Öykü |Çamlı Evler Kooperatifi, Kurban Kanı – Rıfat Ilgaz

İlk taksiti yatırdığım gün taaa merdivenin alt basından seslendim bizimkine: «Salime, oldu bu iş! Altı aya varmaz içindeyiz!»
Birinci ikramiye vurmuş bir piyango bileti gibi sallıyordum elimdeki makbuzu. Bir Köroğlu, bir Ayvazdık ama tam otuz beş yıldır kira evlerinde sürtmekten, ev sahiplerinin ağız kokusunu dinlemekten iflahımız kesilmiş, kanımız kurumuştu. Saymakla tükenmezdi çektiklerimiz… Kiracının, ev sahibi gözünde sinek kadar değeri, haysiyeti yoktur. Kapının önüne silkelenecek çöp tenekesinden farksız görür en hali vakti yerinde kiracısını bile.
Söyle rahat soluk alabildiğimiz bir apartıman katında bile ancak iki yıl oturabilmis, bu musibet yere tasınmıstık. Burada rahat mıydık sanki? Daha ikinci ayında aklı basına sonradan gelmis gibi hemen bir tahliye dâvası açmıstı. Bir sinir savasıdır baslamıstı aramızda. Diken üstünde oturuyorduk sanki…
Su kadar yıl devlet kapılarında sürten bir memurdum. Cebimize henüz bir anahtar koyamamıstık ama, ilk taksidin makbuzunu koymustuk ya…
Bir kağıt parçasında bahçesi ile birlikte bir ev görecek kadar zengin bir hayal gücümüz olduğunu bu gece anlamıstım. Karım, bahçesinde ayçiçeği yetistiriyor, sonra cayıyor, tavuk beslemeğe kalkısıyordu. Tek katlı olacaktı evimiz… İki oda… Bir mutfak..: Kooperatifin müdürü bilgili bir adama benziyordu. Açık kahverengi bir kâğıdın üstündeki parsellenmis arsalara bakmıs, bana, günes gören bir ev vereceğini söylemisti. Demek bizim ev, doğuya karsı olacaktı. Arsalar satılır satılmaz hemen temeller kazılacaktı. Dediğine göre bu kıs arsalar satılır, ilkbaharda temeller atılırdı, önümüzdeki kıs mutlaka anahtarını korduk cebimize. Yaza doğru karım bahçede, boyunca ayçiçeği yetistirirdi.
Ertesi sabah, beni alaca karanlıkta uyandırdı Salime:
«Kalk!» dedi, «Gidelim, görelim!»
«Neyi be yahu?»
«Evimizi!»
«Ne evi hanım? Daha temeli bile atılmadı!»
«Canım ben de biliyorum temeli atılmadığını. Hiç olmazsa yerini görürüz. Deniz görüyor mu, görmüyor mu? Florya’dan çok uzak mı, asfalt geçiyor mu, geçmiyor mu?»
«Ayol acelen ne? Dur hele, öğreniriz!..»
«İçim rahat etmiyor, kalk gidiyoruz… Ben çayı demledim bile!»
Çayları içer içmez girdik yola… Florya’ya gitmenin bir zorluğu yok! Kırkbes dakikada indik Sirkeci’ye, atladık trene, doğru Florya! Zorluk bundan sonra baslıyordu. Vurduk tepelere… Kan ter içinde evin yerini aradık. Kooperatif müdürünün dediğine göre, asfalttan ancak çeyrek saat uzaktaydı. Deniz ayağımızın altında olacaktı… Ev yapılacak bütün bos tepeleri karıs karıs taradık. Çamlı evler dendiğine göre mutlaka bir iki çam olacaktı. Bütün gün dolastık, ne çama rastladık, ne de parsellenmis arsalara… Önümüze gelene: «Çamlı evler nerde?» diye soruyorduk. Yüzümüze saskın saskın bakıyorlar, sonra
saflığımızla alay eder gibi:
«Ne çamı?» diyorlardı, «Bu tepelerde çam değil, ot bile yetismez!»
Bu sefer biz onların saflığına gülüyorduk:
«Göreceksiniz!» diyorduk. «Kooperatif buralara bahçeli evler yapacak. Ayçiçeği bile yetistireceğiz bahçesinde…»
Ertesi gün, Çamlı Evler Kooperatifinde aldım soluğu:
«Nerde bizim evlerin yeri?» diye dikildim müdürün karsısına.
«İste!» dedi.
«Nerde yahu?»
Elindeki cetveli, duvardaki kâğıdın üzerinde gezdirerek:
«İste!» dedi, «Görmüyor musun?»
Gözlüğü taktım. O, durmadan anlatıyordu:
«Su caddeyi görüyorsun değil mi?.. Geç ana caddeyi! Birinci sokağa sap, elli metre kadar yürü! Kösedeki ev… Sizin ev!»
«Çamlar nerde?»
«Ne çamları?»
«Çamlar canım! Çamlı evler kooperatifi değil mi bu?»
«Evet Çamlı Evler Kooperratifi!»
«Çamlar nerde?»
«Çamlar mı? Ne çamları, siz dikeceksiniz… Uzmanların raporu var, nah rapor!»
Çekmeceyi çekti. Kapı kadar bir rapor dayadı gözüme.
«Güzeeel!» dedim.
«Biz eğer ayçiçeği yetistirirsek?»
«O da yetisir! Toprak her türlü çiçek yetistirmeğe de elverisli!»
«Peki!» dedim, «Su meselesi?»
«Suyun lafı mı olur… Terkos Gölü nah suracıkta… Bakın plâna, her köse basında bir çesme… Nah, sizin evin karsısında da bir çesme var… Surası yesil saha… Surası park… Surası çocuk bahçesi… Her evde… Hattâ her bahçede terkos, havagazı… Bakın caddedeki elektrik
direklerine, onar metre ara ile… Her taraf gündüz gibi!»
Aksam bizimkine müjde ettim:
«Gördüm!» dedim, «Bizim çamlı evleri… Bizim kösebasındaki evi de gözümle gördüm. Önünde çesme… Gerisinde yesil saha… Az ilerisinde çocuk bahçesi… Genis caddeler, muntazam sokaklar, her on metrede elektrik direkleri… Su, havagazı… Terkos Gölü
burnumuzun dibinde!»
Bir gazetenin arka sayfasında boydan boya Çamlı Evler’in plânını görünce bizimki de inanadı ister istemez. Kestik gazeteyi, duvara çaktık… Bir gazete de fazladan aldım, götürdüm
kooperatife:
«Gösterin!» dedim, «Bizim evin yerini!»
Müdür, yardımcısına emir verdi:
«Gösterin lütfen kırmızı kalemle! Beyefendi görsün!»
Müdür yard4mcısı, masanın üstündeki kalemi kapması ile isaretlemesi bir oldu.
«Ne teskilât?» dedim, «Herifler ezbere biliyorlar arsaları…»
«Aman bir yanlıslık olmasın!» dedim.
Acıyarak yüzüme baktı bütün memurlar!
Bizim kooperatif bu gazete ilânından sonra büsbütün parladı. Ne zaman gitsem kuyrukta on onbes kisi… Ellerinde ikiser bin liraları…
Dedikleri gibi ilkbaharda bir törenle temelleri atıldı. Kooperatifin önünden özel otobüsler kalktı. Tââââ arsalara yakın bir yere kadar güle oynıya gittik. Eh biraz da yürüdük tabiî. Yarım saat kadar… Henüz caddeler plândaki kadar düzgün değildi. Kooperatif müdürü belediye baskanını da davet etmisti. Nutuklar söylendi, kurbanlar kesildi. Bol bol kurban kanı karıstı temellere. Deniz, temel atılan yerden görünmüyordu ama, duvarlar yükseldikçe deniz
de görünürdü, karsıdan adalar da…
Ben artık bos vakitlerimi değerlendirecek bir eğlence bulmustum. Hemen atlıyordum bir trene… İki saat kadar da yürdükten sonra Çamlı Evlerin yükselen temellerini incelemeğe gidiyordum, ilk temeli atılan evler yirmiyi yirmibesi geçmiyordu ama… İlk taksidi yatıranlar arasında olduğum için benim hiç korkum yoktu. Bes tane de yapılsa biri benimdi.
Kösebasındaki olmamıs da çesme basındaki olmus ne çıkardı! Nerde olursa olsun simdiden evimi öğrenmeliydim.
Plândaki evimin yerini biliyordum ama onunla is bitmiyordu. İs arsasını bulup çıkarmaktaydı… Kooperatif müdürüne bu is için belâ olmaya basladım.
«Hangi ev benim?» diye asıldıkça asılıyordum.
Bir gün o kadar ileri gittim ki:
«Evimi göstermezseniz taksiti vermem!» diye direttim!
«Hele durun biraz!» dediler.
«Hemen göstermezseniz surdan suraya gitmem!»
Yeni müsterilerden korktuklarının farkına vardığım gün, is biraz daha kolaylastı.
«Gösteririz!» diyorlardı. Ama, önüme düsüp de gösteren çıkmıyordu. Bes on müsterinin ellerindeki parayla kuyruğa girdikleri bir gün:
«Haydi düsün önüme de gösterin!» dedim.
«Canım su kayıtlar bitsin!»
Kayıtlar bitince isin nereye varacağını biliyordum. Kooperatif müdürü:
«Buyrun!» dedi, «Gidelim!»
Atladık bir arabaya, Çamlı Evler’de aldık soluğu:
«İste!» dedi, «Surası!»
«Hani, kösebasında diyordunuz!»
«Ne yapalım!» dedi, «Burası düstü size!»
Ona da razı olduk. Ertesi gün sabah damladım. Ustabasının eline bir yüzlük tutusturdum:
«Bu ev benimdir!» dedim, «Aman sıvası temiz olsun!»
«Sen hiç merak etme!» dedi.
Bir yüzlük de marangoza verdim.
«Aman kapılar, pencereler budaksız tahtadan olsun!»
Bir yüzlük de badanacıya:
«Aman!» dedim. «Badanasına biraz da yesil boya damlat! Bizim Salime filizi renkten çok hoslanır!»
Kasımın sonuna doğru evler tamamlandı. Ayın onaltısında törenle tapular verilecekti.
Üçüncü taksit olan ikibin lirayı da vermis, tapuları bekliyorduk.
Tören günü bizimkini aldım yanıma… Kooperatif arabasını beklemeden sabah sabah damladık… Tam yirmidört tane gıcır gıcır ev, sahibini bekliyordu. Kapılar bile ardına kadar açıktı. Salime ile evimizi bulmus son incelemelerimize baslamıstık. Karım, açık yesil badanayı görünce ağzının suyu akmıstı:
«Aman ne güzel!» diyor, baska bir sey diyemiyordu. Kapıları, pencereleri açıp kapatıyor, bahsislerin bosa gitmediğini anlıyordu:
«Ben su odayı, yatak odası yapacağım!» diye tutturdu. «Canım olur mu?» dedim, «Cadde üstünde yatak odası? Burası oturma odası olsun!»
«Olmaz» diye diretiyordu, «Günes alan yalnız bu oda…» is kızıstıkça kızısıyordu.
Bizim eve doğru gelen çoluklu çocuklu bir ailenin fikirlerini alabilirdik. Öndeki kasap kılıklı adama:
«Efendim!» dedim, «Siz olsaydınız yatak odası hangisini yapardınız?.. Sunu mu, arkadakini mi?»
Herif boyunduruğa bakar gibi dikti gözlerini: «Anlamadım!» dedi, «Ne diyorsun sen?»
«Yani!» dedim, «Su odayı mı yatak odası yapalım, arkadaki odayı mı? Bizim hanım diyor ki…»
«Yahu!» diye gürledi. «Siz ne söylüyorsunuz? Kimin evine sahip çıkıyorsunuz siz?»
«Kendi evimize…» dedim.
«Bu evin size ait olduğuna dair bir vesika var mı elinizde?..» «Henüz yok!» dedim, «Bugün verecekler tapuları!» «Bu evin tapusu bizim üzerimize.» «Peki öyleyse siz gösterin!»
«Tapular bugün verilecek! Üçüncü taksidi yatırırken plânını gösterdiler!»
«Bize de gösterdiler!» «Yahu! Bu ev benim diyorum sana!» «Bu evin helasını alaturka yaptırdım. Tam ikiyüz lira verdim fazladan. Dusu, banyosu yok! Birine üçyüz lira verdim
kurna koydurttum!»
«Peki!» dedim, «Badanasını filizi yaptıran kim söyler misin?» Herif burnundan soluyarak üzerime doğru yürüdü: «Hele bak suna!» dedi, «Bizim hanım sarı olsun diye tutturmustu, bu isi sen bozdun demek! Gösteririm sana ben!»
Birden bir kalas parçası almasıyla kafama fırlatması bir oldu. Kadınlar araya girip bizi ayırmak isterlerken baktım kapıda bes nüfuslu bir aile daha belirdi:
«Yahu!» dedim, «Su canavara bakın bizim eve sahip çıkıyor!»
İki delikanlı fırladı ileri:
«Ne?» dediler, «Sizin eve mi? Bu ev nerden sizin oluyormus?»
«Kooperatiften öyle söylediler!»
«Çıkın dısarı bakalım! Kimse kalmasın içerde!»
Kasap direttikçe diretiyordu:
«Kimin evinden kimi çıkarıyorsunuz siz?»
Delikanlılar daha ağır basmıslardı.Onlar da yerden birer kalas kaptılar!
«Hayır!» diyordu kasap, «Bu is burada bitecek bugün!»
Onlar birbirlerini haklıya dursunlar. İki grup daha geldi, kapıda birlesti. Olanı biteni bir süre seyrettikten sonra içlerinden biri çıktı ortaya: «Arkadaslar!» dedi, «Bu evde sizin kadar bizim de hakkımız var. Bosuna hırlasmayın.
Evin temeline kâfi miktarda kurban kanı karıstı. Noterlikte kura çekmekten baska çarekalmadı.»
Bu «kan» sözü kasaba birseyler hatırlatmıstı. Bıçağına sarılmasiyle delikanlıların da,yeni gelenlerin de üzerine yürümesi bir oldu.
Onlar ne yaptılar bilmem, biz evi kurtaramadık ama canımızı kurtarmasını bildik.
Kuralar çekildiği gün bile görünmedik ortalıkta. Ya kura bize vurursa mı? Vurursa vursun!
Kafama bir kalas yememek için kasap evlerden birine yerlesinceye kadar oralarda görünmiyeceğim!

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Aziza Mustafa Zedah konser kayıtları

Aziza Mustafa Zadeh, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de dünyaya geldi. Piyanist ve besteci babası Vagif Mustafa Zadeh, mugam olarak bilinen geleneksel Azerbaycan...

Kapat