Sadece Yürürken Aklımıza Gelen Düşüncelerin Bir Değeri Vardır – Jean-Paul Dolle

Nietzsche’nin büyük bir yürüyüşçü olsa da bir düşünürün özel zevklerine bağlı kalmaz sadece. Bir yürüyüş aşkı, Nietzsche’nin diyet uzmanı filozofa gösterdiği yeni hedefleri ifade eder.

“Sadece otururken düşünüp yazabiliriz”
(Gustave Flaubert)

“Yakaladım seni nihilist! Kıçını kaldırmadan oturup kalmak, işte ruha karşı en büyük günah! Sadece yürürken aklımıza gelen düşüncelerin bir değeri vardır.”
(Nietzsche, Putların Alacakaranlığı)

Nietzsche büyük bir yürüyüşçü olsa da, Engadine dağlarında gezinmeyi, çok sevdiği güney kentlerini, Nice, Menton, Cenova ve özellikle Torino’yu baştan başa kat etmeyi çok sevse de, bir düşünürün özel zevklerine bağlı kalmaz sadece. Tam tersine bu değişmez davranış, onun düşünme tarzında yapmak istediği kırılmayı ve onun diyet uzmanı bir filozofa gösterdiği yeni hedefleri ifade eder. Kısacası bu yürüyüş aşkı, Nietzsche’nin savunucusu ve ilk uygulayıcısı olduğu bütün değerlerin değişmesinin ne anlama geldiği konusunda aydınlatıcı bilgiler sunar bize.

Kıçını kaldırmayanlara karşı böyle bir öfke neden? Ve basit bir nihilist olarak böyle damgalanması için ne yaptı ona zavallı Flaubert? Oturmuş olmak neden küçültür düşünmek isteyen her yazarı? Gerçekten hareketsiz gövde konumuna bu karşı çıkış ve karşılık olarak hareketin değerlendirilmesi ve daha açık olarak yürüyüş halindeki bir gövdenin düşüncelerine verilen bu pirim, ta Sokrates’ten beri en ateşli propagandacılar olan papazların ve metafizikçilerin yaşamdan nefretlerine karşı Nietzsche’nin sürdürdüğü savaşıma bir katkı olarak düşünülebilirler ancak. Yaşama karşı bu nefret ilkin bedene karşı bir nefrettir açıkçası – Platon’un beden hapishanesi, yanılgının asıl nedeni (Descartes, Pascal), duygu bedeni, bunlar tutkulara boyun eğerler ve sonuç olarak bilgi yetisine ve ruhun cüz’i iradesine engel olurlar. Bundan dolayı müritler bedene, ancak mümkün olduğunca belirsiz ve silik olduğunda, yerini tümüyle mutlu ve muzaffer bir ruha bıraktığında katlanabilirler. –
Bedeniyle ilişkisini kesmiş gibi çalışma masasının başına oturan bir düşünür, Nietzsche’nin kargışladığı ideal bir çileci tipini canlandırır. Bu, gerçekten kusursuz bir nihilisttir, yani yaşamın değerini yadsıyan, onu küçümseyen ve en ehven onu bir şeyin karşıtı olarak, yaşadığımız bu dünyadan başka bir dünyanın duyumlar üstü bir dünyanın karşıtı olarak gösteren biridir. Ne var ki bu dünyanın yok olup gitmesi istencinin yol açtığı salt bir kurgudan, üstün değerler kurgusunun maskesi altında kılık değiştirmiş yaşama musallat olan bir hiçlik değerinden başka bir şey değildir. Tanrı, öz, iyilik, doğruluk. İç karartıcı hınç tutkusu!

Demek ki düşünmek için, yani beden etkinliğinin sadece küçük bir bölümünü temsil eden bilinçten –ben’in tepkisidir bu- kurtulmak için yürümek gerekir; çünkü Nietzsche’ye göre etkinliğin çoğunluğu bilinçdışıdır. “Bu bedenin hangi etkinlikle yetenekli olabildiğini ve niçin onu zincirlerinden boşandırarak sürekli gücünü erkin kılmak gerektiğini bilmiyoruz. Bedenin etkinliği, zihinsel bakımdan, bilincimizden, tinimizden üstündür, tıpkı cebirin çarpım cetvelinden üstün olması gibi bilinçli düşünme, hissetme ve isteme hallerimizden üstündür.”
Zerdüşt açıklar iyi haberi: “Beden daha güçlü bir varlıktır, adı kendi olan bilinmeyen bir bilgedir beden. Senin bedeninde yaşar, senin bedenindir o!” (Bedeni Horgörenler Üzerine)

“Alman kitaplarını okuyalım; dans etmesini öğrendiğimiz gibi düşünmeyi öğrenmek gerektiğini unuturuz tamamen, düşünme de bir tür dans, o da öğrenim ister. Almanlar arasında, tinin hafif adımlarının bütün kaslara yaydığı o ince ürpertiyi deneyimlerinden bilen kim vardır?.. Dansı, bütün biçimleriyle, soylu bir eğitimin dışında tutamayız: Ayaklarımızla, fikirlerle, sözcüklerle dans edebilmeliyiz. Kalem ile de dans edebilmek gerektiğini söylememe gerek var mı? Yazmasını öğrenmek gerektiğini de?” (Putların Alacakaranlığı)

Helen geleneğinin sürdürücüsü olduğunu ileri süren Alman felsefesi Yunan öğretimini unuttu ya da geriye itti. “Şairler ve düşünürler” toplumu olmakla övünen Almanlar en büyük trajik sanat dersine ihanet ettiler, çünkü onlar, o zamana dek yaşama bağımlı olan bilgiyi üstün bir makama, yaşamın yargıcı durumuna getirdiler. Kantçı eleştirinin sürdürücüsü olmak isteyen Nietzsche, onun yargılama yetisine fazla değer vermemeyi sürdürdüğü ölçüde ve aynı şekilde anlığın yasa koyucu meşrutiyetini de kurtarır, metafiziğin özgürleştirilmesi girişimini sonuna kadar, aklın mahkemesinin terazisine kadar götürmemiş olmasına hayıflanır. Ancak tin yargılamaz, o ister, yani yeni değerler yaratır. Düşünmek keşfetmek, yeni yaşam olanakları yaratmak demektir. Ancak yine de düşünmeyi istemek ve sonuç olarak düşünmeyi öğrenmek gerekir. Bunun için de, büyük düşünürlerin adımlarını izlemekten ve onlar hakkında bize anlatılanlara kulak vermekten daha iyisi yoktur; çünkü onlarla yaşam olanaklarını keşfederiz, onlardan sadece biri bile sevincin ve gücün hikâyesini açıklar bize. Düşünürlerin yaşamı büyük kâşiflerde olan bir yürekliliği taşır içinde, zira doğrusunu söylemek gerekirse, yaşamın en ücra ve en tehlikeli alanlarında keşif yürüyüşleridir bunlar. Yürümeyi, dans etmeyi öğrenmek işaretli yollardan uzaklaşmak ve onun ağır gidişin düzeltmektir, dünya ağırlığına karşın hafiflemektir, soluğunu güçlendirmek için soluyabilmektir – putlarla savaşmak ve “papaz” yalanlarını ortaya sermek için de bu soluk gerekir. Hiçbir zaman durup kalmayan, ancak oluşun ritmine kapılan büyük düşünceler için gereken atılganlığı yürürken kazanabiliriz ancak. Allegro presto!

Nietzsche yeni bir düşünce imgesi önerir. Hiçbir zaman düşünce tek başına ve kendisiyle düşünmez, ona egemen olan güçlere bağlıdır o. Bundan dolayı, düşünce tepkili hınç (ya da acı) güçleri tarafından işgal edildiğinde düşünemeyiz, çünkü düşünce etkinliği ortaya çıkamaz o zaman. Düşünce etkisizdir adeta, yürüyemez. Düşünce bir yeti değil, olan ya da olmayan bir olaydır. Bu düşünce gücü bizim budalalığımız ve bizim bayağılığımız olan Din ve Devlet tarafından kösteklenmiştir. Olumluluğa, düşünce gücüne, gülen bilgiye giden yol, zamana karşı uygulanan bir şiddeti gerektirir. Düşünür kendi zamanına karşı düşünmeyi öğrenmeli. Değerlerin dönüşmesini isteyen filozof ne öncesiz-sonrasız ne de tarihsel olan kavramlar değil, vakitsiz ve güncellikten uzak kavramlar yaratır. Bu durum düşünürün iyi niyetine değil, onu düşünmeye zorlayan şeye bağlıdır.
“Büyük ruhlarda bile onların plebyen ya da yarı plebyen kökenlerini ele veren bir ruhun davranışları vardır: Bu yürüyüştür ve özellikle, onları ifşa eden düşüncelerinin ayak sesidir: Onlar yürümeyi bilmezler. Çağın borazanlığını yapan bu yazarlar kadar insanı güldürecek hiçbir şey yoktur: Adımlarını gizlediklerini sanır onlar.” (Şen Bilim, 4. kitap, 282)
Eğer bir güç en büyük ruhları bile düşünmeye zorlamazsa, onları aktif bir oluş’a sürüklemezse, onlar da yürümeyi öğrenemez, kendi zamanlarına karşı düşünmeyi öğrenemezler. En büyük eğitimci olan Zerdüşt bu gücün kendisidir.
Nietzsche büyük yürüyüşçü, yani büyük eğitimcidir!

Çeviren: Kenan Sarıalioğlu
Nietzsche – Say Yayınları – 2011

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Behçet Aysan: “Sana neyi anlatayım/ her sevda bir ayrılığı yaşar”

Kapat