“Savaş, bir erkek uğraşıdır” Virginia Woolf neden intihar etti? – Mina Urgan

“Savaş, bir erkek uğraşıdır; erkeklerin kafa yapısının bir ürünüdür; erkeklerin mesleğidir. Erkekler, kadınları kültürel yaşamdan, toplumsal yaşamdan dışlayarak, kendi egemenliklerini kurmuşlardır. Onların iktidarı tekellerine almaları, önce faşizme, sonra da faşizmin doğal sonucu olan savaşa meydan vermiştir.”

I. ve II. Dünya  dünya savaşını yaşadığı için barışa büyük bir özlem duyar

Virginia Woolf, ikinci bir dünya savaşının, Avrupa uygarlığının sonu olacağı saplantısına kapılmıştı. Savaşın ilk iki yılında Nazi Almanya’nın zaferleri, korkularını büsbütün arttırdı. Eşi onu Londra’dan uzaklaştırdı. Kırsal bölgede bir eve yerleştiler. Yalnız Londra değil, bütün ülke geceleyin sürekli havadan bombalanıyordu. Günübirliğine Londra’ya gidince, Bloomsbury mahallesinde Tavistock Square’deki evinin yıkıldığını, çalışma odasında ancak bir tek duvar parçasının ayakta kaldığını, ablası Vanessa’nın bir iki tablosunun bu duvara asılı olduğunu gördü. Düşman uçakları, sığındıkları köy evinin üstünden de geçiyordu her gece; evin camları şangır şangır kırılıyordu. l940 güncesinde,”Ellerimizi başımızın arkasında kavuşturarak yüzükoyun yattık. Dişlerin birbirine değmesin, dedi Leonard” diye anlatır.

Virginia Woolf, savaşın olanca “hayvansılığını ve vahşetini” görüyordu. Ama onu en çok dehşete düşüren savaşın mantıksızlığıydı: “Akla aykırılık… korkunç bir şey akla aykırılık” der güncesinde. Aynı yıl, yani 1940’da, New Republic dergisinde “Bir Hava Akını sırasında Barış üzerine Düşünceler” adlı güzel bir yazısı çıktı. Bu yazı, Death of the Moth (Pervanenin Ölümü) kitabındaki denemeler arasında yeniden yayınlandı sonraları. Barışa büyük bir özlem duymasının nedeni, bir tek savaş değil, iki savaş yaşamış olmasıydı. 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladığında otuz iki yaşındaydı. O savaş süresi, dört yıl “zırdeli olduğunu” söyler. Çok daha sonraları bile, 1924 güncesinde “O yıllar boyunca, başına vurulmuş bir fare gibi, oradan oraya sürükleniyordum. Uçaklar geceleri Londra’nın üstündeydi ve sokaklar karanlıktı” diye anlatır. Savaşın izleri romanlarında da görülür: Birinci Dünya Savaşı, Jacob’s Room’un baş kişisini öldürür. Mrs. Dalloway’deki Septimus Warren Smith, savaşta geçirdiği şok yüzünden delirip sonunda kendi canına kıyar. The Years’deki Pargiter ailesi, evlerinin bodrumuna sığınmışken, tepelerinde insanların birbirilerini öldürdüklerini bilirler. Between The Acts’te İkinci Dünya Savaşı’nın her an patlak verebileceği besbellidir; “Avrupa toplarla diken dikendir, havada uçaklar vardır

Virginia Woolf’un feminizminin bir nedeni de, Three Gineas’te belirttiği gibi, savaşları kadınların değil, erkeklerin yaptığı düşüncesidir: Savaş, bir erkek uğraşıdır; erkeklerin kafa yapısının bir ürünüdür; erkeklerin mesleğidir. Erkekler, kadınları kültürel yaşamdan, toplumsal yaşamdan dışlayarak, kendi egemenliklerini kurmuşlardır. Onların iktidarı tekellerine almaları, önce faşizme, sonra da faşizmin doğal sonucu olan savaşa meydan vermiştir. Kendine ait bir Oda’da kadınların -ister İngiliz, ister Fransız, ister Alman olsunlar- bombaların ışığında, onları yöneten erkeklerin yüzlerindeki çirkinliği ve aptallığı görünce şok geçirdiklerini söyler. Virginia Woolf, belki bu yüzden, erkeklerin egemen oldukları bir toplum tarafından onurlandırılmaya katlanamaz. Liverpool Üniversitesi’nin de, Manchester Üniversitesi’nin de ona vermek istedikleri fahri doktorayı, “Bu, tümüyle kokuşmuş bir toplumdur… Bana verebileceği hiçbir şeyi almayacağım” diyerek reddeder.

Virginia Woolf, biraz önce belirttiğimiz gibi, Nazilerin kara listesindeydi. Eşi Leonard Woolf’a gelince, hem Yahudi hem de sosyalist olarak, Nazilerin kendilerine düşman saydıkları bir aydındı. İşte bu yüzden Woolf’lar, İngiltere işgal edilirse -o sıralarda her an gerçekleşebilecek bir durumdu bu- arabalarının egzoz dumanıyla zehirlenerek, birlikte ölmeye karar vermişlerdi. Gerçi Almanya, İngiltere’yi işgal edemedi. Ama yaşamaya gücü kalmayan, her an delireceğini hisseden Virginia Woolf, 1941 yılının Nisan ayının ilk günlerinde kendi canına kıydı. İntiharından iki ay önce, güncesinde, “gelecek günler” diye bir kavramı yitirdiğini söyler: “Düşünüyordum: Geleceksiz yaşıyoruz. Acayip olan da bu. Burunlarımız kapalı bir kapıya dayalı“. 27 Haziran 1940 güncesinde de, bir uçurumun kenarına itilmekte olduklarını, 27 Haziran 1941 tarihli bir günü görebileceğini ummadığını söyler. Görememiştir de. Ama bir bakıma da henüz ölmek istemez; 2 Haziran 1940’da, daha on yıl kadar yaşamak istediğini yazar.

Mina Urgan
Virginia Woolf
Virginia Woolf’un Ölümü

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hokkabazın Çağrısı – Leyla Erbil

Ooool... Tanrım, tanrım, şu gördüğünüz ben. Ben ağla. Ben ağla. Olmaz tanrım. Ulusların bir bayrağı vardır. Tutarlar üfleyerek ve taze...

Kapat