Yaşar Kemal’in ilk öyküsü Pis Hikaye üzerine: Pislik tehlikelidir! – Hande Öğüt

Pis Hikaye‘Pis Hikaye’, kırsal dünyadaki ahlâk anlayışının, cemaatin hâkimiyet ilişkilerinin namus yasası doğrultusunda işlediğini göstermesi açısından değerli ve yetkin bir eser
Temizliğin pislikle savaşı hakkında şöyle der Mary Douglas: “Mutlak kir diye bir şey yoktur; sadece gözlemleyenin gözündedir pislik. Kir, düzene karşı bir saldırıdır. Kiri öldürmek negatif bir hareket değil, çevreyi düzenleme yönündeki pozitif bir çabadır.”
Yaşar Kemal de, 1946’da yazdığı ilk hikâyesi Pis Hikaye’de, kapitalizm ile feodal düzen eşiğindeki bir köyde, toplumsal ve bireysel pisliğin yok edilme çabasının, düzeni sürdürme yönündeki bir harekât olduğunu tema edinir.

Çukurova’nın bir köyündeki ‘namus davası’ çerçevesinde toplumsal, sosyal, psikolojik ve politik bağlamlardaki bireysel durumları irdeleyen hikâye, kendi pisliğini içinde taşıyan her arılık modelinin, tam da temizleme işlemi sırasında bozulacağını ve rutinin kendisinin yok edilmesi gereken kire dönüşeceğine dair mükemmel bir örnek. Kapitalizm öncesi dönemin belirli bir bölgede yaşayan Türk köylüsünü belli başlı nitelikleriyle betimleyen, köyün sert ve trajik gerçekliğini gösteren Yaşar Kemal, asla idealize etmediği köylüyü, göçebe ve feodal Toros insanını, bu ilk ama önemli hikâyesinde, toplumsal ve cinsel gerçekliği içinde acımasızca realize eder. Leit-motif, namus kavramı ve onun toplumsal algıya yansıyışıdır.
Dağ köylerinden kadın getirip satan Cabbar Gülenoğlu, elindeki tevatür avratı köylünün de yüreklendirmesiyle Fas Osman’a satar. Üstelik Osman’a bu hediyeyi satın alan ablası Hürüce Kadın’dır. Kadının metalaşmasını, gövdelerinin herkesin hak yürütüp hakimiyet kurduğu ‘alan’lara dönüşmesini sorunsal edinen öyküde, kadın, üzerinden para kazınılıp, cinsel dürtünün tatmin edildiği bir ‘mal’dır: “Yeter ki avrat gibi malın olsun elinde. Kim olsa kapışır. Yüz lira ne ki yani, hem tarlada işini görür, hemi evde, hemi yatakta.”
Ancak hikâye aynı zamanda anaerkiye de işaret eder. Tabii bu feminist anlamda bir kadın egemenliği değil, daha çok Maria Antonietta Macciocchi’nin faşizmin kadınlardan beklediği ‘mazoşist katılım’ı gerçekleyen ve namusu ‘erilce’ sorgulayan kadınlarca gerçeklenen bir egemenliktir. Atavist erkek modelini massetmiş kadınların, gerçekliğini sorgulamadan hemcinslerini acımasızca yargılamaları, kindar bakışlarıyla değersizleştirmeleri ve suçlayıcı nazarları, diğerinin ruhuna yönelmiş bir sadizmdir. Köylü kadınların tavrındaki sadistik haz, ötekini sindirmede ve gerekirse yok etmede kullanılan güçlü bir silahtır.
Kahramanlar, tipler, kadınlar, erkekler
Dil kullanımı, diyalekt zenginliği, yan temacıkları, yöresel söyleni, yer yer bir koro tarafından tekrar edilen söz-edimleri ve barındırdığı yirmi yedi karakteriyle teatral havası güçlenen hikâyenin Cabbar Gülenoğlu, Hürüce Kadın, Fas Osman, küçük kara oğlan, Kötüce Döne, ağanın oğlu, Fadık, Zeynep, Zara Karı, Omarcanın karısı, Elif, Yumru Veli, Kürt Velo, Eşe, Çıplak Musa, Ayşe, Hüsne bacı, tahsildar Ali Efendi, Kurt Mahmut Ağa, Alice, Hatice Karı, Halil, Celile, Hüseyin, Sakırga, Kürt Mahmut ve muhtardan oluşan ahalisi, Yaşar Kemal’in daha sonraki yapıtlarının arketipik karakterlerini oluştururlar. Temsil eden sözün beraberinde temsil edilen söz de boy gösterir hikâyede; koronun onaylayıcı ya da yargılayıcı sözünün yeksek sesle tekrarı, yargıyı ve iktidarı temsil edenin, temsil edilen tarafından da kabul gördüğünün işaretidir.
Özneyi belirleyen, onu çevreleyen ve yönlendiren bu kişiler olanca renkliliklerine rağmen öyküyü iki kahramana: Hürüce Kadın ile kardeşi Fas Osman’a teslim ederler. Baş karakterlerden Fas Osman kahraman, Hürüce Kadın, romansal bir ‘tip’tir. Çünkü yazarı tarafından sadece o betimlenir, bir öykünün gerektirdiği kadar resmedilir. Diğer karakterler kendi eylemlilikleri içinde öyküde yer alırken Hürüce Kadın, görsel bir betimlemeyle açığa çıkar: “İri, uzun bir kadındı. Çenesi sivri, yüzü kırış kırış, ağzı dişsizdi. Avurtları da çökmüştü. Saçları her zaman kınalı olurdu da ağarmış olduğunu belli etmezdi.”
Hayatta sadece bir kızı, bir de kardeşi olan Hürüce Kadın, işte bu yaşlılığından dolayı cemaatte söz söyleme, tehdit yaratma ve saygı görme özelliklerini kazanmıştır. ‘Kirlenen’ Fadik’i tüm köylünün önünde savunup, herkesi tehdit eden Hürüce Ana’nın bu hamasi tavrının nedeni sadece paradır. O, namusu kirlenen bu kadına, kuruş kuruş saydığı parasını kurtarmanın, helal ettirmenin, halel getirmemenin peşindedir. Kir karşısında yoğun bir öfke duyar Hürüce Kadın. Zira kirlenme tek başına bir şey ifade etmez, kendine has bir korkuyla kuşatılmıştır. Kirlenmeyle birlikte dehşetin, parasının başkasının zimmetine geçirildiğini öğrendiğinde duyacağına benzer yoğun bir kızgınlığın hükümranlığına girmiştir Hürüce.
Kardeşi, hikâyenin kahramanı Fas Osman hakkındaysa sözel betim sunmaz Kemal.
Onun kendi kendine söylenmelerinden, iletişim sıkıntısından, köyün erkeği tarafından alaya alınışından, ancak tüm bunlara rağmen yitirmediği saflığından, görsel içerik sayesinde haberdar oluruz.
(Ki Kemal’in görüntüleme ustalığını Erdal Öz de her daim teslim etmiştir.)
Osman, saf, büyümemiş, ergen kalmış bir adamdır. Namusunun kirlendiğini, avradının orospu olduğunu, evinin kerhaneye döndüğünü duyduğundaki söylemi hep aynıdır: “Ben ne bileyim ben!” ‘Gerçek’ bir erkekten beklenen tavrın aksine sükûnetini koruması da elbette Osman’ın saflığına, delimsirekliğine yapılan bir vurgudur. Kendi hayatı hakkında asla karar veremediği için ergen kalan, onca adam içinde kadın kalan bir ‘dişi’dir o. Ne olup bittiğine dair hep ablasına danışma ihtiyacı duyan Osman, bir merkezkaç kuvvetle, somut durumun silindirinde dolanıp durur ve kendine döner hep. Bu dönme anında dışsalın aynen sürüp gittiğini de yeniden kavrar ve daha da bastırır mutsuzluk: “Ben ne bileyim ben?”

Bastırılmamış içgüdü
Kadın otoritesi altında yaşaması, erkekleşememesi, saflığı ve gerçeğe olan özlemiyle Osman, köylü tarafından kadınsılaştırılır. Dedikodunun mimarı Kötüce Döne’nin, Osman’ın karısı Fadik’in ağanın evinde görüldüğünü öğrendiğinde, Osman’a karşı tepkisi, “Herif herif değil ki, Fas Osman’ın herifliği batsın. Dilli Hürü’nün nikahlı avradı” olur. Hürü’nün hem kardeşi, hem kölesi, hem de ‘karısı’ olan Osman’a yönelik tavrını sürdürür Kötüce: “Hürü’nün avradı bir idi, şimdi iki oldu. Osman ezelden avrat Hürü’ye, avrat zaten avrat.”
Hürüce’nin ‘erkek’ kahraman olduğu hikâyede, Osman ve karısı Fadık onun avratları olarak, Hürüce’nin dolayımında çizilir. Eril hegemoninin nesnel manzarası içinde formlar belirlerken Kemal, bir yandan da onu hicvederek kadının erkekleştiği, erkeğin kadınlaştığı bir ikameye de yer verir Pis Hikaye’de.
Ancak kadının erkeğe, erkeğin kadına bu dönüşümü, sadece olgusal boyutuyla yansıtılır hikâyeye. Erkek egemen kültür ve kadını aşağılayan eril söylemin, kadın karakterlere massedilişiyle toplumsal roller ve cinsel kimlikler belki değiştirilmiş, ama dönüştürülmemiştir.
Olgusal bağlamda trajik, imgesel bağlamda ironik, dilsel açıdan yerel olan Pis Hikaye’de de masal geleneğini bozmaz Yaşar Kemal. Adeta reel zamanın olmadığı bir dünyada, epik bir süreklilik içinde akar hikâye ama tahkiye edilen trajik bir gerçekliktir. Kendini gerçek anlamda bir masalcı olarak tanımlayan Kemal’in masalları yalnız, hayal gücünü serbest bırakıp geliştirmez, olsa olsa imgeleme kendini denetlemeyi öğretir. Çünkü masalın bir adım ötesi, nesneler dünyasını tehdit eden içkinliğin kâbusudur. Ve bu durum bizi hayvansal içkinliğe taşıyabilir. Bataille’ın belirttiği gibi hayvanların insani özellikler kazandığı bu dünyada, insanlar da hayvansılaşır. Çukurova’da, acımasız bir şekilde sömürülen, açlıklarını ve cinsel isteklerini doyurmak üzere yaşayan ‘hayvanlaşmış’ varlıklardır Yaşar Kemal’in köylü erkekleri.
Kürt Velo’nun eşeği, Omarca’nın sarı kancığı, delikanlıların avradıdır. Feodal düzence oluşturulmuş, düzenlenmiş, örgütlenmiş ve sürdürülmesi zaruri kılınmış cinselliği baskı, yasak ve tabulardan dolayı yaşayamayan taşra insanlarında hiç de ender olmayan, cinsel çekimin ‘tür’ engelini ortadan kaldıran hayvanlarla ilişki, cinsel içgüdünün tatmin edilmediği durumlarda ortaya çıkar. Pis Hikaye’de cinsellik, bastırılmamış içgüdünün, tatmine yönelerek, arzu nesnesinden daha aşağı bir nesneyi ‘onurlandırması’ yönünde ele alınır.
Tüm bu yönlerinin yanı sıra Pis Hikaye, kırsal dünyadaki ahlâk anlayışının, 1950’lerden itibaren tarımda kaydedilen kapitalist gelişmelere rağmen, cemaatin hakimiyet ilişkilerinin onur ve namus yasası doğrultusunda işlediğini göstermesi açısından da değerli ve yetkin bir eser.

04/05/2007 Radikal Kitap


 

PİS HİKAYE
Yaşar Kemal, Notos Kitap, 2007, 55 sayfa, 7 YTL

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Halil Cibran’dan Hayat Üzerine 10 Ders: Ne yazık ki geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemezler

60'lı ve 70'li yıllarda Batı Avrupa ve ABD gençliği arasında en yaygın okunan ve tartışılan yazarlardan biridir Halil Cibran. En...

Kapat