Andre Gide: “Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür”

Andre GideSanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona bir şey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabii bir ürün değildir; o ancak sun’i bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat yeryüzünde rekabet halindedir.
Evet sanat tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur dizeyi kullanarak diyelim ki:

Devamı…Andre Gide: “Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür”

Tezer Özlü’nün 1982’de yaptığı Peter Weiss söyleşi: “Ben bu kentin yitik bir çocuğuyum.”

Peter Weiss1982 yılı Bremen Edebiyat Ödülü Peter Weiss’a verildi. Bu, Federal Almanya’da verilen en önemli edebiyat ödülü. Yirmi yıla yakın bir süredir okuduğum ve Alman yazının savaş sonrası yazarları içinde en sevdiğim bu büyük yazarı tanımak ve onunla Milliyet Sanat Dergisi okurları adına konuşmak için Berlin’den Bremen’e gitmek ne büyük bir olanak. Sabah saat altıda Berlin Tegel Havaalanı’na gitmek üzere sakağa çıktığımda, Kurfürstendamm üzerindeki durakta benden başka otobüs bekleyen, başörtülü, şişman bir de Anadolu kadını var. Hava nemli ve karanlık. Uçak, saat dokuza doğru Bremen’e inerken, ortalık biraz aydınlandı. Ama o biraz aydınlık, gün boyu hiç tam aydınlığa dönüşmedi. Peter Weiss, istasyon karşısındaki Columbus Otel’de kalacaktı. Onunla görüşebilmek için, aynı otelde bir oda tuttum. Büyük görkemli bir otel. Tam karşısında kentin kırmızı tuğlalarla örülmüş, büyük tren istasyonu yer alıyor. Resepsiyona, Peter Weiss gelince bana haber vermelerini söyledim ve hemen bir iki saat uyudum.

Devamı…Tezer Özlü’nün 1982’de yaptığı Peter Weiss söyleşi: “Ben bu kentin yitik bir çocuğuyum.”

Pis ölümlerinin çukurundaki ihtiyarlar gençlere böyle tafra satmak isterler – Ece Ayhan

ece ayhanBilirsiniz ya da bilmezsiniz, öz çocuklarını boğduğu için herhalde, görkemli olduğu söylenen geçmiş, hele bir imparatorluksa, içinde taşıdığı hüsnü kuruntuyu, gerçekte sevmekten, güzel uzunken kırpılmış kısa kirpikli sanata büründürerek, bir tarikat anlaşmazlığından Nusaybin’e, bir tahttan indirilerek Selanik’e, bir eprimekten İskenderiye’ye sürgünlere gönderilmiş, kafası ipek kılıçla kesilmiş, tuğraları alçılarla örtülmüş, çocuk paşaların ilk kaymaktabağı Kanunu esasileri hamamname olarak kütüphanelere, Serez’den çinkolanmış sandukada taşınmış bir ermiş kemik olarak değil de, Yedikule zindanlarından getirtilmiş iskelet olarak hazirelere, pejmürde bir feylesofun Gelibolu’da Hamza koyunda ciğerlerine çektiği nefes olarak zaviyelere, kimi sayfaları şehzadelerce koparılıp atılmış surnameler olarak saraylara, yanına bir ibrik bir seccade bir Muhammediye almasına göz yumulan bir kalebent olarak hisarlara kapatılmış olsa bile, cumhuriyetlerin, kendisinden sonraki tarihsel ulamların, basamakların, süreçlerin peşini bırakmaz.

Devamı…Pis ölümlerinin çukurundaki ihtiyarlar gençlere böyle tafra satmak isterler – Ece Ayhan

Abdi İpekçi’nin 1971 yılında Yaşar Kemal ile Edebiyat ve Politika üzerine yaptığı röportaj

yasar kemal 1979 yılında Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin bundan 42 yıl evvel Yaşar Kemal ile yaptığı bu söyleşide yazar, Türkiye İşçi Partisi’ni işçiler kurduğu yani aşağıdan yukarı kurulan bir parti olduğu için içinde yer aldığını belirtiyor ve ekliyor:
“Benim istediğim sosyalist düzeni halktan başka hiç kimsenin getireceğine inanmıyorum. Emekçi adına, emekçiden başka hangi tabaka ve bölük yönetime el koyarsa, halk adına değil, emekçi adına değil, kendi adına, kendi çıkarına yönetime el koymuş olur. Sosyalizmi halk getiremezse kimse getiremez. Sosyalizm, bilinçlenmiş emekçinin kendi eliyle kuracağı düzendir. Başka türlüsü olmaz.” diyor.

Devamı…Abdi İpekçi’nin 1971 yılında Yaşar Kemal ile Edebiyat ve Politika üzerine yaptığı röportaj

Maksim Gorki: “Kalem haydutları vardığını patronlarına ispat etmek zorundadırlar”

Bunlar «Hayvanların Koruma Derneği»nin eylemli birer üyesi olabilir, uygar Avrupa şehirlerinin sokaklarında işçilere sopa atan polisi hiç ilgisiz seyredebilirler. Canlı hayvanı kesip biçerek fizyoloji tecrübeleri yapılmasına itiraz edebilir, tavşanların, köpek yavrularının, kobayların hayatını savunabilirler, ama aynı zamanda da, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan emperyalist savaşların kaçınılmaz oluşunu, kapitalist devletlerin vahşi sömürge siyasetini haklı gösterebilirler; patronlarının emri üzerine, Avrupa küçük burjuvalarını Sovyetler Birliğine karşı askerî müdahalede bulunmağa, bolşeviklere karşı tedhiş hareketine girişmeğe sürükleyebilirler. Genellikle, «hem iyiliğe, hem kötülüğe karşı aynı yüz kızartıcı ilgisizliği» gösterirler, ama bankerlerin gazeteleri ile işbirliği edip, herhangi bir «iyiliği», örneğin, faşizmi salık verir, herhangi bir «kötülüğü», örneğin komünizmi suçlayabilirler.

Devamı…Maksim Gorki: “Kalem haydutları vardığını patronlarına ispat etmek zorundadırlar”

“Gizli evcilleşme çağımızı tehdit ediyor” Sema Kaygusuz Dünya Yazarlar Konferansı Konuşması

Sema KaygusuzKabul etmeliyiz ki, rastladığımız bütün güzellikler kuşkulu. Devletler edebiyat çevirileri için fon ayırıyor, resmi bakanlıklar sinemaya destek veriyor, uluslararası organizasyonlar devasa kültür projelerine yatırım yapıyor, yüksek sosyeteye hizmet veren giyim firmaları sanat galerileri açıyor ve böylece her yaratıcı eylem kontrol altına alınıyor. Vatandaşlık tabiiyetiyle sisteme paçasını kaptıran sanatçı, duymak istenileni söyleyen uzlaşmacı bir role davet ediliyor. Huzursuz etmeyecek ölçüde yaramaz, sempati duyulacak kadar çılgın, makul ölçüde deli sanatçılar… Çağımızı tehdit eden işte bu gizli evcilleşmedir. Ulusla başlayıp vatandaşlıkla tamamına eren evcillik. 

Devamı…“Gizli evcilleşme çağımızı tehdit ediyor” Sema Kaygusuz Dünya Yazarlar Konferansı Konuşması

Albert Camus: “Sanatçı, hiçbir şeyi küçük görmez, kendini başkalarına gidip gelme ile yoğurur”

Bir adam karısına arabasının kapısını acıyorsa emin olabilirsiniz: Ya arabası yenidir, ya da karısı.

Ben kendi hesabıma sanatım olmadan yaşayamam. Ama, bu sanatı her şeyin üstüne koymuş da değilim. Tersine, onsuz edemeyişim, onun beni herkesle bir etmesi ve olduğumdan başka türlü olmaksızın herkesle bir düzeyde yaşatmasıdır. Sanat, benim için tek basma tadı çıkarılan bir şey değildir. Sanat bence, en büyük sayıda insanı, ortak acılar ve sevinçlerle coşturacak görüntüleri, biçimleri bulmaktır. Demek ki sanat, sanatçıyı insanlardan ayrılmamaya zorlar; onu, en gündelik ve en evrensel gerçeğe bağlar. Ve çok kez, kendilerini başkalarından ayrı gördükleri için, sanatı seçenler kısa bir zaman sonra anlarlar ki, sanatlarını ve başkalıklarım ancak herkesle benzerliklerini ortaya koyarak gösterebilirler.

Devamı…Albert Camus: “Sanatçı, hiçbir şeyi küçük görmez, kendini başkalarına gidip gelme ile yoğurur”

20. Yüzyılın Başında, Sanatçı, Sanat Eseri ve Sanat Nesnesinin Başkalaşımı – Lütfü Kaplanoğlu

Çağın hız ve devinim kavramlarını ele almasıyla ve nesneleri eş zamanlı sunuş biçimiyle kübizm, hız ve devinimi kendine hedef seçen fütürizmin öncüsüdür. Bir başkaldırı hareketi olarak ortaya çıkan fütüristlerin tüm sanatları birleştirici tavırları; sanatın ve yaşamın her türüne ilişkin manifesto yayımlamaları; gündelik hayatı bütünüyle değiştirmek, kendilerini kabul ettirmek için düzenledikleri gösteriler; sanatın yerleşik bütün kurallarını bir yana bırakmanın, yeni biçim ve anlatım yolları yaratmanın, değişime ayak uydurmak gerektiği mesajının verilmesinde aracılık etmiştir. Yeni anlatım yollarının denenmesinde, çağın enerjisinin verilmesinde kullandıkları hız ve devinim kavramları toplumuna yön veren sanatçı profilinin fonksiyonelliğini anlaşılır kılmıştır.

Devamı…20. Yüzyılın Başında, Sanatçı, Sanat Eseri ve Sanat Nesnesinin Başkalaşımı – Lütfü Kaplanoğlu

Enver Gökçe: “Sanatçıyı sosyal davaların dışında görenler menfaatleri icabı, rahata alışık olanlardır”

Bugün şairi ve şiiri eski anlayış ve tariflerin çerçevesinden kurtarmak zamanı gelmiştir. Bir sanatçıyı -insanlığını inkâr demek olan- sosyal realiteden tecrit edip, onu “buud-u mücerrette (soyut boyutta)” bir yaratık saymak ve sanatçının yarattığı eserleri “ilahi bir marifet, bir ihsan, bir dad-ı hak (yaratılış özelliği)” telakki etmek, belirli bir sosyal topluluğun görüşlerini yaymaktan başka bir şey değildir.
Tabiatı ve cemiyeti bir realite olarak almayan, tabiat ve cemiyet hadiselerini, insan ve akıl üstü izahlarla, mantık dışı endişelerle kavramaya çalışan bir felsefe anlayışı sanat ve entellektüel hayatımıza adamakıllı işlemiştir. Kafaları bu pisliklerden kurtarmak ve her şeyden evvel bir insan olan, tabiata ve cemiyete sımsıkı bağlı bulunan sanatçının sosyal varlığını ortaya koymak lazımdır.

Devamı…Enver Gökçe: “Sanatçıyı sosyal davaların dışında görenler menfaatleri icabı, rahata alışık olanlardır”

Brecht’le söyleşiler – Walter Benjamin | “Eski iyi şeylerden değil, kötü yeni şeylerden işe başla”

1934 4 Temmuz. Dün Brecht’le hasta odasında benim “Üretici Olarak Yazar” başlıklı yazım üzerinde uzun uzun konuştuk. O yazımda, edebiyattaki teknik ilerlemelerin sanat biçimlerinin (dolayısıyla, düşünsel üretim araçlarının) işlevini değiştirdiğini, bu yüzden, edebi eserlerin devrimci işlevleri açısından değerlendirilmesinde tekniğin bir ölçüt durumuna geldiğini söylüyordum. Brecht bu teorimin yalnızca bir tür yazara, büyük burjuvazinin yazarlarına uygulanabileceğini düşünüyor, kendini de bu tür yazarlar arasında sayıyordu. “Böyle bir yazar için,” diyordu, “kendi çalışmalarıyla işçi sınıfının çıkarları arasında gerçek bir dayanışma noktası vardır: ve bu noktada yazar kendi üretim araçlarını geliştirebilir. Çünkü yazar işçi sınıfıyla bu noktada özdeşleşir, gene aynı noktada, yazar, bir üretici olarak, bütünüyle işçileşir. Yazarın bir noktada bütünüyle işçileşmesi, işçi sınıfıyla o alanda her zaman dayanışma içinde olmasını sağlar.” Becher gibi işçi sınıfı yazarlarıyla ilgili eleştirimi çok soyut buldu Brecht, bu düşüncesini de Becher’in devrimci edebiyat dergilerinden birinin son sayısında çıkan “Ich sage ganz offen” (Açık Söylüyorum) adlı şiirini çözümleyerek geliştirmeye çalıştı.

Devamı…Brecht’le söyleşiler – Walter Benjamin | “Eski iyi şeylerden değil, kötü yeni şeylerden işe başla”

Sanatın gerçekle estetik ilişkileri | Çernişevski’nin Estetik Anlayışı* – Plehanov

Çernişevski, güzellik hayattır, der ve bu tanıma dayanarak, çiçek açmış ‘bir bitkiyi niçin sevdiğimizi açıklamaya çalışır:
Bitkilerde hoşumuza giden şey, kuvvet ve özsuyu dolu bir hayata delâlet eden renk tazeliği, şekil zenginliği ve bolluğudur. Solmaya yüz tutan bir bitki çirkindir, içinde az özsuyu bulunan bir bitki hoşa gitmez.
Pek ince ve belli bir noktaya kadar tamamen doğru bir mütalâadır bu.
Fakat işte güçlük: bilindiği gibi, ilkel kavimler, örneğin, aynı gelişme evresinde bulunan Boşimanlar, Avusturalya yerlileri ve daha başka “vahşiler”, oturdukları bölgeler çiçekten yana çok zengin olduğu halde hiç de çiçeklerle süslenmezler.

Devamı…Sanatın gerçekle estetik ilişkileri | Çernişevski’nin Estetik Anlayışı* – Plehanov

Ernst Hans Josef Gomrich’in Yapıtlarında “Sanat ve Gerçeklik” Sorunu

“Tablosunda sanatçının amacını “doğru yansıtıp yansıtamadığını” ele alırken, buradaki “mütevazı doğru sözcüğünün” sözcüklerle tam olarak ifade edilemediğini vurgular. Buna karşın, Gombrich, evindeki bir demet çiçeği düzenleyen kişinin de aynı doğruluk kaygısı içinde olduğunu söyler. Çünkü “hemen hemen herkesin doğru yapmak istediği şeyler vardır.” Oysa sanatçılar ve sanat için böyle bir doğruluktan söz etmek çok da kolay değildir. Gombrich, bu noktada, “bir heykelin veya bir tablonun ne zaman ‘doğru’ olacağına ilişkin kurallar” bulunmadığını, yine de bizim onları anlamak ve karşılaştırmak için keşiflere çıkmamız gerektiğini söyler.”

Devamı…Ernst Hans Josef Gomrich’in Yapıtlarında “Sanat ve Gerçeklik” Sorunu

Sanat Sınıflandırması ve Toplumsal Çevre Üzerindeki Etkisi – Dr. Özand Gönülal

İnsanlık tarihi ile yaşıt olduğu söylenen sanatın sorgulanmaya başlaması, günümüzden 2500 yıl öncesine dayanmaktadır. Bilgi teorisinin yöntemleri ile gerçekleştirilen kategorik yaklaşımlar sanat olgusun içerisine “gelişme” ifadesini de sokmuştur. Sürekliliğin, gelişmeyi içeren bir sonucu ortaya çıkarmasını bekleyen bilim için “gelişme” ifadesi doğaldır. Sanat ise görme, sezme ve yaratma şeklinde gerçekleşmektedir. Bu çerçevede, bilimsel disiplin içinde kavranılan şey genel, sanatta ise kavranılan tamamen özel ve bireyseldir.

Devamı…Sanat Sınıflandırması ve Toplumsal Çevre Üzerindeki Etkisi – Dr. Özand Gönülal