Prof. Dr. Büşra Ersanlı: “Haksızlığa uğrayanların yanında olmayı babamdan öğrendim”

İki yıl kavaltılı sohpetler düzenleyerek bir türlü “Açılımı”nı açamayarak Kürt illerinde oy kaybeden AKP’nin  politize olmuş Kürt kitleleri içinde önem arzeden şahsiyetleri siyaset sahnesinden  KCK  davası adı altında yargı yoluyla    “içeri kapatma”  kapsamında tutuklananlardan biri  Prof. Dr. Büşra Ersanlı.   Onca araştırmada, bilimsel çalışmada imzası olan, akademisyenliği ile hak ve özgürlükler mücadelelerindeki eylemliliğini tutarlılıkla sürdüren Ersanlı, dört aydır  Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) Siyaset Akademisi’nde verdiği dersler gerekçe gösterilerek tutuklu.
Posta yolu ile kendisine ulaştırılan sorulara verdiği cevapları Şubat-Mart sayısında “insaf” başlığıyla yayımlayan Express Dergisi’ndeki söyleşiyi aşağıdan okuyabilirsiniz.

Gözaltına alındığınızda neler hissettiniz? Sorguda neyle suçlandınız?

Gözaltına alındığımda bana gösterilen kâğıt üzerinde PKK/Kongragel ibaresini görünce -sükûnetimi bozmadım ama- çok ağır bir şok geçirdim. Terör, şid­det kavramlarının tüm içeriklerini hayatı boyunca reddetmiş bir insanın bununla suçlanmak istenmesi gerçekten kabul edi­lebilecek bir şey değil.

Kâğıdı imzalamam zaman aldı. Bir yandan da çok iyi bildiğim bir şey var; aslında BDP’li olduğum, Parti Meclisi (PM) üyesi olduğum ve Anayasa Komisyonu üyeliği yaptığım için alındım. En azından Emniyet’in bunu çok iyi biliyor olduğu an­laşıldı, savcılık da bundan haberdar olmalı.

Sorgulama tamamen ifade özgürlüğü kap­samına giren konular üzerineydi. Gösteri­len birkaç delil, Kürt, özerklik, ulusların kaderini tayin hakkı, İspanya anayasası ve orada ayrılıkçılığı tartışma serbestliği gibi şeyler… Toplantılarda, panellerde aldığım notlar… Zaten özerklik üzerine akademik çalışma yapıyordum, dolayısıyla çok not tuttum. Böyle şiddetle uzaktan yakından il­gisi olmayan şeyler…

Rektörlükten bir geçmiş olsun mektubu bile gelmedi

Esas olarak, BDP Siyaset Akademisi’nde verdiğiniz dersler nedeniyle suçlanıyorsu­nuz. O dersler sizin için ne anlam ifade edi­yordu, ne dersi vermiştiniz?

Emniyet’te “sohbet” dedikleri ortamlarda akademide verdiğim dersler de soruldu.

Ders belli: KADER kitabı, Türkiye’de Siyasal Kültür, Sistem ve Kadın. Ben akademisyenim. PM üyesi ol­duğum parti akademi açacak, ben orada ders vermeyeceğim. Normal mi?

Yıllarca Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokratik Sol Parti (DSP) DSP,  Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) üyesi kadın­lara, sivil toplumda çalışan yö­netici kadınlara aynı dersi verip kendi partimin çalışan­larına vermeyecek miydim?

Not defterlerinizden sayfalar, özel hayatınıza, ailenize dair ima yüklü bilgiler gazetelerde, televizyonlarda hoy­ratça kullanıldı. Tutuklanmanızın medyada aksettirilişini nasıl yorumluyorsunuz?

Hoyratça karalamalar, Emniyet kayıtlarının aynen alınarak, incelenmeden, araştırılma­dan, medya etiğine tamamen aykırı olarak kullanılması… Tutuklamanın hemen önce­sindeki 24 saatte zirveye çıkan, tutukla­maya kamuoyu nezdinde sözde meşruiyet kazandırma çabaları… Bunlar, nefret söyle­mine teslim olanların sayısını artırma işine yaramıştır. Çünkü bana verilen destek ve gözaltına alınmamın protesto edilmesi kuvvetli ve yaygındı.

Üniversite çevresinden, meslektaşlarınız­dan dayanışma ve destek gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

Üniversite çevrelerinden destek hep gör­düm, görüyorum. Hem akademisyenler­den hem de öğrencilerden. Hem kendi üniversitemden, hem Boğaziçi, Yıldız ve İs­tanbul, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Ege üniversitelerinden, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Hollanda, Fransa, İngiltere ve Al­manya üniversitelerinden.

Ancak, Mar­mara Üniversitesi Rektörlüğü bir geçmiş olsun mektubu bile yazmadı. Üstelik seçim öncesi benden destek isteyen ve destek verdiğim rektörlük! Üstelik daha adayken, akademik özgürlük meselesini etraflıca tar­tıştığım rektör. Dekanlık da şifahî bir selâm yollamakla yetindi. Savcılıktan izin alıp gö­rüşmeye gelmediler. Bahçelievler 10 dakika buraya.

Bu tutum odam basıldıktan sonra da sürdü. Meclis’teki AKP’li meslektaşlardan da ses çıkmadı -Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Prof. Burhan Kuzu, Prof. Ömer Dinçer mesela. Ne de Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) yeni atanan, yakın tanıştığımız Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’dan.

Sağlık olsun. Sağlığım yerinde belki merak edenler vardır.

Haksızlığa uğrayanların yanında olmayı babamdan öğrendim

KCK kapsamındaki tutuklu sayısı dört-beş binle ifade edilir oldu: Bele­diye başkanları, BDP yöneticileri, gazeteci­ler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar… Bu dava hakkında ne düşünüyorsunuz?

KCK denilen dava zorlama bir dava; insan, iradesi veya şuuru dışında hiçbir örgüte üye olamaz. Hele benim yaşımda, bunca tecrübeden sonra, bilmeden KCK, PKK üyesi olmak!

Kimse zorla, benimsemediği bir mücadele biçiminin parçası yapılamaz; bu kanunsuz, hem de eziyet. Zaten KCK’nin ne olduğunu ben hâlâ net olarak bilmiyo­rum, çünkü yazılan çizilenler arasında bence güvenilir, net bir kaynak yok.

Benim iradem açıktır: BDP’de alternatif muhalefet yapmak. Kırk defa da söylense PKK’li olmam olanak dışı, keza herhangi bir şid­det içeren eyleme veya harekete yardım etmem. İnsaf!

İktidara muhalif kişilerin, kapsamı çok geniş ve muğlak tutulan “torba” davalar­dan birine dahil edildiği bir ortam var. Köşe yazılarında, televizyon programlarında bazı “ka­naat önderleri” çeşitli isimleri açık açık suçlayabiliyor, “ihbar ediyor,” kimilerinin çok yakında tutuklanacağını söyleyebiliyor. Bu ortamı, siyasetin yargı üzerinden yürü­tülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Torba” davalar lafı bile çok aşağılayıcı. Vic­danlı muhafazakârlar, kâmil insanın ne demek olduğunu bilirler. Onursuzlaştırma işlemine alet olan her kurum, her şahıs hamil olur, kâmil olamaz. İhbarıyla, suçla­ması ve karalamasıyla baş başa kalır.

Benim hiçbir düşmanım yok, düşman üre­ten ortamları da pek ciddiye alamam artık. Şiddetten korkarım, psikolojik şiddet dahil. Haksızlıklara karşı direnişim ve âdil olana yöneliş inadım kuvvetlidir. Karalama, if­tira, konjonktürel bir ruh hali, yapanları küçültür.

Kadın olarak şiddete uğradım, gözaltı ve tutuklama da buna dahildir. Bir de, içinde Kürtlerin daha çok olduğu bir si­yasî partiyi, bu alternatif muhalif hareketi destekleyince iyice düşmanlaştırma olu­yor.

Haksızlığa uğrayanların yanında olmak, benim babamdan öğrendiğim en kuvvetli ve kalıcı pozisyonumdur. Karakte­rim, dışarıdan desteklemekten çok, hata­sıyla sevabıyla içinde olmaktır.

Demek ki kadınlar, Kürtler, Alevîler, emekçiler, birde her haliyle doğal ve tarihî zenginlikler, hepsi de ilke olarak yan yana ise, ben de oradayım. Ancak unutulmamalı, otuz yıllık araştırmacıyım, akademisyenim. Yönte­mime hâkim olan, bu meslektir.

Sağlam vücut sağlam kafayla olur belki

Cezaevi koşulları nasıl? Günleriniz nasıl ge­çiyor?

Sağlığım, moralim iyi ve öyle devam etmesi için gündelik disiplini uygulamaya gayret ediyorum. Kelepçeyle askerin muayene odasına girdiği hastanelere gitmemek için sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sö­zünü tersten zihnime işliyorum: Sağlam vücut sağlam kafayla olabilir, belki… İnşal­lah.

Uyum sorunum da yok. Pratik ve sade olmak mümkün. En iyisi de biraz saflığı yüceltmek. Yemekler ve bize gelen koli (eşya, giysi, kırtasiye) ve kitap ve mektup aktarımı biraz düzelirse, kaybolma, geri yollama gibi durumlar olmazsa, daha da iyi olacağım. (IC)

Şubat-Mart 2012 Express

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dava – Franz Kafka | Kaçmak suçu kabullenmekti. Beklemekten başka çare ise yoktu

Merakla kadının götürüldüğü kapıya gitti, öğrencinin herhalde sokakta onu kucağında taşıyacak hali yoktu. Ancak fazla uzaklaşmasına gerek kalmadı. Kapının hemen...

Kapat