Platon’un Bilgi Kuramına Aşk ve Cinsellik – Saniye Akkılıç

Platonun felsefi düşüncelerini tarihselliği bağlamında ortaya koymanın önemli olduğunu düşünüyorum. Platon akşam diyarının -abendland: batı dünyası anlamında- ruhbilimsel tarihinde, bilgiye varmada sistematik bir biçimde cinselliğin dilini kullanan ilk yazardır. Onun kullandığı cinsel dil doğrudan bilenin diğer bir bilenle (bunların ikisinin de erkek olduğunu anlıyoruz) olan ilişkisini, birbirlerine yakınlaşmasını (bu aynı zamanda cinsel bir yakınlaşmadır) açıklamaktadır. Ayrıca kendi cinsel metaforları için yeni açıklamalar gerektiren bir takım felsefi fonksiyonlar da koymaktadır Platon. Bir çok Yunan düşünür ve bu arada Platon için de, doğa ve ruh , ortak bir töz dolayımıyla birbirine bağlıdır ve yine aynı zamanda bu ortak tözel çerçeve içindeki farklılıklarla birbirinden ayrılmaktadır.
Platon’un düşüncesinde ruhun ve dünyanın ortak bir özelliğine işaret eden gelen “logos” kelimesi, bu ikisi arasındaki (ruh ve dünya) kavramsal bağlantıyı da yansıtmakta ve ispatlamaktadır. Bu iki-anlamlılık, “rasyonel” kavramının “logos” kelimesinin bulanıklığını (Ambiquität) alıp çoğaltması sonucu bu kavram dahilinde de devam etmektedir . Eski Yunan düşünürleri fiziksel doğayı anlamın bir dışyüzeyi, bir atıf olarak (Attribut) resmeylemişlerdi. “Onlar doğanın keşfine o denli dalmışlardı ki, hiç bir zaman görünebilenler (ì söylemek) ile (kendi) görüşleri arasında bir başkalık olduğunu ayırdedemediler. Logos (öznenin) aktif(liği) anlam(ın)da değerlendirme içine almaktır, objektif anlamda ise nesnel dünyanin somutluğunu (şeyleri), yani belirleneni, (şeyi) olduğu gibi görmektir.”

Platon yıkıcı güçlerin akıldışı eylemlerine karşı bağışık olacak bir bilgi kuramı bulmayı kendine görev edinmiştir. Bu kuram akla aşkınlığı (Transzendenz) sağlayacak ve aynı zamanda bunun (aşkınlığın) karşıtı tarafından -Immanenz- (akıl) tehlike altında -kontrol edilecek veya- bulunacaktı. Platonun bu soruna getirdiği radikal çözüm, bilginin asıl nesnesinin zaman ve maddeyle belirlenmiş alanın dışında izah edilmesi zorunluluğudur: Doğanın araçsallığına son vermek ve ruhu bedenin esirliğinden kurtarmak: Hakikate, temizliğin zenginliğine ve mutlak oluşa -sein- erişebilmek. Bu zenginliğe erişebilmek için ruhun gözünü maddeden başka yöne değil aksine temiz bedenin zenginliğine çevirmesi ve onun ötesini görmesiyle mümkündür. Peki ölümcül bir bedende bulunan ruh gerçeğe giden yolu nasıl bulabilir? Bu soruya Platon’un cevabı; “Ruh eğer Eros tarafından yönlendiriliyorsa, bilgiyle karşılaşacaktır. Eğer bir erkek bu algılanan dünyadan hareket eder ve yukarıya giden yolu ve hissettiği sevgiyi doğru kullanırsa (…), o zaman hedefine çok yakındır ve ebedi güzelliği (“hakiki iyiyi”) görmeye başlayacaktır.” Cinsel istek sevgiyi ve sevgi de bilgiyi öne çıkaracaktır. Ancak burada bilginin temel problemi Eros’un resminde de yansımaktadır: Tabii ki her cinsel istek sevgiyi ve her sevgi de bilgiyi yaratmamaktadır. Ruh Eros tarafından iki yöne doğru zorlanır. Bu yönlerden biri akıl ise diğeri de tutkudur. Platon bu (biri pozitif öbürü de negatif olan) yönsemeleri homoseksüel ve heteroseksüel arasındaki ayrım içersinde tanımlamakta ve devam ettirmektedir; bedensel üremeye bağlı olan heteroseksüel cinsel istek aşkınlığa -Transzendenz- ulaşamaz! Bu yüzden Platon için bilgi, akraba (erkek olmak bağlamında) tözlerin tanrısal bağlantılarının bir ürünüdür. Burada erkekler arasındaki sevgiyi kastetmektedir. “Varlığın zenginliği için anlamlı olan Eros: Homoseksüeldir”. Fiziksel istekleri (üreme isteği) tarafından sarılmış bir erkek Platon’a gore: “Dört ayaklı çiftleşmek isteyen ve çocuk isteyen bir hayvandan farksızdır.” Platon için tek elverişli model yetişkin bir erkek (Erastes: Sevgili sahibi) ile yine aynı sosyal statüden gelen daha genç bir erkek (Eromenos: Sevilen) arasındaki ilişkidir. Fakat aynı dönemde Atina’da kadınlar arasındaki cinsel ilişki gormezlikten gelinmiştir. Antik Yunan’da kadınları ve hiç bir hakka sahip olmayan erkekleri (Plebsleri), pasif konumda cinsel haza ulaşan kişiler olarak vazolara oyulmuş resimlerde görebiliriz. Platon’un epistemolojisi, kosmolojisi ve aşk modeli hiyerarşik bir biçimde kendini ortaya koymaktadır. Fakat Fox-Keller`e göre, Platon’un pederastik (erkekler arası eşcinsel) aşkı kendi içinde bir hiyerarşi barındırmasına rağmen bir hakimiyet içermemektedir. O, Yeni Taslak’ta bilgi(ye ulaşabilmek) için öne surduğu erotik metaforlarla, kapalı bir erkek ağının (bu çerçeve içindeki erkek varoluş biçiminin) uyesi olamayanlara karşı kurulmuş bir hakimiyet ilişkisini tanımlamaktadır. Platon Homoeros-aşk üzerine uzun uzun kuramlar ve yeni kavramlar oluştururken homoseksüel kadınlara (Tözel akrabalık tanımlamasının tutarlı-mantıksal devamı olan lezbiyenlere, lezbiyen ilişkiye) ilişkin hiç bir şey söylememektedir. Aşk yaşamından dıştaladığı sadece (heteroseksüel) kadınlar (ya da erkekler) olmayıp, aynı zamanda homoeros zevkin peşinden giden ve kendisinin överek göklere çıkardığı, bilgi kuramında tanrısallaştırdığı “tözel akrabalık” (eşcinsel ilişki, üremeye yönelik olmayan ilişki) bağını kuran kadınlar da dıştalanmaktadır: Platon’ un tezinin bu tek taraflı uygulayımıyla tanrısallaşmayı belirli bir varoluş şeklini paylaşan erkeklere atfettiğini, daha doğrusu onların bilgi kuramını yapmış olduğunu goruyoruz. Bu anlamda tözel akrabalıkla elde edilen bilgi (sevgi) de daha çok “erkek akrabalığının” bilgisi (sevgisidir). Peki Platon için neden kadınlar aşkınlığa ulaşamaz? Her şeyden once bir kadın lezbiyen olsa bile, sadece kadın olduğu için “potansiyel olarak bedensel üreme tehlikesi” oluşturmaktadır. Bu “tehlikeyi” oluşturan kadının, kendi doğasındaki doğurganlığa karşı çıkma olasılığı da azdır. Kısaca özetliyecek olursak: Heteroseksüel veya homoseksüel kadınlar doğurgan oldukları için bedensel üreme görevinin baskısı içindedirler, bu doğada onların vazgeçilmez varoluşudur. Kadın “hayvani isteklerle” kuşatılmıştır . Dolayısıyla aşkınlığa yani bilgiye erişemez. Platon`un bedensel üremeyi sadece hayvanlara has gördüğü ve doğaya saygı duyduğunu iddia edip, doğanın bir parçası olan kadınları ve onların aşklarını görmezlikten geldiği, “onursuz bir aşk” sonucu doğmuş olduğunu öne sürdüğü, kendi annesiyle kurduğu ilişkiyi yok sayan, yani sonuç olarak Platon’un kendi varoluşunu açıklayamayan, çelişkilerle dolu bu teze (ve Platon’a) bilimadamlarının “platonik” bir aşkla bağlandığının açıklaması; belki de bu tezin içindeki erkek akrabalık ilişkilerinde gizlidir.

Saniye Akkılıç – Araf Sayı : 10 / Haziran 1997

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini…” Alay – Albert Camus

İki yıl oluyor, yaşlı bir kadın tanımıştım. Bir hastalık geçiriyordu, bu hastalıktan öleceğini sanmıştı. Tüm sağ yanına inme inmişti. Yalnız...

Kapat