Amin Maalouf: Tektipliliğe ve tektip düşünceye karşı mücadele etmek bir zorunluluktur

Tektipliliğe karşı, ideolojik, politik, ekonomik ya da medyatik hegemonyaya karşı, aptallaştırıcı uzlaşmalara ve tektip düşünceye karşı, çeşitli dilbilimsel, sanatsal, entelektüel ifade biçimlerinin yolunu tıkayan her şeye karşı mücadele etmek de bir zorunluluktur.

Devamı…Amin Maalouf: Tektipliliğe ve tektip düşünceye karşı mücadele etmek bir zorunluluktur

Mina Urgan: Hoşgörü elbette ki, güzel bir şey ama neye gösterileceği kesinlikle saptanmalı

On yedinci yüzyılın başlarında yaşayan Alman mistiklerinden Jacob Boehme, “cehennemde yanan sadece benliktir” der. Hiç de mistik olmayan Albert Einstein da, bir insanın kendi benliğinden ne kadar sıyrılabilirse, o kadar değerli sayılabileceğini söyler.

Devamı…Mina Urgan: Hoşgörü elbette ki, güzel bir şey ama neye gösterileceği kesinlikle saptanmalı

Amin Maalouf: Günlük yaşamları kalıcı biçimde etkileyen her şey Batı’nın eseri

Kapitalizm, komünizm, faşizm, psikanaliz, çevrecilik, elektrik, uçak, otomobil, atom bombası, telefon, televizyon, bilgiişlem, penisilin, doğum kontrol hapı, insan hakları ve de gaz odaları… Evet, bütün bunlar, dünyanın mutluluğu ve felaketi, bütün hepsi Batı’dan geldi.

Devamı…Amin Maalouf: Günlük yaşamları kalıcı biçimde etkileyen her şey Batı’nın eseri

Komünizmin Rusya’ya yaptıklarını sorgulayan, Rusya’nın da komünizme yaptıklarını da sorgulamalı

Batı’da çok yaygın olan ve Müslümanlığa bağlı insanların çektiği tüm acıların kaynağını kolayca Müslüman dininde bulan genel düşünceye katılmadığım anlaşılacaktır. Bir inancın, ona bağlı olanların kaderinden ayrı tutulabileceğine de inanmıyorum.

Devamı…Komünizmin Rusya’ya yaptıklarını sorgulayan, Rusya’nın da komünizme yaptıklarını da sorgulamalı

Amin Maalouf: Hiç kimse ne insanlığın ne de fanatizmin tekeline sahip değil

Kınanması gereken bir eylem, hangisi olursa olsun bir doktrin adına işlendiğinde, bu doktrin hiç suçlu sayılmıyor; bu eyleme tamamen yabancı olarak görülemese bile. Mesela, ben Afganistan’daki Taliban’ın İslamiyetle hiçbir ilgisi olmadığını, Pol Pot’un Marksizmle hiçbir ilgisi olmadığını, Pinochet rejiminin Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi olmadığını hangi hakla ileri sürebilirim?

Devamı…Amin Maalouf: Hiç kimse ne insanlığın ne de fanatizmin tekeline sahip değil

Bukowski: Cezanın yerini anlayış aldığında her şey değişecektir

Daha iyi bir dünyada yaşayacaksak (kim daha iyi bir dünya istemeyecek kadar sofistike olabilir ki?) Gereksiz acının ortadan kaldırılması iyi bir başlangıç olurdu. Güldüreyim mi sizi biraz?
Polis memurları sarhoşlara nasıl davranmalı bence, biliyor musunuz? Onları hapse değil de evlerine götürmeli.

Devamı…Bukowski: Cezanın yerini anlayış aldığında her şey değişecektir

Krishnamurti: Gerçeğin özünü algılamakta hoşgörü ve barış vardır…

Jiddu KrishnamurtiPolitikacılar hepimizin insan olduğunu unutuyorlar
Birbirimizle derinden iletişim kurmamız, belirli bir ülkenin ya da insan grubunun veya topluluğun, belirli bir felsefenin görüşü olmadan, insanlığın her durumunu kabul eden bir yolculuğu birlikte yürümek mümkün müdür? Eğer bilgilendirilmeyi, eğitilmeyi ya da size ne yapacağınızın söylenmesini bekliyorsanız, korkarım hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Birlikte çok uzun bir yolculuğa çıkacağız. Bu yolculuk dış dünyada yapılan fiziksel bir yolculuk değil, içimizde, özümüzde uzanan, birkaçımızın ciddiye aldığı ya da çok derinlerine indiği psikolojik dünyaya yapılan bir yolculuktur.

Devamı…Krishnamurti: Gerçeğin özünü algılamakta hoşgörü ve barış vardır…

Herşeyi Denetim Altına Alan Tek Boyutlu Sanayi Toplumu: Baskıcı Hoşgörü – Herbert Marcuse

Herbert MarcuseBir gazetenin sayfa düzeni gibi şeylerde (önemli bilgilerin parçalanarak ikincil konular, ilgisiz haberler arasına serpiştirilmesi, çok olumsuz bazı haberlerin göze çarpmayacak yerlere konulmasıyla), muhteşem reklamların hafifletilmemiş korkunç haberlerle yan yana konulmasında, haberlerin yayınının yoğun reklamlarla sunulması ya da kesilmesinde ortaya koyar. Sonuç karşıtların etkisizleştirilme sidir, hoşgörünün yapısal sınırlandırılması ve önceden biçimlendirilmiş zihniyet içerisinde meydana gelen bir etkisizleştirme. Eğer bir haber spikeri insan hakları savunucularına yapılan işkenceyi ya da öldürülmelerini borsa ya da hava durumunu anlatırken kullandığı duygusuz ses tonuyla, ya da kendi reklamını yaparken ki coşkuyla bildirirse, bu durumda böyle bir nesnellik düzmecedir.

Devamı…Herşeyi Denetim Altına Alan Tek Boyutlu Sanayi Toplumu: Baskıcı Hoşgörü – Herbert Marcuse

Bertrant Russell: “Uygar olmayan kabileler hemen hemen hep sentezci ve hoşgörüsüzdürler”

Bertrand Russellİnsanlık tarihi boyunca, her biri aceleci bir kişi tarafından tarihin anahtarı olarak yorumlanabilecek, çeşitli dönemsel salınımlar olagelmiştir. Benim şimdi ele almak istediğim, sentez ve hoşgörüsüzlükten analiz ve hoşgörüye, sonra yine geriye doğru olan salınımın, bunlar arasında en önemsizi olmadığı kanısındayım. Uygar olmayan kabileler hemen hemen hep sentezci ve hoşgörüsüzdürler. Onlara göre toplumsal geleneklerin dışına çıkılmamalıdır; yabancılara karşı da büyük kuşku duyarlar. Helenik dönem öncesindeki uygarlıklar genellikle bu özelliklere sahiplerdi. Özellikle Mısır’da, güçlü rahipler sınıfı ulusal geleneklerin koruyucusu durumundaydılar ve kendi uygarlıklarından farklı olan Suriye uygarlığı ile temas sonucu Akhenaton’un  Mısır hükümdarı  benimsediği bozguncu kuşkuculuğu püskürtmeyi başarmışlardı. Minos uygarlığı  dönemindeki durum ne olursa olsun analitik hoşgörünün tam olarak ilk kez görüldüğü dönem Grek çağıdır. Bu da, daha sonraki başka örneklerde de olduğu gibi, yabancılarla iletişim sağlayan ve onlarla iyi ilişkilere gereksinim duyan ticaretin doğurduğu bir sonuçtur.

Devamı…Bertrant Russell: “Uygar olmayan kabileler hemen hemen hep sentezci ve hoşgörüsüzdürler”

Avrupa ne istiyor? Çokkültürlülük çıkmazını aşmak – Slavoj Zizek

1930’larda Hitler, anti-semitizmi, sıradan Almanların karşılaştığı belalar için –işsizlikten ahlaki çürümeye ve toplumsal huzursuzluğa dek- hikâye türünden açıklama olarak sunmuştu. Sadece “Yahudi komplosu”nu anımsatmak, basit bir “kavramsal haritalandırma” sağlama yoluyla her şeyi netleştiriyordu.
Günümüzün çokkültürlülük ve göçmen karşıtı nefreti, bunların aynı şekilde işlev görmemesi tehdidi mi taşıyor? Garip şeyler oluyor, günlük yaşamımızı etkileyen finansal iflaslar geçekleşiyor, ancak tüm bu olaylar anlaşılmaz biçimde yaşanıyor ve çokkültürlülüğün reddi duruma dair sahte bir netliği ortaya koyuyor: yaşam tarzımızın düzenini bozan, yabancı davetsiz misafirlerdir.

Devamı…Avrupa ne istiyor? Çokkültürlülük çıkmazını aşmak – Slavoj Zizek