İnsanlardaki saldırganlığın sebepleri – Sigmund Freud ve Erich Fromm

“Saldırganlık ile erkeğin iğdiş edilmesi ya da iğdiş edilmiş bir erkeğe erkeklik hormonları verilince ortaya çıkan sonuçlar arasındaki ilişkiyi incelemek için birçok deney yapılmıştır.
Bu alandaki asıl incelemeler kırklı yıllarda gerçekleştirilmiştir. 4 Klasik deneylerden birisi, Beeman tarafından anlatılan deneydir. Beeman’ın ortaya koyduğuna göre, yetişkin (yirmi beş günlük) erkek fareler iğdiş edildikleri zaman, ameliyattan bir süre sonra, artık iğdiş edilmeden önceki kadar dövüşmemişler, tersine barışçıl biçimde davranmışlardır. Ama ondan sonra aynı hayvanlara erkeklik hormonları verilince yeniden kavga etmeye başlamışlardır.”

İçgüdüsel Olarak Saldırganlık: Sigmund Freud, teorisini erken dönemlerinde tüm insanların davranışlarının kökeninde Eros ve Libidonun yani yaşam enerjisinin olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre saldırganlık da libidinal dürtülerin doyurulmasının engellenmesinden kaynaklanan ikincil bir tepkidir. Ancak  l. Dünya Savaşının trajik günlerini takiben Freud, insan saldırganlığının Thatanos adını verdiği, Libidodan farklı bir içgüdüden kaynaklandığını ileri sürdü. Thatanos (Ölüm içgüdüsü) yaşamın tahrip edilip sona erdirilmesine yönelik olarak insanın içinde bulunan bir enerjidir. Freud’a göre saldırganlıkta dahil olmak üzere tüm insan davranışları Eros (Yaşam içgüdüsü) ve Thatanos arasındaki karmaşık ilişkiden ve gerilimden doğmaktadır. Ölüm içgüdüsü kısıtlanmazsa kişinin kendini tahrip etmesi ile sonuçlanır, (intihar) Bu nedenle ölüm içgüdüsünü kısıtlamak amacı ile insanlar savunma mekanizmalarına başvururlar. Örneğin “yer değiştirme ” savunmasıyla bu enerji dışarıya aktarılır ve böylece saldırganlık ortaya çıkar.

Saldırganlığın içgüdüsel olarak var olduğuna inanan ünlü Etnolog Konrand Lorenz’e göre saldırganlık tüm diğer organizmalarda bulunana kavga etme içgüdüsünden kaynaklanır. Bu içgüdüyle ilgili enerji değişen oranlarda her insanda üretilmektedir. Biriken bu enerji saldırganlığa neden olur. felsefeci, toplumbilimci Theodor W. Adorno göre ise; “Düşünen insan saldırgan olamaz” 

Erich Fromm, Freud’daki yaşam ve ölüm içgüdülerine benzer bir şekilde “yaşam sevgisi ve ölüm sevgisinden” söz eder. insanların büyük bir bölümü, ölüm sever değildir ama bunalım dönemlerinde umutsuz ölüm severlerden etkilenirler.
Marks’ın yabancılaşma kuramından etkilenen Fromm’a göre insan kendini diğer kişilere ve doğaya bağlayamazsa kendini yitirir. Ona göre insanoğlu hem ilerlemeyi hem de mutluluğu bir arada götüremez ve bu nedenle de gelecekte intiharların artacağını vurgular.
Cari G. Jung ise; kişisel bilinç dışından daha etkili olduğunu savunduğu kolektif bilinç dışından söz eder. Bu ise, insan soyunun yüzyıllar boyu kalıtımsal olarak getirdiği bir yapıdır. Jung’a göre her ırkta saldırganlığın görülmesinin nedeni belki de bu olabilir.  İçgüdüsel olmayan insandaki  ”yüksek saldırganlık” için ise Fromm:  ”Yoksulluk koşulları altındaki yoğun nüfus gerilim ve şiddete yol açar.” diyor.  W. M. S. Russel da Fromm’u destekliyor   ”Şiddet, saldırganlık doğurucu koşullardan kaynaklanır.”

Kendini Kabul Ettirmeye Yönelik Saldırganlık

En önemli yalandan-saldırganlık olayı, kendini kabul ettirme tutumunun yaklaşık karşılığı olan saldırganlıktır. Bu, saldırganlık sözcüğünün ingilizce karşılığı olan «aggression» sözcüğünün kökünün sözlük anlamındaki saldırganlıktır; bu ingilizce sözcüğün kökü, ad gradi’den (gradus «adım» ve ad «doğru» demektir) gelme aggredi’dk; anlamı ise «ileriye doğru hareket etmek (gitmek, adım atmak)»tır; «geri çekilme» sözcüğünün ingilizce karşılığı olan ve regredi’den, gelme «regression»da aynı şekilde «geri doğru hareket etme» anlamına gelir. Aggredi ya da şimdi kullanılmayan ingilizce biçimiyle «to aggress» geçişsiz, yani dolaysız tümleci olmayan bir fiildir. Bir kişi «aggress» eyleminde bulunabilir, yani ileri doğru gidebilir; ama birisine saldırmak anlamında, birisine «aggress» edemez. «Aggress» sözcüğü saldırı anlamını çok önceleri kazanmış olmalıdır; çünkü savaşta, ileri hareket çoğunlukla bir saldırının başlangıcıydı.

Başlangıçtaki anlamı olan «aggress» eyleminde bulunma anlamında, böyle bir eylem, gereksiz duraksama, kuşku ya da korku olmaksızın bir hedefe doğru ileri harekette bulunma olarak tanımlanabilir.
Göründüğü kadarıyla, erkeklik hormonu ile saldırganlık arasındaki bağlantı konusunda yapılan gözlemler, kendini kabul ettirmeye yönelik saldırganlık kavramını bazı bakımlardan doğrulamaktadır. Birçok deneyin ortaya koyduğuna göre, erkeklik hormonları saldırgan davranış üretme eğilimi göstermektedir. Bunun niçin böyle olduğu sorusuna bir yanıt vermek için, erkek ile dişi arasındaki en temel ayrılıklardan birisinin, cinsel eylem sırasındaki işlev farklılığı olduğunu göz önüne almamız gerekir. Erkeğe ait cinsel işlevin anatomik ve fizyolojik koşulları, erkeğin bakirenin kızlık zarını yırtacak güce sahip olmasını ve dişinin gösterebileceği korku, duraksama, hatta direnç karşısında yılgınlığa kapılmamasını gerektirir; hayvanlarda erkek, çiftleşme eylemi sırasında dişiyi uygun durumda tutmak zorundadır. Erkeğe ait bir özellik olan cinsel işlevde bulunma özelliği, türün yaşamını sürdürmesinin temel bir gereği olduğu için, doğanın erkeği özel bir saldırgan gizilgüçle donatmış olması beklenebilir. Birçok veri bu beklentiyi doğrulamış gibi görünmektedir.
Saldırganlık ile erkeğin iğdiş edilmesi ya da iğdiş edilmiş bir erkeğe erkeklik hormonları verilince ortaya çıkan sonuçlar arasındaki ilişkiyi incelemek için birçok deney yapılmıştır. Bu alandaki asıl incelemeler kırklı yıllarda gerçekleştirilmiştir. 4 Klasik deneylerden birisi, Beeman tarafından anlatılan deneydir. Beeman’ın ortaya koyduğuna göre, yetişkin (yirmi beş günlük) erkek fareler iğdiş edildikleri zaman, ameliyattan bir süre sonra, artık iğdiş edilmeden önceki kadar dövüşmemişler, tersine barışçıl biçimde davranmışlardır. Ama ondan sonra aynı hayvanlara erkeklik hormonları verilince yeniden kavga etmeye başlamışlardır; erkeklik hormonu verilmez olunca yeniden yatışmışlardır. Ama Beeman, farelerin ameliyattan sonra dinlendirilmezler de kesintisiz bir günlük kavga alışkanlığına koşullandırılırlarsa kavgadan vazgeçmediklerini de gösterebilmiştir (E. A. Beeman, 1947). Bu da gösteriyor ki, erekeklik hormonu, kavga davranışının meydana gelebilmesi için mutlak zorunlu olan bir koşul değil, kavga davranışı için bir uyarim’dır.
• G. Clark ve H. G. Bird de (1946) şempanzelerle benzer deneyler yapmışlardır. Sonuçta, erkeklik hormonunun saldırganlık (egemenlik) düzeyini yükselttiği, dişilik hormonunun ise düşürdüğü görülmüştür. Daha sonraki deneyler.—sözgelimi, E. B. Sigg’in aktardığı deneyler— Beeman ve ötekilerin önceki çalışmalarını doğrulamaktadır. Sigg şu sonuca ulaşmaktadır:

“Yalıtılmış farelerdeki saldırgan davranış yoğunlaşmasının, belki de, saldırganlık doğuran tetik uyaranın eşiğini alçaltan çok sayıda hormon dengesizliğine dayalı olduğu belirtilebilir. Erkek cinsel salgı bezlerince salgılanan hormonlar, bu tepkide belirleyici biçimde etkilidir; öteki içsalgı değişiklikleri (böbreküstü bezi zarı, böbreküstü bezi özü ve tiroid bezi salgılarındaki değişiklikler) ise bu tepkiye katkıda bulunabilir ya da bu tepkinin sonucu olabilir.”
(S. Grattini ve E. B. SİS2 yay.1969).

Cinsellik hormonları ile saldırganlık arasındaki ilişki sorununu ele alan bu aynı ciltteki öteki makaleler arasında yalnız bir incelemeye daha değinmek istiyorum; bu, K. M. J. Lagerspetz’in incelemesidir. Lagerspetz, çok saldırgan olmaya koşullandırılmış farelerde hem sırta çıkmanın hem de çiftleşmenin bütünüyle ketlendiğini, oysa saldırgan olmamaya koşullandırılmış farelerde cinsel davranışın ketlenmediğini ortaya koyma eğilimi taşıyan deneyleri aktarmaktadır.

Erich Fromm

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Arfana Grubu ve “Anatolian Folk – Jazz Impressions” Albümü

Kapat