Demir – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Asıl çılgın projeyi YSK patlattı. Maalesef biz Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çılgın projesini tartışıp merak ederken asıl çılgın projeyi Yüksek Seçim Kurulu patlattı. Hukuken izahı mümkün olsa da gerekçeleri hukuk ekseninde izah edilebilse de siyaseten ve mantıken ortada bundan sonrası için parlak bir tablo olduğunu söylemek çok zor. BDP’nin bağımsız milletvekillerini demokratik yollarla parlamentoya gelmesi ya da gelmemesi Türkiye’de toplumun teveccühüyle olmalı. “Seçimlere giremezsiniz” deyip ifade özgürlüğünü ne söyleyeceklerini beğensek de beğenmesek de engellemek maalesef orta ve uzun vadede Türkiye’de, Kandil’de şiddet yanlılarının elini güçlendirecektir. Belki kısa vadede bugüne kadar Meclis’te birçok gerginliğe imza atan BDP’lilerin seçimlere girmeyeceğine bakıp, “Oh olsun onlara” demek kulağa hoş gelebilir. Ama unutmayalım en kabul edilemeyecek görüşler bile söylense Meclis’te kavga çıkması gepegenç çocukların bugüne kadar on binlerce evladını teröre kardeş kavgasına kurban vermiş bu milletin kanlı terörü tekrar yaşamasından çok daha iyidir. Ümidimiz tarafların sağ duyuyu devam ettirmesi çok zor da olsa yasal alt yapının sağlanarak bu isimlerin seçime girmesini sağlanmasının önünün açılmasıdır. Burada hükümetin doğu ve güneydoğuda bu kararlarla “en önemli ve tek rakibimden kurtuldum” mantığıyla bakmaması çok önemlidir. Ben Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’in bugün gelişmelerle yaptığı açıklamaları bu açıdan takdire layık buluyorum. Kürt siyasetçilere normal temsil hakkı ifade özgürlüğü her ne kadar söylediklerine karşı olsak da mutlaka tanınmalı. Türkiye’nin bence en çılgın projesi başta terör sorunu olmak üzere yıllardır ayağına pranga gibi yapışan bu sorun yumağından kurtulmak olmalıdır.

Yalçın Doğan – Hürriyet Gazetesi yazarı:
2002 seçimlerinde benzer bir vetoyla karşılaşan Tayyip Erdoğan’ın sorunu Meclis’te yasa değişikliği ile çözülüyor. Erdoğan’a milletvekilliği yolu açılıyor. Demek ki, istenirse çözüm var. Her türlü yasal engeli aşarak, yasal değişikliklerle BDP’lilerin vetodan kurtarılması gerek. Bu son derece haksız ayrıca bölge huzuru açısından tehlikeli bir karar. “Yasa böyle ne yapalım” deyip olayın üstüne yatmaya kalkmak son derece yanlış. Vetolar ve bunun karşısında iktidarı ve muhalefetiyle alınacak fiili siyasi tutum Kürt sorununu ve Türkiye’nin huzurunu etkileyecek nitelikte.

Yavuz Donat – Sabah Gazetesi yazarı:
YSK’nın kararı hukuken doğru fakat siyaseten yanlış. Yasa böyle diyor. YSK ne yapsın? Yasanın düzeltilmesi gerekiyor. Fakat bu da YSK’nın değil siyasetin işi. Seçime iki aydan daha az kalan bir dönemde Türk demokrasisi açısından hoş bir görüntü değil.

Sedat Ergin – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Öncelikle YSK’nın bu kararını hangi gerekçelere dayandırdığı konusunda kamuoyuna cevap verme yükümlülüğü vardır. Bunun yapılmamış olmasını topluma karşı önemli bir kusur olarak görüyorum. Kararın içeriğini çok sorunlu görüyorum. Yasal olanla demokratik meşruiyet arasında bir makasın ciddi bir şekilde açıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Bu kararın Kürt sorununun çözümünü daha da zorlaştıracağını düşünüyorum. Seçim boykotunun bir yararı olacağını sanmıyorum. BDP’nin “Her şeye rağmen demokrasi” sloganına sarılması gerekir.

Ahmet Hakan – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Yüzde 10 barajı çok yüksek bir baraj. Bütün sorun aslında bundan kaynaklanıyor. Bağımsız adayların ortaya çıkma gerekliliği yüzde 10 barajından kaynaklanıyor. YSK’nın kararı ise son derece problemli ve tartışmalı. Özellikle bazı adayların hakkındakiler. Onları tam olarak neye dayandırdıklarını bilmiyoruz. Ama her halükârda Türkiye’de siyasetin normalleşmesine darbe vuran bir karar. Bu kararın yansımaları önümüzdeki süreçte çok olumsuz bir şekilde ortaya çıkacak. İktidar, Kürt siyasetçilerin legal zeminde siyaset yapmalarının önünü açmalıydı. Bunun için yasal düzenlemeleri yapmalıydı.

İsmail Küçükkaya – Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni:
Ben işin hukuki boyutu bir yana siyaseten yanlış olduğu kanaatindeyim. Yaklaşan seçimlerin dengesini etkiler. Eşit şartlarda rekabetin gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum. YSK’nın bu kararı siyasi dengelere müdahaledir. Bölgedeki oy oranlarını da milletvekili sayılarını da etkileyecektir. Bu da çok önem verilen Haziran seçimleriyle ilgili bitmeyen tartışmaları gündemine taşıyacaktır. Eğer yapılabilirse mutlaka BDP’ye bunların yerine başka bağımsız adaylar koyma imkanı verilmelidir

Erdal Sağlam – Hürriyet Gazetesi yazarı:
Siyasi olarak çok önemli sonuçları olacaktır. Yeni TBMM’nin gündemi anayasa ve Kürt meselesiyken bölgenin orada temsil edilmemesi düşünülemez. Sadece bölgede değil Türkiye’de kaosa yol açabilecek bu sorunun mutlaka giderilerek seçimlere gidilmesi lazım. Zaten yüzde 10 barajı temsil imkanını sınırlamışken bir de BDP seçimlere girmezse seçimleri yapmanın hiçbir anlamını kalmaz, halkın iradesini yansıtmaz.

Derya Sazak – Milliyet Gazetesi yazarı:
Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP’nin desteklediği 12 bağımsız milletvekili adayını “veto” etmesi 12 Haziran seçimlerine ağır bir müdahale niteliğindedir. Bu vetolar, 12 Eylül askeri rejimini anımsatıyor. YSK kararı, 2007 seçimlerinde Anayasa Mahkemesi’nin “367 darbesi”, Genelkurmay’ın 27 Nisan “e muhtıra”sını çağrıştıran bir müdahaledir. 12 bağımsızın yerine başka aday gösterilemez ve BDP seçimden çekilme kararı alırsa ne olacaktır? AKP Güneydoğu’da tulum çıkarırsa seçime gölge düşmeyecek mi? Ankara’da tuhaf şeyler oluyor. Seçim sabote edilmek mi isteniyor?!
Derya Sazak’ın konu ile ilgili yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Amberin Zaman – Habertürk Gazetesi yazarı:
Türkiye’de ileri demokrasiden bahsedilirken sivil siyasette var olmaya çabalayan Kürt siyasetçilere “Hayır olamazsınız” denmektedir. Buradan çıkan iki netice var. Birincisi demokrasiye bir darbe daha vurulmuştur. İkincisi etnik Kürt milliyetçiliği daha da güçlendirilmiştir.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ender Helvacıoğlu: “Hukuktan umudumuzu kestik. On gram mantık, bir gram vicdan…”

Baha'ların davasının iddianamesinde suç delili olarak gösterilenler gerçekten suçsa/ Türkiye nüfusunun en az yarısını da tutuklamak gerekir. Ama zaten böyle...

Kapat