Sanat ve Sanatçının Tarihsel Diyalektiği, Sanatçının Nitelikleri

Sanatçı bir yönüyle içinde yaşadığı zaman diliminden uzaklaşan, taş içindeki heykeli, sözcük yığınları içerisinde imgelenmeleri, mırıltılardan ahenkli ses-zincirini, görsel zenginliği yeniden yaratan emek işçisidir. Evet, sanatçı kişi, öyle ya da böyle emeği ile çalışır. Sanatçının an ile çelişkisi onun hem zenginliğidir ve hem de “an”dan öncesi ile sonrası arasında sürekli mekik dokumasına neden olur; ya geçmişi özler ya da geleceği. Bu yönü ile sanatçı, çağdaşları ile uyumsuzluk yaşar.

Bu durum onun çoğunlukla zamanında anlaşılamamasının bir nedenidir . Öyle bir hal alır ki bu anlaşılamamak, o noktada sanatçı kendisini bir anlık yalnız duyumsar. Sanatçı, eserini yalnız yarattığını düşünse de aslında taşıdığı tarihsel bellek ile bütünleşmekte ve hem yaşadığı an ile hem de geçmiş ile sürekli alış-veriş içerisinde ve oldukça da çoğulu yaşamaktadır. Sanatçının yaratıları, taşıdığı tarihsel belleğin içinde yetiştiği kültürel yapılanma ile şekillenmesi sonucunda oluşur. Dil, el ve düş diyalektiği kişinin doğuştan hazır bulduğu tarihsel bir zenginliktir. Bu zenginlik günümüze kadar gelişerek sonsuz yolculuğunu sürdürmektedir. Dil, el ve düş/yaratıcı aklın sınırı yoktur. Yaşar Kemal’in dediği gibi “Her şey ölümlüdür. En büyük yazarların eserleri bile ölümlüdür. İnsanın içindeki vicdan ölümlü değildir, içindeki sevgi ölümlü değildir. Kötülük her zaman kötülüktür ve ölüme mahkumdur. Sevgi her zaman sevgidir ve sonuna kadar yaşar, kıyamete kadar bile yaşayan sevgiler olur.” Sanatçı kadim ırmaktan beslenen bir emekçi olması nedeniyledir ki o, sonsuzluk arayışını ve ölümsüzlüğü inadına inadına bulmaya ve göstermeye çalışır. Savaşı, doğayı yok etmeyi, canlıya kıymayı, kültürleri susturmayı, renkleri yok etmeyi, çiçekleri soldurmayı ne dillendirebilir ne de resmedebilir. Canlı-doğayı hiçe sayan, canlı tüm türleri bir-birlerine karşı ötekileştirmeye çalışan, türler ve cinsler ve kültürler arası hiyerarşi öngören hiçbir eser sanat eseri olamaz. Sanatçı olan kimlik özgürdür ve eseri sipariş edilemez, satın-alınamaz. Evet, gerçek eserin değeri, ölçülemez büyüklüktedir. “Kralların tacına” yazılabiliyorsa özgürlük, demek ki bunu dillendiren eserin yaratıcısı Edûard krallardan daha büyüktür, anlamlıdır ve geleceğe taşınandır. Tarihsel belleği yine tarihsel dokuda yer alan her tür sanat emekçileri şekillendirmektedirler.

Leonardo di ser Piero da Vinci gözlemlerinin bir kısmını açılamaktan çekindiğini iletmektedir. Bunu, kişisel korkulardan dolayı yapmadığını biliyoruz. O, bulgularının, örneğin deniz-altıların kötüye kullanılacağı ve insanlığa zararlı olacağı düşüncesi ile bilgilerini açıklamaktan çekindiğini belirtmiştir. Tarih ne yazık ki onu haklı çıkarmıştır. Ne yazık ki demek gerekiyor çünkü Albert Einstein bu tarihsel hatayı paylaştığını çok sonradan fark edebilmiştir. Einstein bir fizikçi olarak doğrusunu hem de çok başarılı bir şekilde yapmıştır. Ona yüklenecek bir olumsuz yargı söz-konusu elbette değildir. Ancak Leonardo di ser Piero da Vinci sonsuz evren içerisinde doğaya egemen olma ve var-olma konusunda doymak bilmeyen insan türünün egosunu aşarak tesbitlerini gizleme gereğini duyumsayan sanatçı bir kimliği de taşımaktadır. Düşlemleri ve duygulanmaları da bir o kadar hassastır. Evrenin sınırlı olduğu yönündeki sabite kuantum fiziği ile çürütüldüğünde, sonsuzluğun şekilsiz öz-ü içerisinde enerji/ışık saniyede 300 bin km. yol yapmayı sürdürmekteydi. Dinamiğin temel yapısı fizikçiye göre ayrı sanatçıya göre ayrıydı.

Sanatçı sonsuzluk içerisinde kendi biçimini yaratır. Bu, onun sonsuz biçimlenmesidir. O, ne fizik yasalarına ne de dogmatik toplumsal kalıplara sığmaz. Fizik yasalarının tesbiti sanatçının önünü açan kar-küreme makinelerine benzer.

Ne sanatçı ne de eseri hiçbir kalıba sığmayandır….

Sanatçı bir yönüyle sırtında küfesi, yüreği kocaman ve avuçlara sığmayan bir kimliktir. Bu, sırtladığı Dünyaları içerisine koyduğu bir küfedir. O, taşıdığı küfenin altında ezilmez. Anlatılır ya , apartmanın en son katından balkondan biri seslenmiş “hamal, hamal saat kaç?” diye hamal yanıt vermiş “saat yirmi beş-tir!” soran şaşkın bir şekilde sürdürmüş “hamal, hiç yirmi beş saat olur mu?” … hamal yanıtlamış “yirmi beş saat olmayacağını bilirsin de hamalda saat olmayacağını bilmez misen!” …Her canlı tarihsel birikim ile doğar demiştik. Tam bu noktada sanatçı olanın farkı ortaya çıkar; o, küfesiyle sırtladığı tarihe karşı zamansız bir şekilde sorumluluk duygusu ile yaklaşır ve ne geçmiş birikimin sorumluluğundan kaçar ne de geleceğe yönelik ve bin bir özenle çiçek bahçeleri hazırlamaktan geri durur. Sanatçının gerçek gücü de burada ortaya çıkar zaten. Küfesi olmayan yaratıcının yapıtları çoğu kez hilkat garibesine benzer. Sanatçının yüreği kocamandır gerçekten ve avuçlara sığmaz. Filozofun dediği gibi dünyayı yorumlamakla kalmamalı, onu yeniden değiştirip yaratabilmeliyiz. Dünyayı, olay ve olguları/süreçleri algılamak, yorumlamak yanında bir de bunlar içerisinde ayıklama yaparak canlı türüne aykırı olanları eleyip, ayak bağı olanları yok ederek ve gerektiğinde oluşan boşluklara yenilerini koymak suretiyle tüm doğayı ve toplumsal devinimi yeniden yaratabilmek sorumluluğunu üstlenen sanatçı tüm yapıtları ile tarihsel/toplumsal karşı-koymalara hazırlıklı olmak zorunda olan kişidir. Böyle olunca yüreği küçük olanın sanatsal eserlerin gerçek yaratıcısı olamayacağı çok açık görülebilmektedir. Demek ki, kalıcı eserlere imza atanların tüm yer ve zaman dilimleri için geçerli olmak üzere çok rahat söylemek gerekirse yürekleri kocaman olan kimliklerdi ve onlara sanatçı demek gerekir. Onlar biz sanatçıyız/elitiz/öndeyiz demezler zaten. Toplum ve tarihin yargısı onları o mertebeye çıkartır zaten.

Julien Benda der ki, “entelektüelin misyonu, dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında, cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp, ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır”. Entelektüel duyumsama ile sanatçı arasında sıkı bir yakınlık vardır. Gerçi entelektüel birikimin ve yaklaşımın retorik/söylem ve pratik/eylem arasındaki çelişkiyi ortaya koymak olarak daha geniş bir açılımı elbette vardır. Ancak, bilimsel felsefeden ve tarihsel entelektüel birikimden yoksun sanatçı olamaz. Ismarlama ve belli bir yönetimin, belli bir amacın, belli bir mistifikasyonun aracı olarak yaratılanlar eser olmaktan çok dogmatik yapının oyuncaklarıdırlar. Demek ki, sanatçının bir de gölgesi gibi yanından ayırmayacağı bir entelektüel duyumsamasının olması kaçınılmazdır. Entelektüel duyumsamadır ki sanatçının eserlerini dün ile yarına bağlar. İşte gerçek eserin yıllar geçse de yıpranmayıp sürekli güncelliğini koruması da bundan olsa gerek.

Her süreç kopmadan bir sonrakine eklemlenerek değişip dönüşüyorsa hem sanatçının hem de eserlerin sürekli kendilerini yenilemeleri de kaçınılmazdır. Menes/Fiavun tapınaklarını yıllardır bekleyen aslan heykelleri içlerinde birer tapınak barındıracak kadar büyük, neredeyse devasa heykellerdirler. Günümüzde böylesine devasa büyüklükte bir aslan heykeline gereksinim duyumsamıyorsak bu tarihsel/bilgisel dönüşüm ve değişimin, gelişmenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Diyalektik süreç içten dışa ve dışta içe sürekli karşılıklı etkileşimini sarmal olarak sürdürmektedir. Ne nesne özne üzerinde doğrudan ve tek yönlü, ne de özne nesne üzerinde doğrudan ve tek yönlü bir belirleme yapma gücüne sahip değildir. Özne ve nesnenin sürekli etkilenişleri hem karşılıklı ve hem de hem-zamandırlar. Demek ki sanatçının burada dikkat etmesi gereken başka bir olgu ile karşılaştığını söyleyebiliriz. O, tarihsel dokuda yer alan eserleri nedenleriyle/sonuçlarıyla bilmek ve yorumlamak durumundadır. Tarihsel dokudan kopmuş yapıt içeriksiz kalmaya mahkumdur.

Sanatçının Nitelikleri

1-Sanatçının dayandığı güç yalın emek ve tarihsel belleğidir.

2-Sanatçı yaşadığı zaman diliminden kopuk olmasa da hem öncesinde hem sonrasındadır. Bu durum onun zaman zaman yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamasına neden olur. Soyutlanır/yalnızlaşır.

3-Bireysel ve toplumsal yararlılık gösteren değerleri gösteren, öne çıkartan, işleyen kişi sanatçı olabilir; bireyi/toplumsal yapıyı ve doğayı yok etmeye yönelik tüm çirkinliklerin/savaşların/yıkımların anlatıcıları/göstericileri asla sanatçı olamazlar.

4-sanatçıyı bilim insanından ayıran özellik, onun, olgulara gözlem/deney/sonuç düzleminden ötede bir bakış açısı ile bakmasındadır. Venüs gezegeninin saatin tersi yönünde aykırı hareketi bir fizikçi için ayrı bir değerdir bir sanatçı için ayrı bir değerdir ve sanatçı ayrıca Venüs gezegenine kendi ışık yansıması dışında bir ışık ekleyerek Venüs’ü çobanların yöncüsü ve aşkın tanrıçasına dönüştürmesine neden olur. Bu onun toplumsal/tarihsel sese kulak vermesinin bir sonucudur. Sanatçı bu yönü ile söylenceye/öykülenmelere/mitolojiye/dil ögelerine aynı anda yaklaşarak eserini biçimlendiren kişidir.

5-Sanatçı tüm dogmaların/kalıpların karşısındadır. Onun bir var-oluş şekli vardır ve bu var-oluş onu diğerlerinden ayırır.

6-Sanatçı tarihin bir öznesi olduğu bilincindedir. Bu durum onu geçmişe karşı sorumlu hale getirirken, geleceği değiştirmeyi/kurmayı tüm zorluk ve karşı-koymalara rağmen yaratmak zorunda bırakır. Bu zorluğu entelektüel birikimi ile aşar.

7-Sanatçı sanatını icra edemediği gün ölür.

8-Sanatçı değişim dönüşümü tarihsel dokusu içerisinde izlerken değişim ve dönüşümün habercisi olarak bir işlev/görev yüklenen kimliktir. Bu yüklenimi kendisi yapar.

9-Sipariş edilemeyen tek eser türü sanat eserleridir. Bu nedenle sanatçının eseri başka bir olgu ile değiştirilemez/ederi yoktur.

10-Sanatçının düş dünyası sınırsızdır.

Nejdet Evren

“Sanat ve Sanatçının Tarihsel Diyalektiği, Sanatçının Nitelikleri” üzerine bir yorum

  1. Bu yalın , yürekli ve keskin tespitleri içeren makaleyi yayınladığınız için teşekkürler cafrande.org ekibi.
    Evet, sanatçı tarihsel bellek ve dokusuyla vardır ve düş dünyasını yansıtır kelimeleriyle.Ayrıca her sanatçının kendisini ve eserlerini ayrıcalıklı kılan üslubu, tarzı ve söylemi vardır. Günümüzün düşünür-felsefeci-hukukçu-şair-yazar aydınlarından sn. Nejdet Evren’in bu unutulmaz eserinde olduğu gibi eser sahibi silüetini gölgeler satır aralarında ve yazarın geçici bedenini tanımlayan ismi geçip gitse de bedeni gibi, eserleri kalır onu anlatmak gayesiyle…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Demek ki Ceylan kendi kendine infilak etti – Hakan Albayrak

Demek ki Ceylan kendi kendine infilak etti Ceylan'ın paramparça olmuş cesedi üzerindeki sır perdesi hâlâ kalkmadı.Türk Silahlı Kuvvetleri "Biz orada...

Kapat