Walter Benjamin’de eskatolojik* unsurlar – Mahmut Koyuncu

Günümüz siyasetine yön veren “insan-dışı” siyaset, akıl almaz boyutlara ulaşan teknolojik ilerlemeye bağlı yaşam modelleri üretme üzerine kendini konumlandırma sahasında hızla ilerliyor. Bu ilerlemenin getirmiş olduğu tıkanıklığı yeni yeni fark etmeye başlayan sol siyaset çevreleri ya da oluşumları Marksizm’i, Tarihsel Maddeciliği ve evrimsel inanışı yeniden sorgulama çabası içinde görünüyor. Ama bunu yaparken hala kemikleşmiş bir tarihsel anlayışı da terk etmemiş gibi görünmektedir. Zaman anlayışları hala düz-ilerlemeci bir tarzda devam etmekte ayrıca referans noktalarının skalası pek değişmemektedir. Marksizm daha çok Fransız Toplumculuğu, İngiliz Ekonomi Politiği ve Alman Felsefesi üzerinden kendini inşa ederken görmezden geldiği ya da pek dikkate almadığı “Romantik” geleneğin yaşam’ı öne çıkaran anlayışına bugünlerde pek de ihtiyacı varmış gibi görünüyor. Modernite’nin içinde taşıdığı yaşam-dışı potansiyelleri daha o dönemden gören Romantikler’in çabası daha çok edebiyat çevreleriyle sınırlı kaldığı için siyaset sahnesinde pek de etkili olamamıştır.
Bu geleneğin felsefi-politik arenadaki en büyük sürdürücüsü gözüyle bakılan W.Benjamin, İlerlemeci-Doğrusal tarih anlayışıyla hareket eden Marksist-Devrimci anlayışların bu tarihsel anlayıştan kopmadığı sürece uygarlığın ister istemez kötüye doğru evrileceğini dile getirir. Teoloji’i es geçen devrimci anlayışın kapitalist dünya anlayışıyla aynı dümen suyuna gideceğini söyler. Bundan kurtuluş ümidini de “geçmiş”te görür yani geçmişle kurulacak bağlar üzerinden bir gelecek kurulabilir. Bundan yola çıkan Benjamin Tarih tezlerinde proleter sınıfın tarihe Mesiyanik bir müdahaleyle zamanı durdurup geçmiş ile bir muhasabeye girilmesi ve altta kalanların, ezilenlerin tarihini ortaya çıkarmak gerektiğini dile getirir.(1)

Bir Alman-Yahudi aydını olan W. Benjamin diğer Alman-Yahudi aydınlarının çoğu gibi Yahudi sorununa bir etik mesele çerçevesinde bakmıştır. Siyonizme mesafeli bir yaklaşımı vardır. Yahudiliğin bir politik seçenek olarak belirmesine kuşkuyla yaklaşmış, parti çıkarlarının her şeyden üstün tutulduğu ve fikre yer açılmadığını savunup mesafesini korumaya çalışmıştır diyor, Gürbilek(2). Onun için bütün aidiyet’ler sorgulanabilir olduğu için ve her kültürel mirasın bir barbarlık alameti olması, aradaki bu mesafenin oluşmasında temel etkendir. Sonradan yakın arkadaşı Gerhard Scholem(3) aracılığıyla Yahudi mistisizmi ve Kabala’ya yakınlık duymaya başlamıştır. Her kültürel mirastan kurtarılabilecek bazı parçacıkların olabileceği inanışıyla Yahudi mistisizmi ve kurtarıcı bir metafor olan Mesih figürü onun gelenekleriyle oluşturacağı bağ için bir fırsat tanımıştır. Tarih tezlerinin ortak öğesi olan Mesihçilik daha doğrusu Derrida’nın Mesihçi olmayan Mesihsellik(4) diye tanımladığı biçimiyle, Benjamin için tarihin akışını sona erdirecek olan devrim ile yakın benzerlikler taşıyordu.

Mesihçilik, var olan dünyanın tümüyle reddine dayanan, ancak bu dünyanın yıkıntısı üzerine kurulabilecek bir gelecekte umut gören, bir başka deyişle umudu kıyamet gününe erteleyen bir gelecek görüşüydü. Kurtuluş, tarihin sonucu ya da hedefi değildi; tarihle kesin bir kopuşu içeriyordu. Bugünden geleceğe, sürgünden özgürlüğe ancak bir sıçramayla, tarihin sona ermesiyle geçilebileceği varsayımına dayanıyordu. Bu da Mesihçiliği hem aydınlanmacı hem de tedrici çözümler öneren politik projelerden-ilerleme, evrim ve reform fikrinden, sosyal demokrasiden, liberalizm ve Siyonizm- ayırıyordu. Bu yönüyle de Mesihçilik Benjamin’e bir yandan devrimi kavramsallaştırmasını sağlayacak dili vermiş, bir yandan da “ikili ruhu’nun –Yahudi ve Alman- olmanın barışmasını değil de varolabilmesinin yolunu açmıştı: Avrupa kültürünün krizini bir Yahudi radikalizmiyle, Yahudi sorununu da Avrupa kültürünün radikal bir eleştirisiyle yeniden tanımlama imkanı sağlamıştı.(5)

Yahudi mistisizmindeki Mesih kavramı yani bir kurtarıcı bekleme umudunun, Yahudiliğin en güçlü inançlarından biri birisi olduğu söylenebilir. Mesih, genel olarak toplumlardaki “beklenilen kurtarıcı” figürü, umudun bittiği yerde başlayan/filizlenen yeni umudu ifade eder. Çaresizliğin ortasında geleceğe umutla bakmak ya da geleceğin güzellikler getireceğini beklemek ve umutla yaşamak insanı diri tutan bir şey olsa gerektir. Bu anlamda Yahudiler bozgun üstüne bozgun yaşadıkları bir atmosferde gelecekten umutla söz etmişlerdir.(6)

Mesih’in tarih dışından gelip varolan düzene radikal bir darbe indirmesi, kötülüğü sona erdirip ebedi adalet ve iyiliği inşa edeceği anlayışı; Benjamin’in ilerlemeci-doğrusal tarih anlayışıyla epistemolojik kopuşu getirecek ilham kaynağını oluşturmuştur. Politik bir dilden ziyade teolojik bir dille yazılmış Tarih Üzerine Tezler’de kendisini tarihsel maddeci olarak görüp, varolan tarihsellik(historisizm) anlayışına kutsal bir dille saldırmaya çalıştığı görülür. Bu kutsal dil anlayışı Yahudi mistisizmi ve gnostisizminden kaynaklandığı düşünülebilir. Yani her yazılanın altında gizli bir bilgi(kabala) olduğuna işaret etmek içindir. Her cümleyi ayet gibi ele almıştır. Kabala kelime olarak “gelenek”, “almak, anlamak, kavramak” ve “ilham edilmiş, ihata edilmiş bilgi anlamına gelir. Bunların yanı sıra kabala “gizli bilgi” anlamına da gelmektedir. Yahudi mistisizmi,ve gnostisizmi olan “kabala”, tanrı insan ve kainat hakkındaki Batıni mistik doktrinleri ifade etmektedir.(7)

Kabala’nın Yahudiler arasında Batıni bir literatür olarak tanınması Benjamin’in de mistisizmden ilham alarak, tarihsel maddeciliğin görmezden geldiği teoloji’ye arka çıkması; onu Marksist literatür içinde Batıni biri olarak görebilmemize olanak sağlar. Bu teolojik dil Kabalacılar’ın kendilerince Torah metinlerinin gerçek anlamlarını ortaya çıkarmalarına bağlanabilir. Kabbalacıların yaptıkları basit bir tefsir faaliyeti değildir. Onlar kelimelerin arkasında duran gizli anlamı ortaya çıkarmaya, kelimelerin ötesine geçmeye uğraşmaktır. Onlar için önemli olan Torah’ın kelimeleri değil kelimeleri oluşturan harflerdir. Zira harflerin rakamsal karşılıkları vardır ve onlar gizli anlamın şifreleridir.(8) Bu şifrelerden yola çıkan Kabalacılar, Mesih’in ortaya çıkacağı tarihi saptama çalışmışlardır.

Benjamin’in yukarıdaki tezlerde irdelediği düşüncelerde “geçmiş” ile bağımızın sürekliliği üzerinde durulmuştur. Şu anda yaşadığımız zaman geçmiş üzerinde yükselmiş ve onu da içine alarak bugüne gelmiştir. Geçmiş ile bağımız yadsınamaz bir gerçektir. Geçmiş “geçmiş” değildir bugünde yaşıyordur. Geçmiş kuşaklardan kalan beklentiler, umutlar, yakarışlar aynı zamanda sevinç öğeleri vardır soluduğumuz havada. Şimdi varolanlar üzerinde düşünürsek geçmiş ile bağımızı tümden koparmış oluruz. Aynı şekilde günü düşündüğümüzde yine bize ait bir şey yoktur çünkü kötülük her tarafı sarmıştır ve mutluluk imgesini yakalamamız imkânsızdır. Geçmiş nasıl da bizi bekledi ve onlarla buluşmamızı umut ettiyse bizim de mutlu olmamızın altında yatan düşünce gelecekten olan beklentilerimizdir. Öyle ise ölü bir geçmişten bahsedilemez. Sadece sesi kısılmış bastırılmış bir geçmiş vardır ve bizimle aynı dertleri ve sevinçleri paylaşabilecek bir geçmiş, yani söz sahibi olmak isteyen bir geçmişten bahsedilebilir. Bizden bir şeyler bekleyen ve haklı olarak talep eden bir geçmiş vardır üstümüzde. Çünkü bu geçmiş yok sayılan bir geçmiştir. Ölü addedilmiş ya da hiç var olmamış gibi gösterilmiştir. İşte kurtarılacak olan da budur. Tarihsel maddeci bunu görmelidir. Yani yok sayılan geçmiş’in kimin geçmiş’i olduğu açığa çıkarılmalıdır.

Kabul gören geçmiş, bugünün Hükmedeninin geçmişi ise eğer; sadece soluduğumuz havada yaşamaya çalışan “geçmiş” diriltilmeli ve yeniden hayata kavuşturulmalıdır. “Nedensellik” anlayışıyla hareket eden tarihçinin görmezden geldiği nokta bu aşamada kendini belli eder. Yaşadığımız anın, daha doğrusu Benjamin’in deyişiyle “şimdi’nin zamanı” geçmişle kurduğu kümeleşme, ve neden bugün’ün böyle olduğu yönündeki dizi halinde ilerlemeye mahkum tarih anlayışından kurtulacaktır. Dolayısıyla gelecek kuruluş için de belli bir takım nedensel durumlar yaratma ihtiyacından kurtulacaktır. Çünkü geçmiş yani Tarih bugünden kurgulanan bir şeydir. Yaşadığımız olayların veya olguların başka bir takım olaylara neden olup peş peşe gelecek olaylar dizisinden sonra olma ihtimali doğacak olan Kurtulma Umudu da yadsınmış olacaktır böylelikle. Aynı zamanda da bir aldanma biçimidir bu. Geçmişle olan anlaşmamızdan ve gelecekle olan birlikteliğimiz için “beklenilen” vuruşu yapmak gerekmektedir. Zamanı durdurma, Mesihleşmek anı işte bu andır. Bizi “beklenilen” konumuna sürükleyen bu olmalıdır. Burada Kabala’nın yoğun izleri görülür Benjamin’de. “Kabala’da temel düşünceler bozuk dünya düzeninin yeniden kuracak olan Mesih’in bir gün geleceği inancı etrafında dönmektedir.(9) Bizim de doğal olarak gelecek kuşaklardan bekleyeceğimiz budur. Öyle ise bir kurtarıcı olarak görülmesi gereken biz, bu rolü nasıl oynamalıyız? Mesih’in tek kişilik figür olduğunu hesaba kattığımızda ve tarih dışından gelip işleyen düzene müdahale ettiğini düşündüğümüz vakit bunu gerçekleştirecek olan tarihsel maddeci anlayışın kolektif bilincini hesaba katarak bunun şimdiki kuşaklar tarafından ya da asıl olarak proleter sınıf’ın üstlenmesi gereken bir rol olduğu görülür. Kısaca tek başına gelip işi çözen Mesih’in toplumsallaşması ve kolektif müdahalesi ile bu işin gerçekleşeceğini ummak gerekir. Dolaysıyla bu Mesihsel güç, yani tek kişide sabitlenen güç, bu toplumsallık arasında paylaştırılarak, dağıtılarak daha zayıf bir güç durumuna gelecektir.

Yahudi geleneğinde bir takım hesapların yapılması sonucu kehanetlerin ortaya atılması ve bu hesaplamaların yanılması sonucu oluşan hayal kırıklıklarını önlemek amacıyla Rabbiler hesaplamaya karşı çıkmışlardır. Rabbiler buna başka şeyleri de ekleyerek şöyle ifade ederler: Yedi şey insanlardan gizlenmiştir. Bunlar; ölüm günleri, rahata erecekleri günler, ilahi yargı, komşunun kalbinde olan, kişinin ne kazanacağı, Davud’un hanedanının ne zaman geri döneceği ve şeytani günah krallıklarının ne zaman sona ereceğidir. Bunları kimse bilemez.(10) Kehanetin bu şekilde yasaklanması Yahudilerin umutlarını ertelememiştir. Geçmişte Davut veya Süleyman zamanından kalan Altın Çağ düşünceleri Torah’ta mevcuttur. İyilikten gelen ve Tanrının cezalandırmasıyla kötüye giden bir zaman’dır yaşantı onlar için. Bu bir yerde son bulacaktır elbet. O çağların tasavvuru zamanı içi doldurulacak bir duruma getirmez. Kötülük her tarafı sarmıştır. İyiliğe dair hiçbir şey kalmamıştır. Yani Mesih’in gelmesi için yeteri kadar alamet mevcuttur. Yeterince ceza çekilmiştir artık. Tam zamanını tahmin etmek yasaklanmış ya da bilinemez bir şeyse de Mesih’in gelmesine her an hazır olmak gerekmektedir. Sıçrama anı yakındır. Mesih bu alametlerden sonra aradan sıyrılıp ortaya çıkacaktır. Karartılan “gelecek”, umut etmeyi engellemez Yahudiler için. Umut etmeyi gerektirecek yeteri kadar kanıt mevcuttur yeryüzünde. Mesiyanik zaman kırıntıları uçuşmaktadır ortalıkta.

Benjamin’in Historisizim anlayışından Kopernik tarzı kopuşu gerçekleştirdiği Tarihsel Maddeci anlayışın dayanakları bu “Mesihsellik” anlayışa dayanır. Mesih’in İmdat frenini çekmesi ve kötü’ye doğru giden tarihe son vermesi zamanı çoktan gelmiş bulunmaktadır. Başka bir zaman ve tarih anlayışı zamanıdır. Tarihsel maddecinin bunu bilmesi ve görmesi gerekmektedir. İlerlemeci tarih anlayışında yani iyi’ye doğru giden tarihte Mesih’in yeri olamayacağına göre bu anlayışı parçalamak gerekmektedir diyor, Benjamin.

Benjamin’in kültürleri birer barbarlık abideleri, bir enkaz olarak gördüğünü ama bu enkazdan da mutlaka kurtarılması gereken şeyler olduğuna inanmasıdır. Günümüz Marksistlerinin bu minval üzerinde durup düşünmeleri gerekmektedir. Marksizm’in dünya pratikleri sorgulanırken tümünün reddi veya tümünün kutsanması biçiminde değil de içinden kurtarılacak neler var buna bakmak gerek.

Mahmut Koyıncu**

1.Walter Benjamin, Son Bakışta Aşk, Tarih Kavramı Üzerine, Tez II, XVII, XVIII, Ek A, B, Metis yay. ss. 39-49
2.W. Benjamin a.g.e, önsöz Nurdan Gürbilek, ss. 13
3.George Steiner, “Delik Deşik Bir Arkadaşlık: Walter Benjamin ve Gershom Scholem Arasındaki Mektuplaşmalar”, çeviren Nuri Plümer, Oluşum sayı 43, Mayıs 1981, ss.41-43
4.Derrrida, “Marks’ın Mahdumları” Ayrıntı yay., ss 76.
5.Walter Benjamin, “Son Bakışta Aşk” , sunuş ve hazırlayan Nurdan Gürbilek, Metis ss. 19
6.Cengiz Batuk, “Tarihin Sonunu Beklemek, Ortadoğu Dinlerinde Eskatoloji Mitosları”, İz yay. Ss. 66
7.C. Batuk, age, ss. 103
8.C. Batuk, age, ss. 104
9.Küçük, Dönmeler Tarihi, ss.149-155; ayrıca bakınız Green Stone The Messiah Idea, s.20
10.Pesahim,III, 54, B.T, aktaran C. Batuk, a.g.e, s.97

*Eskatoloji (Yunanca έσχατος yani “son” sözcüğünden) teoloji (dinbilim) ve felsefenin bir bölümüdür. İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihinin sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir.

**Mimar Sinan Üniv. Sosyoloji Master Mezunu, Öğretmen, çesitli gazete ve dergilerde sanat ve siyaset üzerine yazılar yazdı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here