Kapitalist Dinsel Düşünce: Din Olarak Kapitalizm – Walter Benjamin

Walter BenjaminKapitalizm bir din olarak görülebilir. Başka bir deyişle kapitalizm esas itibariyle daha önce dinin yanıtladığı benzer endişeleri, ıstırabı ve kaygıyı tatmin etmeye hizmet eder. Weber’in düşündüğü gibi yalnızca dinsel olarak belirlenen bir yapıdan ziyade, aslında dini bir fenomen olarak kapitalizmin dinsel yapısının kanıtı, bugün halen insanları yanlış yoldan sonsuz, evrensel bir polemiğe sürükler. Direndiğimiz ağın rehavetine kapılamayız. Yine de etkili bir görüş daha sonra mümkün olacaktır.
Bununla birlikte, halihazırda kapitalizmin dinsel yapısının üç niteliği ayırt edilebilir. Birincisi, kapitalizm belki de şimdiye kadarki en aşırı katışıksız dinsel tapınmadır. Kapitalizm içerisinde her şey ancak doğrudan tapınma ilişkisi içerisinde anlam kazanır: Hiçbir özel dogma, teoloji ayırt etmez. Bu bakış açısından faydacılık onun dinsel rengidir.

Devamı…Kapitalist Dinsel Düşünce: Din Olarak Kapitalizm – Walter Benjamin

Yazarlık tekniği üzerine on üç tez: Walter Benjamin’den değişmeyen öğütler

walter benjamin1892 Berlin doğumlu. İlk edebiyat yazıları Der Anfang (Başlangıç) adlı dergide yayımlandı. Üniversitede felsefe öğrenimini sürdürürken “Freie Studenschaft” (Özgür Öğrencilik) adlı öğrenci hareketinde yer aldı. 1917’de yerleştiği İsviçre’de Bern Üniversitesi’nden “Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı” adlı teziyle doktorasını aldı. I. Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda Bloch, Adorno, Horkheimer ve Brecht’le tanışmasıyla birlikte giderek Marksizme yöneldi. Yakın ilgi duyduğu mistisizmin de etkisiyle kendine özgü bir estetik ve eleştiri anlayışı geliştirdi. 1940’da İspanya-Fransa sınırında Gestapo’ya teslim edileceği olasılığı karşısında intihar etti. Frankfurt Okulu ya da Eleştirel Kuram adıyla tanınan hareketin estetik kuramcılarından biri olarak değerlendirilen Walter Benjamin, 1970’lerden itibaren tüm yapıtlarının bir çok dilde yayımlanmasıyla, geniş bir tanınırlık kazandı, sanat ve eleştiri anlayışını derinden etkiledi.

Devamı…Yazarlık tekniği üzerine on üç tez: Walter Benjamin’den değişmeyen öğütler

“Her sanatçının intiharı kalbinde gizlidir…” Sanatçılar ve intihar üzerine – Cezmi Ersöz

Cezmi Ersöz“Sizinle, sanatçılar ve intihar üzerine konuşmak istiyoruz. Bize zaman ayırabilir misiniz?”
Sesi oldukça gençti arayan televizyoncu kızın. Üzerinde çok düşündüğüm bir konu olmasına rağmen; yine de intihar, sözü beni biraz irkiltmişti.
“Neden, ben?”diye sormadan edemedim bu yüzden. “Sizin bu konuda bize çok şey anlatacağınızı düşünüyorum da ondan, “diye yanıt verdi televizyoncu kız.
Sanatçılar ve intihar. Evet, aslında haklıydı. Bu konuda çok şey okumuş ve yaşamıştım.
Aklıma ilk anda, Nilgün Marmara gelmişti. 27 yaşında aramızdan ayrılmıştı, intiharından yıllar önce, onunla tanıştığımız ilk günlerden itibaren, İntihardan çok sık söz ederdi Nilgün. Zaten tez konusu intihar ederek yaşamına son veren Amerikalı şair Sylvia Plath’dı.

Devamı…“Her sanatçının intiharı kalbinde gizlidir…” Sanatçılar ve intihar üzerine – Cezmi Ersöz

Modern memuriyetin merhametsizliği: Kafka üzerine bazı düşünceler – Walter Benjamin

KafkaKafka’nın yapıtı, bir yanda mistik deneyimi (daha özel anlamıyla gelenek deneyimini), diğer bir yanda modern kent sakininin deneyimini kapsayan, birbirine çok uzak ve çok ilişkili odakların oluşturduğu bir elipstir. Modern kent sakininin deneyiminden konuşacak olursak, söylenecek çok söz var. Bir yanda modern kent bireyini düşünüyorum; memuriyetin dünya kadar mekanizmasının merhametine kaldığını bilen, vazifeleri asıl bağlı oldukları yetkenin bilinmediği otoritelerce yönetilen ve bununla başa çıkmak üzere yalnız bırakılan modern yurttaş (romanlarının anlam katmanlarından birinin, özellikle Dava’nın bu söylediğim şey tarafından çerçevelendiği biliniyor). Modern büyük kent sakini dediğimde bugünün çağdaş fizikçilerinden de bahsediyorum. Biri, Eddington’ın Fiziksel Dünyanın Doğası metninden alınmış şu aşağıdaki bölümü okusa, gerçekte Kafka’nın konuştuğunu duyar gibi olur:

Devamı…Modern memuriyetin merhametsizliği: Kafka üzerine bazı düşünceler – Walter Benjamin

Brecht’le söyleşiler – Walter Benjamin | “Eski iyi şeylerden değil, kötü yeni şeylerden işe başla”

1934 4 Temmuz. Dün Brecht’le hasta odasında benim “Üretici Olarak Yazar” başlıklı yazım üzerinde uzun uzun konuştuk. O yazımda, edebiyattaki teknik ilerlemelerin sanat biçimlerinin (dolayısıyla, düşünsel üretim araçlarının) işlevini değiştirdiğini, bu yüzden, edebi eserlerin devrimci işlevleri açısından değerlendirilmesinde tekniğin bir ölçüt durumuna geldiğini söylüyordum. Brecht bu teorimin yalnızca bir tür yazara, büyük burjuvazinin yazarlarına uygulanabileceğini düşünüyor, kendini de bu tür yazarlar arasında sayıyordu. “Böyle bir yazar için,” diyordu, “kendi çalışmalarıyla işçi sınıfının çıkarları arasında gerçek bir dayanışma noktası vardır: ve bu noktada yazar kendi üretim araçlarını geliştirebilir. Çünkü yazar işçi sınıfıyla bu noktada özdeşleşir, gene aynı noktada, yazar, bir üretici olarak, bütünüyle işçileşir. Yazarın bir noktada bütünüyle işçileşmesi, işçi sınıfıyla o alanda her zaman dayanışma içinde olmasını sağlar.” Becher gibi işçi sınıfı yazarlarıyla ilgili eleştirimi çok soyut buldu Brecht, bu düşüncesini de Becher’in devrimci edebiyat dergilerinden birinin son sayısında çıkan “Ich sage ganz offen” (Açık Söylüyorum) adlı şiirini çözümleyerek geliştirmeye çalıştı.

Devamı…Brecht’le söyleşiler – Walter Benjamin | “Eski iyi şeylerden değil, kötü yeni şeylerden işe başla”

Walter Benjamin’de eskatolojik* unsurlar – Mahmut Koyuncu

Günümüz siyasetine yön veren “insan-dışı” siyaset, akıl almaz boyutlara ulaşan teknolojik ilerlemeye bağlı yaşam modelleri üretme üzerine kendini konumlandırma sahasında hızla ilerliyor. Bu ilerlemenin getirmiş olduğu tıkanıklığı yeni yeni fark etmeye başlayan sol siyaset çevreleri ya da oluşumları Marksizm’i, Tarihsel Maddeciliği ve evrimsel inanışı yeniden sorgulama çabası içinde görünüyor. Ama bunu yaparken hala kemikleşmiş bir tarihsel anlayışı da terk etmemiş gibi görünmektedir. Zaman anlayışları hala düz-ilerlemeci bir tarzda devam etmekte ayrıca referans noktalarının skalası pek değişmemektedir. Marksizm daha çok Fransız Toplumculuğu, İngiliz Ekonomi Politiği ve Alman Felsefesi üzerinden kendini inşa ederken görmezden geldiği ya da pek dikkate almadığı “Romantik” geleneğin yaşam’ı öne çıkaran anlayışına bugünlerde pek de ihtiyacı varmış gibi görünüyor. Modernite’nin içinde taşıdığı yaşam-dışı potansiyelleri daha o dönemden gören Romantikler’in çabası daha çok edebiyat çevreleriyle sınırlı kaldığı için siyaset sahnesinde pek de etkili olamamıştır.

Devamı…Walter Benjamin’de eskatolojik* unsurlar – Mahmut Koyuncu

Kahraman ve “Tragedya” Açısından Lukacs, Brecht ve Benjamin*

Lukacs modern sanatı totalite duygusundan, totalite anlayışından ve belirli bir perspektif ten yoksun olduğu için eleştiriyor ve beğenmiyordu. Oysa, Brecht ve Benjamin’e göre, 19. Yüzyılın ortalarına kadar yaşanan toplumsal realite, realiteyi algılayan sanatçının bu ikisine sahip olmasına hâlâ olanak tanımaktaydı. Yaşadığımız Yüzyıl ise sanatçıya böyle bir totalite duygusu ve bütün’ün kavranabilmesinden oluşacak perspektif edinme olanağı tanımamaktadır. Yaşadığımız Yüzyıl, gerçekliğin “sahih” yüzünü görebilmemiz için açık seçik bir perspektife yaslanmaktan, gerçekliği bir totalite olarak görebileceğimizi sanmaktan çok, gerçekliği (realiteyi) oluşturan ayrıntılardan, önemsiz bulunduğu için kenarda-köşede kalmış şeylerden yola çıkmamızı gerektiriyor. Bu nedenle, günümüzün sanatı fregmancı olmak zorundadır.

Devamı…Kahraman ve “Tragedya” Açısından Lukacs, Brecht ve Benjamin*

Alman Eleştirmen ve Yazar Walter Benjamin ve Epik Tiyatro Üzerine Üç Metin

nullÇağımızın ünlü Alman eleştirmen ve yazarı Walter Benjamin (1892-1940), Berlin ve Freiburg’da felsefe öğrenimini gördü. Birinci Dünya Savaşı sırasında İsviçre’ye yerleşerek öğrenimini Bern’de sürdürdü. 1919 da yazdığı ve bugün önemli yapıtlarından sayılan “Alman Romantizm Döneminde Sanat Eleştirisi Kavramı” (Der Begriff der Kunstkritik in der deutschen Romantik) başlıklı doktora tezini verdikten sonra Berlin’e döndü. 1923-25 yılları arasında yazdığı “Alman Tragedyasının Kaynağı” (Der Ursprung des deutschen Trauerspiels) adlı doçentlik tezi Frankfurt Üniversitesince geri çevrilince, Benjamin serbest yazar, eleştirmen ve çevirmen olarak yaşamaya başladı. 1933 de Nazilerin yönetime gelişlerinden sonra, Yahudi asıllı olmasından ötürü Almanya’dan ayrılıp Paris’e yerleşti. 1940 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmek üzere Fransa’dan İspanya’ya geçerken, bir sınır görevlisinin şantaj girişiminde bulunması üzerine, Gestapo’nun eline düşme korkusuyla kendini öldürdü.

Devamı…Alman Eleştirmen ve Yazar Walter Benjamin ve Epik Tiyatro Üzerine Üç Metin