Balzac Üzerine: “Napoleon’un kılıçla yapamadığını ben kalemle başardım”

Balzac’ı, bir başlangıç ve bir son, bir çıkış noktası ve bir dönüş olması- yalnızca Fransız edebiyatıyla sınırlanamayacak bu yazarı tek bir denemede bütünüyle ele almak kadar zayıf ve iddialı bir girişimdir. Balzac’ı anlatmak için bütün bir kitap bile yeterli değildir.

Devamı…Balzac Üzerine: “Napoleon’un kılıçla yapamadığını ben kalemle başardım”

19. yüzyılın en büyük üç romancısı: Balzac, Dickens ve Dostoyevski – Stefan Zweig

Stefan ZweigOn yıllık bir zaman dilimi içinde ortaya çıkmalarına rağmen Balzac, Dickens ve Dostoyevski hakkındaki bu üç denemeyi bir kitapta toplayan şey rastlantı değildir. Bunun tek amacı, bana göre on dokuzuncu yüzyılın bu en büyük üç roman yazarını kişiliklerindeki karşıtlık bakımından birbirini tamamlayan ve belki de epik anlatıcılar kavramını, yani romancıyı belirgin bir biçime yükselten kişiler olarak göstermektir.
Burada Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi on dokuzuncu yüzyılın en büyük romancıları olarak niteliyorsam, bu hiçbir şekilde Goethe’nin, Gottfried Kellerin, Stendhal’ın, Flaubert’in, Tolstoy’un, Victor Hugo’nun ve diğerlerinin, özellikle Balzac ve Dickens gibilerin, apayrı eserler olarak roman kavramını fazlasıyla aşan eserlerini yok saydığım anlamına gelmiyor.

Devamı…19. yüzyılın en büyük üç romancısı: Balzac, Dickens ve Dostoyevski – Stefan Zweig

Sigmund Freud’un son günleri, Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

“Freud’un biyografisi tam da psikiyatri araştırmalarına olanak verecek derecede karmaşık ve kışkırtıcı. Bir düşünün, en az 49 yıl hep aynı koltukta oturarak günde 10 saat analiz yapmış. Ayrıca dünyada ilk kez 12-13 yıl kadar kendi kendini otopsi yaparcasına analiz etmiş, kerelerce derin melankolik krizler yaşamış, intihar etmeyi düşünmüş, ‘ufak tefek bir ateist Yahudi’ olarak Roma Katolik Kilisesi’ne tek kişilik haçlı seferi ilan etmiş biri.*

Devamı…Sigmund Freud’un son günleri, Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

Cervantes, Shakspeare, Puşkin, Gorki, Balzac, Tolstoy ve Mayakovski üzerine – Nazım Hikmet Ran

“Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin, barış ve milli bağımsızlık düşmanlarının, faşistlerin ve her çeşit yalancı, düzmece demokratların en korktukları yazıcılardan biri de Gorki’dir. Neden? Çünkü Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı, yeryüzünün gerçek, biricik efendisi sayar.”
“Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü yeryüzünün en büyük şairidir.”

Devamı…Cervantes, Shakspeare, Puşkin, Gorki, Balzac, Tolstoy ve Mayakovski üzerine – Nazım Hikmet Ran

Hayatını üne ve servete ulaşmaya adamış Balzac’ın yaşamına kısa bir bakış

Balzac, çocukluğundan itibaren orta sınıf burjuva ahlakına bağlı  anne ve babanın dar görüşlü dünyasında yetişti. Köy kökenli bir ailenin çocuğu olan yazar Honore Balssa olan adını Balzac olarak değiştirip soyluluk ifade eden ‘De’’ öntakısını ekledi. Para kazanmak için değişik isimlerle tarihselve mizahi romanlar yazdı. Ünlü olma tutkusu, zengin olma isteği ile bir çok işe girişen Balzac, matbaacılığa kadar giden serüvenin sonunda hayatı boyunca peşini bırakmayacak borçlara battı. Bunlarla beraber yaşam yazara bir ömrün sonuna kadar ulaşılmayan tutkuları, sönmüş hayalleri, karşılıksız aşkları, kaybedilmişliği… birinci elden anla(t)ma fırsatı verdi. Eserlerindeki zarafet, anlatım gücü, coşkusu, hayal dünyası ve betimlemelerdeki ustalığın temelinde de belki de sadece  bu değişik sehirlere sahip  serüven  yatıyordu.*

Devamı…Hayatını üne ve servete ulaşmaya adamış Balzac’ın yaşamına kısa bir bakış

Balzac’ın Yaşamına Kısa Bir Bakış – Mebrure Alevok

Honoré de Balzac, 20 Mayıs 1799’da Tours kentinde doğdu; 1850’de, elli bir yaşındayken Paris’te öldü. Büyükbabası Balssa adında Tarnlı bir çiftçi, babası (elli yaşındayken kendisinden otuz iki yaş küçük bir kızla evlenmiş) görgülü, çalışkan bir adliyeci, annesi de Parisli, soylu, hırçın, kavgacı, alıngan ve aynı zamanda mistik ruhlu bir kadındı.
Balzac iç sıkıcı bir çevrede büyüdü. 22 Haziran 1807’de, sekiz yaşındayken girdiği, Vendôme’da Papazların yönetimindeki bir kolejde on dört yaşına dek okuyan Balzac, sıkınıtılı, tatsız bir okul yaşamı geçirdi. Çocuk ruhuna derinden derine acısı işlemiş bu içezici günlerin izini, kimi yapıtlarında, özellikle “Vâdideki Zambak”ta görüyoruz.
Balzac, bu ilk öğrenim döneminde pek çalışkan bir çocuk değildi. Dersleriyle uğraşacak yerde, sürekli kitap okurdu. Doğuştan güçlü düşlemgücüne, böylelikle, daha engin ufuklar açmış oldu.

Devamı…Balzac’ın Yaşamına Kısa Bir Bakış – Mebrure Alevok

Sigmund Freud’un Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

(*) Psikanalizin kurucusu nörolog Sigmund Freud, 1923 yılında çene kanserine yakalanır. 16 yıl boyunca 33 kez ameliyat olan Freud, son günlerini dayanılmaz acılar içerisinde geçirmektedir. Ve Freud yaşamının son günlerinde öleceğinin bilincinde hala nereden bulduğunu bilmediğimiz veya kim tarafından önerildiği bilinmeyen Honoré de Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ romanını okumaya başlar.
Serol Teber: Freud’a özel doktoru romanı beğenip beğenmediğini sorduğu zaman, “Tam benim bu günlerime uyan bir roman, bu okuduğum son kitap” der, ama Freud’daki ilişki romandaki sözkonusu ‘deri’ye göre tersinedir, ağzında kanserojen bir doku gittikçe büyümektedir.
Honoré de Balzac’ın Tılsımlı Deri romanındaki derinin tersine küçülmeyip büyümektedir ve o dokunun büyümemesi için Freud neredeyse soluk bile almak istemez.

Devamı…Sigmund Freud’un Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

Marks’ın edebi kahramanı* Frenhofer’in geçtiği, Balzac’ın “Bilinmeyen Başyapıt”ından bir bölüm

1612 yılının sonlarına doğru, soğuk bir aralık sabahıydı; incecik giysili bir delikanlı Paris’te, Grands-Augustins Sokağı’nda, bir evin kapısı önünde dolaşıyordu. Sevdiği kadın ne denli gönülsüz olursa olsun, ilk sevgilisinin evine girmeyi göze alamayan bir âşık kararsızlığıyla epey gidip geldikten sonra, eşiği aşabildi. Üstat François Porbus’ün evde olup olmadığını sordu. Alçak tavanlı, avlumsu bir yeri süpüren yaşlı bir kadın, ”Burada,” deyince, delikanlı saray hizmetine daha yeni girmiş, kralın kendisine nasıl davranacağını bir türlü kestiremeyip üzülen bir insan haliyle, basamakları ağır ağır çıktı. Döner merdivenin sonuna varınca, bir süre sahanlıkta kaldı. Bir zamanlar IV. Henri’nin başressamlığını yapmış, sonradan Marie de Medicis’in Rubens’i kendisine yeğlemesi üzerine gözden düşmüş sanatçının içerdeki resim işliğinde çalıştığına kuşku yoktu; ama delikanlı o işliğin kapısını süsleyen acayip tokmağa dokunmaya bir türlü karar veremiyordu.

Devamı…Marks’ın edebi kahramanı* Frenhofer’in geçtiği, Balzac’ın “Bilinmeyen Başyapıt”ından bir bölüm

Marx ile Balzac Arasındaki Bağ, Pablo Picasso, Paul Cezanne ve Marks’ın Edebi Kahramanı

Küresel kriz Karl Marks’ı yine dünyanın gündemine taşıdı. Bırakınız dünyaca ünlü ekonomistleri Türkiye’de bazı muhafazakar isimler bile Marks’ın haklılığını öven yazılar kaleme almaya başladı. Görünen o ki önümüzdeki dönem Marks yeniden okunup, tartışılacak. İlginçtir Marks, Kapital’i yazdığında sanki bu durumu önceden tespit etmişti! Dava arkadaşı F. Engels’e yazdığı mektupta kendisini bir hikaye kahramanına benzettiğini yazdı. Marks, hangi ünlü yazarın, hangi eserinin kahramanıyla özdeşleşmişti? Neden kendini ona benzetmişti? Gelin 1867 yılının 16 Ağustos gününe gidelim…

Devamı…Marx ile Balzac Arasındaki Bağ, Pablo Picasso, Paul Cezanne ve Marks’ın Edebi Kahramanı

Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

1933’te Berlin’de Opera binasının önünde kitapları yakılan Freud, Hitler yönetiminin baskılarına karşın Viyana’yı terk etmemekte ısrar eder. Israrını ise Goethe ile gerekçelendirir. Ona göre Hitler, Almanların utanç kaynağıdır. Goethe gibi bir ozan yetiştiren Avusturya’da Hitler faşizminin tutunması mümkün değildir. Bütün inancına rağmen 1938 yılında 78 yıl yaşadığı Viyana’dan ayrılıp Londra’ya gitmek zorunda kalır.

Devamı…Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud