Platonik Aşkın Babası, Aşk Felsefesinin Gerçek Temsilcisi: Platon – Hasan Aydın

Eski Yunan felsefe yazını, yazılı materyaller açısından değerlendirildiğinde, aşk bağlamında gerçek temsilcisini Platon’da bulur. Onun sorunu ele aldığı ilk yapıt Lysts’tir; kanımızca bu diyalog, önceki çözümlemelerimize dayanarak Sokrates’in düşüncelerini dile getiren sokratik bir diyalog olmak durumundadır. Kaldı ki bu diyalog cinsel aşktan çok philia, yani dostluk olarak adlandırılan aşka ilişkin tartışmalara yer verir. Bu diyalogda öz olarak Platon, Sokrates’in diliyle, erkekler arasındaki philia’ya yani arkadaşlık, dostluk çekim ilişkisine bir tanım arama çabasındadır. O, öncelikle, bu çekime, ozanlar ve fizikçiler tarafından verilmiş iki başat yaklaşımı ele alır. Bu yaklaşımın ilki şairlerin “Tanrı benzeri benzerine doğru sürer” deyişiyle dile getirdikleri benzerin benzeri çekmesidir.(1) ikinci yaklaşım, Hesiodos’un “çömlekçi çömlekçinin, şair şairin, dilenci dilencinin düşmanıdır” sözünde dile gelen benzer olanların düşmanlığı, benzemez olanın benzemez olana çekildiği savıdır.(2)

Sokrates her iki savı da, faydacılık temelinde yadsır.(3) Ona göre tüm dostluklar, birbirine yönelen insanlar arasında bir tür yakınlık (oikeion) gerektirir. Dostluğa temel olan bu yakınlık, çok farklı çıkarlardan kaynaklanabilir ama Sokrates bunları, anlaşıldığı kadarıyla, ruh, ruhun alışkanlıkları, fiziksel uğraşlar ve fiziksel görünüş olarak dört gruba indirger. Farklı dostlukları aynı nedene bağlamaktan kaçınmak için Sokrates, yakınlık biçimlerinden birisinin, ruh ve onun iyiliğine yönelmesinin diğerleri arasında öne çıktığını savunur. Birisini ruhu yüzünden seviyor olmak, o kişiyi iyiliğe yönelişi, ruhun iyilik soluyuşu nedeniyle sevmek demektir.(4) Ancak tüm bunlara rağmen dostluğun farklı tiplerinin bulunması ve her tipin farklı bir temele dayanması yüzünden diyalog, Peters’in de haklı olarak işaret ettiği gibi, büyük ölçüde ikna edici bir sonuca ulaşılmaksızm, tıbbi hekimlik teorisine değin geriye giden ve o zamanın haz teorilerinde önemli uygulamaları olan şu ilkeye varır: Arzu ve onun ardı sıra gelen aşk, bir yoksunluğun, bir eksikliğin veya bir gereksinimin giderilmesine yönelir ve dolayısıyla da arzunun konusu bünyeye, yani insan doğasına has olan bir şeydir. Yani bizim bünyemize ne özdeş ne de bütünüyle özümsenmez olan, ama yine de bünyemizde eksik olan bir şeydir.(5) Bu tezin, Symposion’da da dile gelişi, Platon’un olgunluk dönemi yapıtlarında da kimi sokratik etkilerin bulunduğunun açık kanıtı olsa gerektir.

Platon’un eros’a yönelik en temel tartışması, daha önce de yer yer değindiğimiz gibi olgunluk dönemi diyalogu olan Symposion’da ortaya çıkar. Kuşkusuz Platon aşka, yine olgunluk diyalogları arasında yer alan Devlet(6), Phaedrus(7) ve yaşlılık dönemi diyalogu olan Yasalar(8) adlı yapıtlarında da değinir; ancak Symposion, onun salt bu konuya ayırdığı tek yapıtıdır. Burada Phaedrus’a da özel olarak değinmek gerekmektedir; çünkü Devlet ve Yasalarda değini şeklinde dile gelen aşk, nutku tartışan Phaedrus’ta ikincil bir izleğe dönüşür ve aşka ilişkin geniş pasajlara yer verilir. Buna rağmen anılan durum, Symposion’xm ayrıcalıklı konumuna gölge düşürmez; zira o, sırf aşkı övmek için kaleme alınmıştır. Bu niteliğiyle Symposion’urı erken dönem Eski Yunan felsefesinde, şu anki bilgilerimize göre, ne bir öncüsü ne de bir başka örneği bulunur. Sparta’da Lykurgos yasalarında aşka ilişkin düzenlemeler bulunsa(9), Aristophanes’in(10) ve Euripides’in(11) komedya ve tragedyalarında aşk olgusu işlense bile, konunun felsefi düzlemde ele alınıp ayrıntılı olarak işlenişi Platon’a aittir. Eğer Diogenes Laertios’un tanıklığına güvenebilirsek, Platon’un bu konuda eski Yunan felsefesinde bir çığır açtığını ve ondan sonra aşk üstüne kaleme almmış pek çok yapıt ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Symposion diyalogunun önemi
Platon’un Symposion diyalogu ile özellikle ondan sonra kaleme aldığı söylenen Phaedrus diyalogunda savunduğu aşk kuramının farklılaşıp farklılaşmadığı sorusu önemli tartışmalara neden olmuştur.(12) Her şeyden önce iki yapıtın kurgusunun köklü bir farklılık gösterdiğini biliyoruz; daha önce de belirttiğimiz gibi, Symposion aşkı övmeyi, Phaedrus ise nutkun doğasını ve yapısını ele almaktadır. Symposion, Sokrates’inki dahil aşka ilişkin altı konuşma içermesine karşın, Phaedrus diyalogu, Phaidros’un Lysias’tan dinlediği ve ezberlemeye çalıştığı aşk karşıtı nutuk ile, Sokrates’in buna karşılık ortaya koyduğu ve aşkın güzellikten alman hazza yönelik akıl dışı bir arzu olduğu temasının işlendiği aşk karşıtı bir nutku içermektedir. Fakat Sokrates, faydacı temelde yapılanan aşk karşıtı nutkundan daha sonra vazgeçmekte, aşka ilişkin, idealar kuramı, anımsama ve ruh görüşü temelinde bir övgü düzmeye yönelmektedir. Aşka ilişkin bu son konuşma daha sonra da ele alacağımız gibi Symposion’daki Diotima’nm dilinden aktarılan düşüncelere öz olarak uymaktadır. En önemli fark, Symposion’da, ne iyi ne de kötü olmaması yüzünden eros’un tanrı olmayıp, bir diamon olduğu fikri Phaedrus’ta. terk edilir ve o, iyi ve güzel bir tanrı olarak takdim edilir. Bu arada Phaedrus’ta aşkın akıl dişiliği deliliğin tanrısal bir tipi olarak sunulur ki, bu tema açık bir biçimde Symposion’da yoktur. Ancak bu durum, Paters’in de haklı olarak işaret ettiği gibi, Syınposion’da hem Diotima’nm varlığı hem de onun söylemiyle bir şekilde ilişkilendirilebilir.(13) Dolayısıyla, kimi farklılıklara rağmen, her iki yapıt, Sokrates’in Phaedrus’laki ikinci konuşması dikkate alındığında, tek tek güzellerden yola çıkarak anımsama yoluyla güzel ideasma yolculuğu esas alırlar. Her iki yapıtın karşılaşünlmasma ilişkin çalışmalar da bizim kanımızı doğrular niteliktedir.(14)

Tüm bu değerlendirmelerden anlaşılacağı üzere, bize öyle geliyor ki, Eski Yunan felsefi yazınında Platon’un Symposion’u, sorunu derinlemesine ela aldığı için aşk felsefesinin öncü yapıtı olmak durumundadır. Lewinson, Platon’un kendi evinde değil de, ün salmış bir homoseksüel olan trajedi yazarı Agathon’un evinde, Platon’un daha çocukluğuna rastlayan bir tarihte verilen şölenin birçok bakımdan güvenilemeyecek bir tarihsel belge olduğunu söylese de(15), kanımızca, oradaki aşka ilişkin övgülü ve fakat farklı değerlendirmeler içeren görüşleri, Eski Yunan’da görülen aşk fenomeninin tüm boyutlarını gözler önüne seren tarihifelsefi bir belge olarak görmemek için bir neden bulunmamaktadır. Lewinson’un tek gerekçesi, Syınposion’urı Platon’un çocukluk dönemindeki bir şöleni konu edinmesidir; diyalogun kurgusunun, Apallodoros anlatıcısına dayandırılmasının nedeni de bu olsa gerektir. Kurgu, Platon’un şölene konuk olan birinden dinlediğini ima ettiği için, yapıta pekâlâ tarihsel bir değer de yüklenebilir.
Symposion’urı aşka ilişkin ileri sürdüğü argümanların değeriyle ilgili de farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimisi yermekte, kimisi ise övmektedir. Sözgelimi Schopenhauer onu homoseksüel eğilimlerin bir yansıması olarak görür. (16) Aynı anlayış Lewinson tarafından da yinelenir:

“Homoseksüellerin kutsal kitabı Şölen(17) homoseksüel edebiyatın tipik örneğidir. Dünyayı bir homoseksüelin gözüyle biçim değiştirmiş olarak görmektedir. Yunanistan’ın seçkin zümresini temsil ettiği iddia olunan yan sarhoş adamlar, kimin kimin yanında yatacağı üzerine uzun uzun tartışmaktadırlar. Gene de Platon, platonik aşkın babası ününü almasını bu kitaba borçludur; bu aşk bütün beden tatlarından uzaktır, bugüne kadar da namuslarını savunan kadınlar, sonradan evlenecekleri kocaları dışta kalmak üzere, erkeklerle olan ilişkilerinin sadece platonik olduğunu ileri sürerek gurur duymuşlardır. Bütün erotizm sözlüğünde, bundan daha acayip bir yanlışlık yoktur.” (18)

Wagoner ise Symposiorixnı ne homoseksüel ne de cinsel aşkla sınırlandırılamayacak eşsiz bir yapıt olduğunu söyler ve sözlerini şöyle sürdürür:
“Platon’un aşk ideasmin dehası şudur: O, bizim geleneksel olarak cinsel aşk kavramımızla başlar, fakat ardından bizi erotik gücün nasıl bireysel gelişime ve entelektüel yetkinliğe ulaştırdığını, hatta bu tutkunun, bilim ve politik düzendeki etkisini kavramamıza yol açar. O, erotik sevginin sadece cinsel arzu olmadığını bize gösterir, bu arzunun, temellerini ve geniş kapsamlı anlaşılır bir çözümlemesini sunar. Platon aşkı bu yolla savunur; çünkü onun çoğu önemli sorunumuzun çözümünde temel oluşturduğuna inanır.” (19)
Hangi değerlendirme daha gerçekçidir? Bunun yanıtı aslında ilerleyen sayfalarda açıkça görülecektir; ancak, peşinen bir imada bulunmak gerekirse, Schopenhauer ve Lewinson gibi düşünenlerin bütünü saf dışı edip, kimi parçalardan yola çıkarak Platon’un Symposion’vma bir parça haksızlık yaptıklarını ve onu çarpıttıklarını itiraf etmek gerekir. Kanımca, Symposion’u homoseksüel ilişkilere indirgemek ve homoseksüelliğin baş yapıtı olarak sunmak, aşkın yarattığı etik erdemlere vurgu yapan konuşmalarla Sokrates’in Diotima’nm dilinden aktardığı görüşleri hiçe saymak anlamına gelecektir.

Bilindiği gibi Symposion diyalogu Atina’nın ünlü tragedya yazarı Agathon’un MÖ 416 yılında yapılan yarışmada birinci olması ve ödül kazanması üzerine evinde verdiği symposion’u/şöleni/ziyafeti (20) ve oradaki aşk üzerine yapılan övgülü konuşmaları aktarır. (21) Platon tarafından Apollondoros anlatıcısının diliyle ortaya konan metin, anlatıcının hatırlamadıkları ve şölene sonradan katılıp aşk yerine Sokrates’i övmeye yönelen Alkibiades’in konuşması bir kenara bırakılırsa, aşk üzerine yapılan Sokrates dahil altı kişinin konuşması üzerine kuruludur. Konuşmalar, Sokrates’inki hariç, nutuk şeklindedir ve her ne kadar diyalogun sonunda Sokrates’in dilinden Eros’un bir Tanrı değil daimon olduğu ileri sürülse de (21), bir Tann olarak Eros’u/Aşk’ı övmeyi amaçlamaktadır. (22) Platon, Aşkı/Erosü övmeyi toplantının konusu haline neden getirdiğine, bir diğer deyişle böylesi bir konuyu neden gündemine aldığına ilişkin hekim Eryksimakhos’un dilinden bir gerekçe de sunar. Gerekçe, bu konunun daha önceleri ihmal edilmişliğine vurgu yaptığı için anlamlıdır. Gerekçeyi Symposion yapıtından dinleyelim:

“Eryksimakhos demiş ki: ‘Euripides’in Melanippesindeki gibi başlamalıyım konuşmama. Ne de olsa söylemeye çalıştığım söz benim sözüm değil, şu Phaidros’un. Çünkü Phaidros her defasında dert yanar bana.’ ‘Ne korkunç değil mi’, der, ‘ey Eryksimakhos, diğer bazı tanrılara şairlerce yazılmış hymnos’lar ve paian’lar vardır da, Eros’a, böylesi değerli ve yüce bir Tann’ya bunca şairden hiçbiri bugüne dek tek bir övgü bile yazmış değildir.’ Bir de eğer istersen, saygıdeğer sofistlerimize bir bak, tıpkı üstat Prodikos gibi onlar da Herakles ve diğerleri için övgüler kaleme aldılar düzyazıyla. Bu, o kadar da şaşırtıcı sayılmaz. Aksine tuzun faydalan hakkında akla ziyan övgü dolu bir kitaba rastladım daha yeni. Bunun gibi daha bir sürü şeye övgüler düzüldüğünü görebilirsin orada. Dolayısıyla bu tür konularda kıyametler kopanlmış da, bugüne kadar tek bir insan bile Eros’a yaraşır bir hymnos terennüm etmeye yeltenmemiş, aksine böyle böyle ihmal edilmiş yüce bir Tanrı.” (23)

Phaidros’un dilinden ortaya konan bu yakınma gerçekçi midir? Buna evet yanıtı vermek hiç de kolay değildir; çünkü o tarihten önce, MÖ 416 yılında Sophokles Antigone (24) oyununda, Eros’a övgü niteliğinde bir hymnos’a yer vermiştir. Aynı biçimde, Euripides’in Hippolytos (25) oyununda da böylesi bir övgü yer almaktadır. Symposion’da aşk övgüsü içeren hemen her konuşmada aşkın farklı yönlerinin ele alındığı, ancak neredeyse hemen her konuşmacının onun cinsel boyutunu güçlü bir tonda vurguladığı görülür. Bu durum, daha önce yer yer değindiğimiz aşkla cinsel ilişki arasında Eski Yunan’da görülen güçlü bağın Platon’un dilinden olumlanması açısından önemli bir işaret olarak yorumlanabilir. Platon’un Symposion’urıda aşkın cinsel yorumunu daha yakından görmek için, ondaki aşka ilişkin övgülü nutuklan, cinsel aşk açısından, sırasıyla irdelemek aydınlatıcı olacaktır.

Bilim ve Gelecek, Sayı:101 Temmuz 2012


Dipnotlar
1) Bkz. Platon, »s, 214a.
2) Bkz. Platon, Lysis, 215d.
3) Sokrates’in faydacı olduğu fikri Ksenophon’da da köklü bir yer edinir.
4) Bkz. Louis-Andre Dorioni Sokrates, s.86-87.
5) F. E. Peters, Antik Yunan Felsefe Terimleri Sözlüğü, çeviren: Hakkı Hünler, Paradigma Yayınları, istanbul 2005, s.117.
6) Bkz. Platon, Devlet, 402d vd.
7) Bkz. Platon, Phaidros, 249d vd.
8) Bkz. Platon, Yasalar, çeviren: Candan Şentuna-Saffet Babür, Kabalcı Yayınları, istanbul 1998, 837 vd.
9) Bu yasalarda, özgür bir kadının en temel görevinin neslin devamını sağlamak için çocuk doğurmak olduğu dile getirilmekte, yine, bedensel aşka olan tutku yerilip, ruhsal olana tutku övülmekte, evliliğin cinsel kudretin en etkin olduğu çağda olması istenmekte, genç kadınla evli yaşlı kocaya, eşinden sağlıklı çocuklar doğurtacak fiziksel ve ahlaksal niteliklerini beğendiği birini getirmeyi zorunlu kılmakta, eşcinsel ilişkide bedensel tutku yerine, ebeveynin çocukla ya da erkek kardeşin erkek kardeşle ilişkisine benzer olması koşuluyla izin verilmektedir. Lykurgos yasalarındaki bu ilkelerin Platon’un devletinde yankı bulması oldukça ilgi çekicidir. Bkz. W. T. Jones, Klasik Düşünce (Batı felsefe Tarihi), cilt: l,s.67.
10) W. T. Jones, Klasik Düşünce (Batı felsefe fatihi), cilt: I, çeviren: Hakkı Hünler, Pardigma Yayınları, istanbul 2006, s.75 vd.
11) W. T. Jones, Klasik Düşünce (Batı felsefe farihi), cilt: l,s.88vd.
12) Anne Van De Vijver, A Comparasion of Plato’s Wievs of Eros in the Symposium and Phaedrus, University of Souht Africa, 2009, s.7-49.
13) Bkz. F. C. Peters, Antik Yunan felsefe ferimleri Sözlüğü, s.118.
14) Platon’un Aşk’a geniş yer verdiği Phaedrus diyalogu ile Symposion diyalogunda savunduğu aşk kuramlarını karşılaştıran çalışmalar bulunmaktadır. Sözgelimi Anne Van De Vijver, bu iki diyalogu ve bu iki diyalog ile ilgili karşılaştırmalı yapıtları bir değerlendirmeye tabi tutarak, özü itibariyle Platonun aynı aşk kuramını savunduğunu kanıtlamaya çalışır. Bkz. Anne Van De Vijver, A Comparasion of Plato’s Wievs of Eros in the Symposium and Phaedrus, University of Souht Africa, 2009, s.7-49.
15) Lewinson’un tek gerekçesi, Symposion’un Platon’un çocukluk dönemindeki bir şöleni konu edinmesidir; diyalogun kurgusunun, Apallodoros anlatıcının anlatıcısına dayandırılmasının nedeni de bu olsa gerektir. Kurgu, Platon’un şölene konuk olan birinden dinlediğini ima ettiği için, yapıta pekâlâ tarihsel bir değer yüklenebilir.
16) Schopenhauer, Askın Metafiziği, s.7.
17) Richard Levvinson, Cinsi Adetler farihi, s.54.
18) Robet E. Wagoner, fhe Meanings Oflove (An Itroduction to Philososphy oflove), Praeger Publishers 1997, s. 11.
19) Burada Symposion ile ilgili bir açıklama vermek gerekmektedir. Bu sözcük dilimize hem şölen hem de ziyafet diye çevrilmiş (bkz. Platon, Şölen, çeviren: A. Erhat- S. Eyuboglu, iş Kültür yayınları, istanbul 2002; Aşk ve Ziyafet, çeviren: Semiha Cemal, Devlet Basımevi, istanbul 1936) durumdadır. Batı dillerine symposium diye geçen bu kelime, ingilizcede banquet, feast, Fransızca’da banquet ve festin sözcükleriyle de karşılanmaktadır. Ancak Symposion’un dinsel, kültürel ve toplumsal içeriği yüzünden bu türden çevirilerinin yapılamayacağı da ileri sürülmektedir (bkz. W. K. C. Guthrie, A History of Greek Philosophy, Cambridge University Press, Cambridge 1975, s.380). Symposion, bir tür birlikte içme olayıdır. Akşam yemeği yenildikten sonra, sofralar toplanır, kölelerin getirdiği suyla arınılır ve temizlenilir ve tanrılar için yere saf şarapla sunular serpilir, ardından hymnos ve paian’lar söylenir. Bu başlangıç ritüellerinin ardından ev sahibi ya da başka bir konuk syposiarkhos olarak seçilir ve içmeye başlanır. Kadınların katılmadığı bu erkek eğlencesine yalnızca aulos’cu kızlar ve hetaire’ler katılabilir. Müzik, şiir, dans ve çeşitli eğlencelerle geçirilen symposionlar gece yarılarına kadar sürer. Bu açıdan symposionların dinsel bir toplantı olduğu da ileri sürülmüştür. Eyüp Çoraklı, “Symposion Üzerine”, Symposion, Kabala Yayınları, istanbul 2007, s.9-10.
20) Bkz. Platon, Symposion, 173b.
21) Bkz. Platon, Symposion, 202c vd.
22) Bkz. Platon, Symposion, 177 bvd.
23) Bkz. Platon, Symposion, 177 bc.
24) Bkz. Sophokles, Antigone, çeviren: Sabahattin Ali, MEB Yayınları, istanbul 1995, 781 vd.
25) Bkz. Euripides, Hippolytos, trs.: Robert Bagg, 0xford University Press, New York 1973, 525 vd.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nuray Mert: Bayrağa sarılı tabutlar içinde kendi çocuklarınız olsa, böyle asıp keser miydiniz

Mevcut iktidar, mağdur olduğu dönemde, özgürlükler, hakkaniyet adına söylediği, yaptığı her şeyi tersine çevirmekte tereddüt etmedi. O devir, kendilerine hak...

Kapat