Yannis Ritsos Şiirleri: “Zaman –dedi– armağan vermez kimseye”

Vasiyet
Şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor,
işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.
Bir dize yazıyorum, dünyayı yazıyorum; ben varım; dünya
var.
Bir ırmak akıyor serçe parmağının ucundan.
Yedi kere bu ırmak gökyüzünün mavisi. Yeniden
ilk gerçek oluyor bu arılık, bu benim son dileğim.

Yannis Ritsos da, Nâzım Hikmet gibi, insanın geleceğine inanan bir şairdi, yaşadığı çağın şairiydi. Bu da çok önemli bir şeydir.
– İlhan Berk

Barış
Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi
ter damlalarıyla alnında…
barış budur işte.

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman,
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,
yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek kanlarının,
barış budur işte.

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencerden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye.

Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ‘ışık! ışık! ‘ diye fısıldarken birbirlerine!
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;
barış budur işte.

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de
bir kök olduğu zaman
gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.
Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman
dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardısıra.
Ve sonunda hissettiğimiz zaman yeniden
zamanın tüm köşe bucağındaki acıları kovmak için
ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin.
Barış budur işte.

Barış ışın demetleridir yaz tarlalarında,
iyilik alfabesidir o, dizelerinde şafağın.
Herkesin ‘kardeşim’ demesidir birbirine,
‘yarın yeni bir dünya kuracağız’ demesidir;
ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.
Barış budur işte.

Ölüm çok az yer tuttuğu gün yüreklerde,
mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların,
şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine
büyük karanfilini alacakaranlığın…
barış budur işte.

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış.
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
Tüm evren,
taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.

Yannis Ritsos, şiirini ana dilinden okuyamadığım için üzüntü duyduğum şairlerin başında gelir.
– Şükran Kurdakul

Bekliyoruz
Yavaş yavaş gece iniyor mahalleye. Uyuyamıyoruz.
Şafağı bekliyoruz. Bekliyoruz ki güneş
bir çekiç gibi çarpsın saç damlara,
çarpsın alınlarımıza, yüreklerimize,
bir ses olsun, o ses duyulsun – başka bir ses,
çünkü sessizlik silâh sesleriyle dolu, başka yerlerden gelen

Benim hayatımda, şiir dünyamda Ritsos bir dönemeçtir.
– Özdemir İnce

Neredeyse Eksiksiz
Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçük bir gül benim özlediğim.

Yannis Ritsos, İkinci Dünya Savaşı ve iç savaş yüzünden büyük acılar çekmiş, yitikler vermiş Yunan halkını; Yunanistan’ın görkemli doğasından esinlenerek, zengin antik Yunan kültürü ve modern şiirin bileşkesi sayılabilecek, büyük soluklu şiiriyle avutmaya çalışmış bir büyük çağdaş şairdir.
– Erdal Alova

Belki Bir Gün
Sana bu pembe bulutları göstermek istiyorum gecede.
Ama görmüyorsun. Gece olmuş -insan neyi görebilir ki?

Artık senin gözlerinle görmekten öte bir seçeneğim yok,
diyor,
demek ki yalnız değilim, yalnız değilsin. Gerçekten de
bir şey yok sana gösterdiğim yerde.

Sadece bir araya gelmiş yıldızlar, yorgun,
bir kır eğlencesinden kamyonla dönen insanlar gibi,
hayal kırıklığına uğramış, aç, hiç biri türkü söylemeyen,
terli avuçlarında ezik yaban çiçekleri.

Ama ben direteceğim, diyor, görmekte ve sana göstermekte
çünkü sen görmezsen, sanki ben de görmemiş olacağım-
hiç değilse senin gözlerinle görmemekte direteceğim-
ve belki bir gün buluşacağız başka yönlerden gelip.

Ritsos benim şiir burcumun yıldızlarından değil, ama tutkusunu ve ustalığını görebiliyor ve uzaktan da olsa selamlıyorum.
-Şavkar Altınel

Akşam Yürüyüşü
Yoksul, çok yoksul topraklar; kavruk otlar, taşlar –
seviyorduk o taşları, onları işliyorduk. Zaman geçiyor.
Göz kamaştırıcı gün batışları. Camlarda kızıl bir
parıltı.
Camların gerisinde saksılar, evlenmemiş kızlar.
Bir sis yayılıyor zeytinliklerden. Akşam olurken
peçeli kadınların yürüyüşü başlıyor servilerin
ardından,
yürüyüşlerinin tutukluğunda geçmişten kalma bir
gurur ve hüzün var;
birden anlıyorsun adımlarından dizlerinin mermer
olduğunu, kırıldığını ve çimentoyla tutturulduğunu.
Yannis Ritsos
-bir mayıs günü bırakıp gittin-

“Bazan şiirler okuturlardı bize yabancıların önünde. Biz, çocuklar, hoşlanmazdık bundan. Ağlardık.”
işte Ritsos, şairlerin anlam karşısındaki başkalaşmasını bu naif ama tepki taşıyan duruşlarıyla tanımlarken, dünya edebiyatındaki haklı isminin nedenini de kanıtlamakta.
– küçük İskender

Görülmemiş Bir Çiçek Açma
Haykırmak istiyordu
Daha fazla dayanamayacaktı
Sesini duyabilecek kimse yoktu orada
Kimse duymak istemiyordu.
Kendisi de korkuyordu sesinden
İçinde boğuyordu sesini.
Patlamak üzereydi susuşu.
Birden,
Havaya uçtu gövdesinin parçaları
Özenle, sessizce toplayacaktı bu parçaları,
Hepsini bir bir yerine yerleştirecekti
Delikleri kapamak için.
Ve rastgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa,onlarıda toplayacak,
Kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı
Böyleydi,
Delik deşik,
Görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu işte.

Yannis Ritsos yeryüzünün bütün öyküsünü yaşamış, yamaçlardan denizle konuşan bir ihtiyardır. Şiirine yaklaşanlar evrenin derinliğinde bir an gerçeküstüne dokunur… ve geri döner. Tuzlu dalgalar, keçiler karşılar onları: paslı tel örgüler, kurşuna dizilenler karşılar. Yannis Ritsos insanlığın Ege adalarıdır.
– Hakan Savlı

Ayışığı Sonatı
Bırak ben de geleyim seninle.
Ne kadar da güzel ay bu akşam!
İyidir ay, iyidir,
-kimse görmeyecek
nasıl da ağarmış olduğunu saçlarımın.

Ay altın rengine dönüştürecek gene.
Sen de anlayamayacaksın.
Bırak ben de geleyim seninle.
Ay çıkınca büyür evdeki gölgeler,
görünmez eller açar perdeleri,
piyanonun tozlarına unutulmuş sözcükler yazar

solgun bir parmak
-duymak istemem onları.
Ne olur sus.

Bırak ben de geleyim seninle,
biraz daha uzağa,
fabrikanın duvarlarına kadar,
o beton, o göksel, o ayışığıyla

badanalanmış,
öylesine kayıtsız,
öylesine maddeden uzak,
öylesine gerçek ve neredeyse soyut kentin
göründüğü o köşebaşına kadar,
istersen inanabilirsin yaşadığına,
yaşamadığına hatta,
istersen hiç yaşamadım diye düşün,
inanma istersen
zaman ve yıkımlarına.
Bırak ben de geleyim seninle.

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Alfred Adler: Karakter bir insanın çevre karşısında takındığı tavırdır
Tim Rayborn “Aksaray” Albümü: Doğu’nun Müzikal Derinliğine Kederli Bir Yolculuk
Kapat