Mina Urgan: Kadınların, erkeklerden daha duyarlı ve erdemli olduklarına inanıyorum

Feministlerin sosyalizmden yana çıkmaları gerekir; çünkü ancak sosyalizm onların sorunlarına bir çözüm getirebilir. Kabahat erkeklerde değil, törelerin ve düzenin bozukluğunda. Erkekler eziliyor ve kendileri ezildikçe, kadınları ezmeye kalkıyorlar.

Ezilen kadın da erkekten hıncını almak istiyor. İşverenlerin sömürdüğü erkek, evine gelince, karısını sömürüyor. Kadın da onu sömürmek istiyor. Böylece kadın-erkek ilişkisi, bir sevgi bağı olmaktan çıkıyor, içine hem kinlerin hem de çıkarların karıştığı bir kepazeliğe dönüşüyor, ayrılmalarla sonuçlanıyor.

Boşanma konusunda, yalnız erkeklerin değil, kadınların tutumu da bir rezalet. Çocuklarına bakamayacak durumda yoksul bir kadın, elbette ki nafaka isteyecek kocasından. Bu nafakayı elde etmedikçe de, elbette direnecek boşanmamak için. Ama eğitim görmüş, çalışabilecek durumda, üstelik kişisel geliri olan bir kadının, kendisini istemeyen bir erkekten yasal olarak ayrılmamak için direnmesini, kadınlık onuru açısından çok aşağılayıcı; çok ayıp buluyorum. Sevdiği erkek, başkasına tutulduğu ya da ondan bıktığı için, boşanmak isteyebilir. Bu durum karşısında, bir kadın korkunç bir düşkırıklığma düşer, derin bir acı duyar. Ama o erkeğin derdinden ölse bile, bağrına taş basar, haysiyetli davranır/hemen razı olur boşanmaya. Ben kadınların böyle davranmalarını isterim. Çünkü onların yaratılışları açısından erkeklerden daha duyarlı ve erdemli olduklarına inanıyorum. Oysa ne yazık ki, iş boşanmaya gelince, kadınlar her zaman erdemli davranmıyorlar. Erkeklerini daha çok sömürüp daha çok çıkar sağlamak için ya da salt onu cezalandırmak, öç almak amacıyla, boşanmamakta direniyorlar.

Eskiden TRT’de çok ilginç forumlar yapılırdı. Örneğin bir tarafta annelerle babalar, karşı tarafta çocuklar, ortada da psikologlar ve pedagoglar otururdu. Çocuk-ebeveyn ilişkileri ve sorunları özgürce tartışılırdı. Bir tarafta erkeklerin, bir tarafta da kadınların oturduğu böyle bir forumda, kadınların neler söylediklerini, boşanmamak için ne gibi savlar ileri sürdüklerini duyunca, bir kadın olarak büyük bir utanca kapılmıştım. Aynı utancı izlediğim bazı boşanma dâvalarında duydum. Genellikle her iki tarafın da dostu olduğumdan, birçok boşanma dâvasında tanıklık ettim. Kendi sıramın gelmesini beklerken, öteki dâvalarda olup bitenleri seyrettim. En çok dikkatimi çeken erkek yargıçların her zaman kadınlardan yana çıkmalarıydı. Erkek ne kadar istemezse de, “ben kusurlarımdan kurtulacağım, ben karımı seviyorum” diye ne kadar çırpınsa da, kadın boşanmak isteyince, birkaç celsede şıp diye boşamveriyor. Gelgelelim erkek boşanmak istiyor da kadın istemiyorsa, dâva bir türlü sonuçlanmıyor. Sonunda boşanabilen erkek, kimi zaman ekonomik durumuna uymayan büyük nafakalar vermeye zorlanıyor. Kadının nafaka hakkı öyle kutsal sayılıyor ki, yargıçlar bu haktan yararlanmak istemeyen kadınlara kuşkuyla bakıyorlar. Kendim boşanırken bunu anlamıştım: Avukatım Mehmet Ali Aybar nafaka dâvası açmayacağımızı bildirmiş. Yargıç, “nasıl olur? İki çocuk var, biri dört biri dokuz yaşında?” demiş. Mehmet-Ali de, nafaka talep etmenin müvekkilinin ilkelerine aykırı olduğunu açıklamış. Bunun üzerine yargıç “bakın ne aslan kadın! Çocuklarının geçimini kendi sağlayacak” diye düşünerek beni beğeneceğine, avukatıma kötü kötü bakmış, dudak bükmüş, “ha, anladım, o da sizin gibi” demiş. Yani o da sizin gibi komünist demek istemiş.

Mina Urgan
Bir Dinozorun Anıları

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Kendileriyle Savaşanlar: Yedinci Yalnızlık – Stefan Zweig

Kapat