Psikanalizin Babası Sigmund Freud’a Göre Zihinsel Kişiliğin Anatomisi

Sigmund FreudYani süper-ego, ego ve id, üç farklı dünya, bölge veya eyalettir ve bireyin zihinsel aygıtı bu üçüne bölünür; aşağıda bu üçünün karşılıklı ilişkilerinden bahsedeceğiz. (…)
İd hakkında size adından başka pek yeni bir şey söylememi beklemeyin. İd kişiliğin muğlak ve erişilmez parçasıdır; hakkında bildiğimiz çok az şeyi de rüya-çalışmalarından ve nevrotik semptomların oluşumundan biliyoruz. Bildiklerimize göre genelde negatif bir karakter ve ancak egonun olmadığı her şey olarak tanımlanabilir. Görüntüler aracılığıyla ide yaklaşabiliyoruz ve onu kaos olarak adlandırıyoruz, karmaşık heyecanlarla dolu bir kazandır o. Bir yerlerde somatik süreçlerle doğrudan teması olduğunu ve içgüdüsel ihtiyaçları alıp zihinsel ifadeler verdiğini tahmin ediyoruz, ama bu temasın hangi temelde yapıldığını belirleyemiyoruz. Bu içgüdüler onu enerjiyle dolduruyor ancak organize değil ve birleştirilmiş bir iradesi yok, sadece içgüdüsel ihtiyaçlar için zevk prensibiyle uyumlu olarak tatmin itkisine sahip. Mantığın yasaları, hepsinden önce de çelişki yasası, idin içindeki süreçlerde işe yaramıyor. (…)

freud buzdagDoğal olarak, id değerleri, iyiyi, kötüyü ve ahlakı tanımaz. Zevk prensibiyle çok yakın ilişkileri ve bağlantıları olan ekonomi, diğer bir deyişle sayısal faktör, tüm süreçlerine hükmediyor…. İd ile süper-egodan ayrılabildiği kadarıyla egonun tanımlanması söz konusu olduğunda, dikkatimizi zihinsel aygıtın algısal bilinç sistemi olarak adlandırdığımız en yüzeysel kısmıyla olan ilişkisine çevirirsek daha başarılı oluruz. Bu sistem dış dünyaya yönelmiştir, onunla ilgili algılar için aracılık yapar ve işlevini yürüttüğü sırada kendi içinde bilinç fenomenini oluşturur. Tüm aygıtın duyu organıdır, alıcıdır, üstelik sadece dışarıdan gelen harekete geçiricileri değil, zihnin içinden gelenleri de alır. Egoyu, idin, dış dünyaya yakınlığı nedeniyle ve dış dünyanın etkisiyle değiştirilmiş, aynı yaşayan küçük varlıkların kendisini sardığı kortikal katman gibi uyaranları alma ve organizmayı onlardan koruma amacına hizmet eden bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmaz. Dış dünya ile kurulan bu ilişki ego için hayatidir. Ego, idi dış dünyada temsil etme görevini üstlenmiştir; böylece başka türlü yok edilmekten kurtulamayacak olan idin, dış güçlerin üstün kuvvetlerini tamamen yok sayarak içgüdülerini körlemesine takip etmesini engeller. (…) Ego, id adına hareket edebilme yeteneğine erişim yolunu kontrol eder, ama arzular ile eylemler arasına geciktirici düşünme faktörünü sokar; düşünme sırasında ise bellekte saklanan deneyim kalıntılarını kullanır. Böylece idin süreçleri üzerinde tartışılmaz bir güç sahibi olan zevk prensibini tahtından indirir ve onu daha fazla güvenlik ve daha fazla başarı vadeden gerçekçilik prensibiyle ikame eder. (…) Popüler dilde ifade edersek, id vahşi arzuların tarafını tutarken egonun aklın ve dikkatin tarafını tuttuğunu söyleyebiliriz.

Buraya kadar egonun erdemlerini ve yeteneklerini sıralamakla yetindik; şimdi madalyonun öbür yüzüne bakma zamanı. Ego neticede idin bir parçasıdır, gerçekliğin tehlikelerine olan yakınlığı nedeniyle bilinçli olarak değiştirilmiş bir parçasıdır. Dinamik bakış açısına göre zayıftır; enerjisini idden borç alır. (…) Ego ile idin ilişkisi binici ile atının ilişkisine benzetilebilir. At lokomotif enerjiyi sağlar ve binici de hedefi belirleme ve altındaki gücün hareketlerini yönlendirme yetkisine sahiptir. Ama sıklıkla ego ile id arasındaki ilişkide pek de ideal olmayan bir durum görürüz; binici atı atın istediği yöne yönlendirmeye zorlanır. (…)

Bir atasözü kimse iki efendiye birden hizmet edemez, der. Zavallı egonun durumu daha da kötüdür çünkü üç acımasız efendiye birden hizmet etmesi ve her üçünün de taleplerini en iyi biçimde bağdaştırmak zorundadır. Bu talepler her zaman aykırıdır ve çoğunlukla bağdaşmaz gözükür; egonun görevi altında bu kadar sık çözülmesi bu yüzden hiç de şaşırtıcı değildir. Bu üç tiran dış dünya, süper-ego ve id’dir. Egonun bu üçlünün tümünü tatmin etme yahut hepsine birden eşzamanlı itaat etme çabasını izleyenler, egoyu kişileştirmekten, onu ayrı bir varlık gibi görmekten ve ona acımaktan kendini alamaz. Ego üç tarafla birden tereddüt içinde konuşur ve üç tür tehlike tarafından tehdit edilir ve eğer çok baskı yapılırsa bu tehlikelere bir endişe geliştirerek tepki verir. Kökeni algı sisteminin deneyimleri olan ego dış dünyanın taleplerini temsil etmek için tasarlanmıştır, ama id ile arasının bozulmaması için, kendisini ide bir nesne olarak teslim etmek için ve idin libidosunu kendi üzerine çekmek için idin de sadık bir hizmetkârı olmak ister. (…) Diğer yandan her an belirli davranış normlarını takip eden ve id ve dış dünyanın yarattığı zorlukları dikkate almayan süper-ego tarafından izlenir; bu normlara uymadığı takdirde ego kendisini aşağılık duygusu ve suçluluk olarak gösteren gergin duygularla cezalandırılır. Böylece, id tarafından iteklenen, süper ego tarafından tereddütte bırakılan ve gerçeklik tarafından geri püskürtülen ego, kendi içinde çalışan güçleri ve etkileri azaltmak ve onlara belirli bir uyum kazandırmak yönündeki ekonomik görevini yerine getirmek için çabalar; bunları düşündükçe “Hayat kolay değil” sözünden neden vazgeçemediğimizi anlamak kolaylaşır.

Sigmund Freud
Psikanalist için yeni giriş dersleri, çeviren W. J. H. Sprott, s. 102, 103–109. W. W. Norton & Company, Inc.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Oğuz Atay: “Küçük adımlarla yürümek isterdim kimsenin bana bakmayacağını bilsem…”

Yatağa uzanıp yattığım ve bu satırları yazdığım anların dışında ne yaptığımın pek farkında değilim. Sokaklarda yürüyorum, bir masanın başına ulaşıp...

Kapat