“Topraklar sahip olmak için değil, hatırlanmak içindir”* Unutulmuş Topraklar – Aslı Erdoğan

mucizevi-mandarinYazgıları olan ülke gibi serttiler, akıllı ve korkusuzdular. Bir ağaç kadar bağlıydılar toprağa; ama ona nasıl sahip olunduğunu hiçbir zaman anlamadılar.

Unutulmuş Topraklar

GÖKYÜZÜ yaşayanlarınsa, toprak ölülerindir. Bir bakış kadar gökyüzü, bir beden büyüklüğünde toprak. Buralarda, bu çoktan terk edilmiş, acımasız topraklarda bir zamanlar bir kabile yaşardı. Bu dağlar ve çöller ülkesinde sadece onlar bilirdi sağ kalmayı; dik, kayalık vadileri, bir başlayıp bir kaybolan dağ yollarını, diplerinde at iskeletlerinin çürüdüğü uçurumları, dorukları karlı volkanlarla çevrili çölün uçsuz bucaksız, kurak labirentini; bir tek onlar tanır ve sevebilirdi.

Yazgıları olan ülke gibi serttiler, akıllı ve korkusuzdular. Bir ağaç kadar bağlıydılar toprağa; ama ona nasıl sahip olunduğunu hiçbir zaman anlamadılar. Teker teker öldüler, kayalıklarda ve çölde, şu başını azıcık çevirdiğinde gözden yiten mağarada, ufuktaki tepenin arka yamacında, aşağıdaki geçitte, çalılarda, kumda… (Denmiştir ki, düşmanları ve yok edici tarafından bu küçük kabile yeryüzünün en usta ve tehlikeli savaşçılarından oluşuyormuş.) Yaz gecelerinde dağlardan birer ikişer iner, gizli vadilerde toplanırlardı. Atları ve yüzleri çözülemeyen işaretlerle boyanmış, ateşin etrafında dans ederek döner; içinden geldikleri toprağa, geleceğin efendisi Kutsal Ota ve koruyucuları dağlara şarkılar söylerlerdi. Ölülerini koydukları mağaraları, gözden yitene dek taşlarla örter, ölenden bir daha asla söz etmezlerdi. Böylece inanmazlardı ölüme. Yaptıkları büyüler öylesine güçlüymüş ki, görünmez olmayı bile bildikleri söylenmiştir. Gene de kaybedeceklerini ve yokluğu seçmek zorunda kalacaklarını biliyorlardı. “Gökyüzünün başımıza yıkılacağı günü bekliyoruz” demişti şefleri, ardı arkası kesilmeyen savaşların birinden sonra, “yok olmanın onurunu öğreneceğiz.” Şimdi, ruhları bile bıraktı bu toprakları, çoktan toprağa karışmış bedenlerini unutarak. İşgalciler de barınamadı buralarda, zaferlerinden kısa bir süre sonra çekip gittiler. O kabile asla istemezdi öyküsünün anlatılmasını, şimdi bu ülkeye adlarının verilmiş olduğunu da bilmiyorlar; bu yüzden hiç ses yok artık topraklarda, bir fısıltı, bir çığlık, bir gölge; tek bir işaret vermiyor bu unutulmuş topraklar. Bu hırçın, çorak, unutulmuş topraklar…

Aslı Erdoğan
Kaynak: Mucizevi Mandarin

*Don Juan

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Acının götürdüğü yere git – Ece Üremez

Psikolojik ya da fiziksel. Her türlü acı, ilham alma yetisini tetikleyerek yaratıcılık üzerinde büyük rol oynuyor. Üstelik işin bilimsel boyutu...

Kapat