Hayatın Derin Anlatısı – Josef Kılçıksız

gözMilliyetçilik, din ve kadın gibi, toplumda en çok istismar edilen ve getirisi olan üç sektörden biridir. Bu istismarın muhafazakâr sağın tekelinde olduğunu söylemeliyim.
Masum, gülücükler saçan, dünyalar tatlısı bebeklerin Kafkavari bir metamorfozla içten pazarlıklı, sabit fikirli, üçkâğıtçı, vergi kaçıran, kadın döven, küfreden, hoşgörü ve empati yoksunu, hukuk tanımaz, şoven, göbekli ve bıyıklı Mahmutlara dönüşme sürecinin feedback’ini her zaman merak etmişimdir.

Devamı…Hayatın Derin Anlatısı – Josef Kılçıksız

Schopenhauer: Hayvanlar sadece yaşıyor olmaktan bizden daha fazla tatmin olurlar

SchopenhauerHayat: Istırap ve Sefalet
Zamanın bizi telaş içerisinde biteviye koşturup durması, asla nefes alma imkânı sunmaması, elinde kamçıyla buyurgan bir iş tevziatçısı gibi hepimizin tepesinde beklemesi ile hayatımızın bir azap ve işkenceye dönmesi arasında en küçük bir bağ kurma imkânı yoktur. Zaman ancak can sıkıntısının cenderesi içinde kıvrananların başına bela kesilmez ve onları sık boğaz etmez.
Hal böyle olmakla beraber nasıl ki atmosfer basıncından kurtulmuş olsaydı bedenimiz kaçınılmaz olarak patlayacak idiyse, ihtiyaç ve meşakkatin baskısı, hayal kırıklığı ve çabalarımızın boşa çıkmasının tazyiki de hayatımızdan uzaklaştırılmış olsaydı, her ne kadar patlama noktasına ulaşmasa da, kibrimiz en dizginsiz budalalık hatta çılgınlık belirtileri gösteren hadde erişirdi.

Devamı…Schopenhauer: Hayvanlar sadece yaşıyor olmaktan bizden daha fazla tatmin olurlar

“İnsanlar, ancak kaybettiklerinin kıymetini kavrar…” Hayat: Istırap ve Sefalet – Schopenhauer

SchopenhauerBiz insanlar kasabın gözlerinin süzüp, içlerinden önce birini ardından bir başkasını seçtiği kırda oynaşan kuzuları andırıyoruz; çünkü iyi günlerimizde bizi tam da bu anda hangi felaketin pusuda beklediğini, hangi hastalık, sefalet, işkence ve eziyetin, uzuv, akıl ve can kaybının birdenbire bastırmak için hazırlandığını bilmeyiz.
Tarih bize ulusların hayatını gösterir ve savaşlardan ve ayaklanmalardan başka anlatacak bir şey bulamaz; barış yılları şurada burada ancak kısa duraklar, anlaşmalar arasındaki fasılalar olarak görünür. Ve benzer şekilde tek tek insanların hayatı da hiç bitmeyen bir mücadeledir, sadece mecazi anlamda ihtiyaç ve can sıkıntısıyla değil, fakat gerçek anlamda başkalarıyla da. İnsanlar her yerde bir muhalefet, mukavemet unsuru bulurlar, sürekli çatışma halinde yaşarlar ve silah elde ölürler.

Devamı…“İnsanlar, ancak kaybettiklerinin kıymetini kavrar…” Hayat: Istırap ve Sefalet – Schopenhauer

Şükrü Erbaş: Acıyı görmeyen insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?

Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su… Sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla nem bir avuç ıslaklık…
Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de…

Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün kalıplarından.
Beni duy ve anla.

Devamı…Şükrü Erbaş: Acıyı görmeyen insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?

Mahsun Kırmızıgül’ün Kürtleri ve Tuhaf ‘Hayat’ı – Hamza Aktan

Kürtleri hem kendi gözlerinde hem batılı izleyicinin gözünde ötekileştirmek için her türlü yolu deniyor. Tüm bunları da kadınlar ve namus meselesi gibi yine oryantalist anlatının tipik araçlarını kullanarak anlatıyor. Kadınların söz sahibi olmadığı, çaresizlik nedeniyle alınıp satılan bir eşya olduğu, erkeklerin bir kısmının değer tanımayan kadın düşkünü, diğerlerinin de kadına değer vermeyen para meraklısı karaktersiz karakterler, hayatın kendisinin de her an her şeyin olabileceği bir dram olduğu ‘Kürt hayatı’ dizinin esas anlatısını oluşturuyor.

Devamı…Mahsun Kırmızıgül’ün Kürtleri ve Tuhaf ‘Hayat’ı – Hamza Aktan

Gorki’den Bir öykü: Yol Arkadaşım | “Hayat, insanların bilgeliğinden daha derin ve anlamlıdır”

Ona Odesa limanında rasladım. Tıknaz, sağlam yapılı bedeni, biçimli bir sakalla çevrelenmiş Doğulu yüzüyle üç gün dikkatimi çekip durdu. İkide bir gözüme çarpıyordu. Bastonunun sapını emerek saatlerce rıhtımın granitleri üstünde durduğunu; kara, badem gözleriyle üzgün üzgün limanın kirli sularını seyrettiğini görüyordum. Günde belki on kez salına salına geçip giderdi önümden. Kimdi o? Uzaktan gözetlemeye başladım. O da sanki beni büsbütün ayartmak için, gittikçe daha sık çıkıyordu karşıma. Öyle ki; kareli, parlak bir kumaştan yapılmış şık elbisesini, kara şapkasını, tembel yürüyüşünü, can sıkıcı, alık bakışlarını ne kadar uzaktan olursa olsun bir görüşte tanımaya başlamıştım artık. Vapur ve lokomotif düdüklerinin, zincir şakırtılarının, işçilerin bağırıp çağırmalarının birbirine karıştığı; insanı serseme çeviren, kudurmuşçasına sinirli bir kalabalığın kaynaştığı bu limanda onun varlığına bir anlam veremiyordum. İnsanlar kaygılı ve yorgundu. Kan ter içinde sağa sola koşuyor, bağrışıyor, küfürleşiyorlardı. Bu ölesiye mahzun yüzlü tuhaf adam ise, kendisinden başka hiçbir şey umurunda değilmişçesine, çalışan insanların arasında tembel tembel gezinip duruyordu.

Devamı…Gorki’den Bir öykü: Yol Arkadaşım | “Hayat, insanların bilgeliğinden daha derin ve anlamlıdır”