Nietzsche’nin Kadınları: Kardeşi Elisabeth, annesi Franzıska’nın yazarın yaşamındaki yeri – Mario Leis

Nietzsche Mario Leis, kitabında yazarın yaşamında etkisi olan en önemli kadınları okuyucuyla tanıştırıyor. Nietzsche’nin kişisel ve felsefi gelişimini ne şekilde etkilediği ve biçimlendirdiği sorusundan yola çıkıyor. Babasının erken ölümüyle birlikte ailede egemen olan kadınlar tarafından yetiştirilen Nietzsche, bu dönemin izlerini sadece çocukluğunda taşımakla kalmıyor, sonraki dönemlerde kadınlara karşı anlayışsız ve asabi bir erkek olarak davranmaktan kaçınmazken aynı zamanda pasif ve zayıf bir erkek de olabiliyor. Bu yüzden kadınlara karşı davranışlarında hiçbir zaman yakınlık ve mesafe arasındaki hassas teraziyi dengeleyemiyor, sıkça kadın düşmanlığı ile kadını tanrısallaştırmanın arasında gidip geliyor. Sadece yaşamında değil, eserlerinde ve kişiliğinde de önemli bir etkiye sahip olan kız kardeşi Elisabeth, oğlunu kimseyle paylaşmak istemeyen kıskanç annesi ile ilgi olan bölümü aşağıdan okuyabilirsiniz.

Franzıska Nietzsche
“Canım Annem!”
Zincirlerinden kurtulmuş olan Nietzsche, ruhsal çöküşünden sadece birkaç hafta önce annesi ve kızkardeşiyle hesaplaşır: “Kendime karşı en derin aykırılığı ve içgüdülerimin haince alçaklığını içimde aradığım zaman, orada hep annemi ve kızkardeşimi buluyorum, en aciz olduğum anları… Çünkü o zaman zehirli solucanlara karşı koyabilecek gücüm olmuyor… Psikolojik eşgüdümünüz, böyle bir öncel uyuşmazlık düzenini mümkün kılıyor… Ama aslında “ebedi dönüş” için annem ve kızkardeşimin her zaman en büyük engeli teşkil ettikleri kanısında olduğumu itiraf ediyorum.” Bu sözler her ne kadar abartılı gelse de, Nietzsche maskesini düşürdüğü zaman, o an içinde bulunduğu vaziyeti en acımasız biçimde betimlediği unutulmamalıdır. Friedrich Nietzsche, annesi ve kızkardeşinden, yaşamı boyunca çekmiştir. Ancak onlarla olan bağını hiçbir zaman tamamen koparabilecek durumda olmamıştır. Bu karşıtlığa tahammül etmeye mecburdu; çünkü sonradan da belli olacağı gibi, bu ilişki onun için hayati bir önem taşıyordu.
Böylesi süreğen tavizkârlığa ne kadar zor dayandığım. 1884 yılında yazdığı iki mektup taslağı gösteriyor. Önündeki kâğıda, ama yalnızca ona, bu ikilemiyle ilgili içini döküyor: Sizi benden uzaklaştıran ahlâki mesafenin çocukluğumdan beri farkındayım ve bunu size belli etmemek için bütün anlayışlılığıma, sabrıma ve sükûtuma ihtiyacım oldu. Sizin gibi insanlarla hu kadar yakın akraba olmaktan duyduğum ve içimde bastırmak zorunda kaldığım tiksintiden hiç mi bir şey anlamıyorsunuz? Kızkardeşimin, üstelik de ahlâk zırvalıklarıyla donatılmış küstahlıkla yazılmış mektuplarını okumak ve bütün bunları yutmak zorunda kalmaktan daha çok midemi ne bulandırabilir? (…) Birkaç yıl boyunca kendimi ölesiye işkence görmüş bir hayvan gibi, Lisbetld’e karşı savunmaya ve ondan kaçmaya çalıştım; beni rahat bırakması için ona yalvardım, ama o bana eziyet çektirmekten bir an olsun vazgeçmedi. Ona karşı şiddet kullanmak zorunda kalmamak için, geçen Ağustos ayında Naumburg’a gitmekten çekindim.
Buradan açıkça anlaşılıyor ki, Nietzsche ailesiyle münakaşaya girmekten kaçınmak için yaşamı boyunca müthiş bir güç sarfetmek zorunda kalmıştır. Özellikle kızkardeşine duyduğu nefretini onun yanındaykcn hiç dışa vııramaımşiır. İçindeki baskının acısını sadece mektup taslaklarına dökebiliyordu. Ağustos 1883’dc Overbeck’e yazdığı mektupta anlattığı gibi, Lou deneyiminden sonra, kendini savunanıayacak kadar güçsüz olduğunu artık biliyordur: Ailem ve ben- biz birbirimizden çok farklıyız. Bu kış, onlardan artık mektup almamaya dair bir kural koymayı gerekti görmüştüm; ama buna pek uyamadım (bunun İçin yelerince katı değilim) (…); öyle görünüyor ki, ben düşmanlık için yaratılmamışım. Franziska ve Elisabeth Nietzsche ile arasındaki problemler, düşünürün felsefe anlayışıyla daha da karmaşık bir hal alır. Nietzsche huzuru koruyabilmek adına, ailesi ve çalışmaları arasında hassas bir denge kurmak zorundaydı. Eserlerindeki devrimcilik göz önünde bulundurulursa, bu pek de kolay bir iş değildi. İki kadın da, Friedrich’nin felsefe anlayışındaki yenilikçiliği ne anlayabiliyor ne de anlamak isliyorlardı. Yapıtlarından dolayı Nietzsche’yi, başka bir gezegene ait bir yaratıkmış gibi algılamış olmalılar. Felsefesi, Hıristiyan ahlâk anlayışıyla birlikte Naumburg’un bütün iffet anlayışını da yıkmıştı. Şen Bilim’deki “Kaçık Adam” Tanrı’nın öldüğünü ilan ediyordu: “Tanrı nereye gitti?” diye bağırır, “size ben söyleyeyim! Onu biz öldürdük, -siz ve ben! Hepimiz onun katilleriyiz! (…) Tanrı’yı gömen mezarcıların gürültülerim hala duymuyor muyuz? Tanrısal çürümenin kokusunu hiç almıyor muyuz? -Tanrılar da çürür! Tanrı öldü! Tanrı ölü kalacak! Ve onu biz öldürdük.”
Friedrich Nietzsche burada ailesinin temel inançlarını kökünden zedelemiş olsa da, hayatı boyunca annesi ve kardeşine yine de muhtaçtır. Ailevi bağımlılıkları, felsefi görüşlerini özellikle annesinden olabildiğince saklamasına yol açmıştır. Aksi taktirde tinsel evreninin içerdiği potansiyel tehlike, üçü arasındaki ilişkinin zaten pek sağlam olmayan dengesini tehdit edebilirdi. Çalışmaları ve ailesi arasındaki sınır, Nietzsche için hayati bir önem taşıyordu; Lou macerasında olduğu gibi bu sınır aşıldığı an, Filozof büyük bir tehlikeye girmektedir.
Önce annesini ele alalım: Franziska Nielzsche. 2 Şubal 1826’da küçük bir köy olan Poblcs’te Oehler ailesinin kızı olarak doğmuştur. Babası David Ernst Oehler, bir Protestan papazıdır. O ve karısı Wİlhclmine Oehler, dünyaya on bir çocuk getirirler. Franziska, alımcı çocuklarıdır ve birev kadını olarak yetiştirilmesi elbette ki öncelikli amaçtır. Böylece erken yaşından itibaren kardeşlerine bakar; ayrıca birkaç ilahiyatçı adayından da dört işlem, okuma ve yazma gibi temel dersler alır. İleride bir aile kurabilecek kadar bilgiye sahip olması yeterlidir. Babasının, göreve yeni başlamış Röckenli meslektaşı Cari Ludvvig Nietzsche, onları ziyarete geldiğinde, henüz on yedi yaşındadır. Franziska. bu kendisinden neredeyse on üç yaş büyük adamın hemen dikkatini çeker. Aynı şekilde Franziska da ona iyi niyetli bir karşılık gösterir. Neredeyse yetmiş yaşına geldiğinde kaleme aldığı Hayatını adlı otobiyografik yazısında, ilk karşılaşmalarını şöyle anımsar: “İlk karşılaşmamızı hatırlıyor olmamın sebebi, sonradan bunu kocama sık sık hatırlatmış olmamdır; beylerin yanına gidip reveransımı yaptıktan sonra, elimdeki karanfilleri göstererek: ‘Sayın Peder, bunlar katmerli karanfil mi. yoksa boş karanfil mi? diye sormuştum; oysa ki son derece bakımlı bir bahçeye sahip olan pederin, vereceği karardan emindim; çünkü görünen zaten ortadaydı. Nasıl bir cevap verdiğini hatırlamıyorum ama diğer beyler gittikten sonra kızlarla, genç ve yakışıklı peder Nietzsche beyefendiyi gözetlediğimizi ve fevkalade zarif, simsiyah ve patlak kumaştan kisvesine hayran kaldığımızı, (…) hâlâ çok iyi anımsıyorum,”
Nihayet yirmi dokuz yaşındaki papaz, Franziska’yı istemeye gider ve 10 Ekim 1843 te evlenirler. Fakat bu mutluluk sadece altı yıl sürmüştür; çünkü Cari Ludvvig Nietzsche, otuz beş yaşındayken ölür. Bu felaketi bir başkası izler ve Friedrich Nietzsche’nin erkek kardeşi Joseph de, babasından sadece birkaç ay sonra, daha iki yaşına bile gelmemişken ölür.
Yas içindeki Franziska Nietzsche. görevinin bilincindedir, iki çocuğunu da babalarının anlayışına göre büyütecek, onları Tanrı korkusuyla yetiştirecektir. Dul kalan Franziska, sorumluğunu tam manasıyla ciddiye alır. 1877 yılında oğluna yazdığı bir mektupta, hedeflerini bir kez daha ortaya koyar. Arka arkaya yaşadığı ölümlerin, onun yaşama olan inancını sarstığım ve -ölmek istemiş olduğunu anlatır: “Fakat Tanrı’nın arzusu, benimkinden farklıydı. Kendimi sizi yetiştirmeye adamam için bana yeniden güç verdi ve bu yüzden asıl hedefim, kendimde eksik gördüğüm her şeyi sizlerin öğrenmenizi sağlamaktı ve bunu yaparken de müşavirin karısının çok doğru bulduğum o zamanki sözlerine kulak verdim: çünkü onun da amacı benimkiyle aynıydı. Çocuklarının özel derslerini (öğretmenlerin tüm dehşetine karşın) bizzat gözetiyordu. Yüce Tanrı da lütfunu eksik etmedi; ve böylece körpe ruhlu yavrularımın ikisi de benim küçük tefsircilerim oldular; ve yanımda olmadıkları zaman onları çok Özlüyorum, kalbim ve ruhum eksiliyor sanki ve de onlara anne sevgisinin bütün sıcaklığıyla bağlanmak istiyorum; çünkü bu zavallı insan yaşamında ve fani dünyada, hiçbir şey bir anne için çocuklarından daha kıymetli ve sevgili olamaz.”
Genç kadın kendi eğitimindeki eksikliklerini çocuklarında kapatmak konusunda çok hırslıdır. Franziska Nietzsche. bu yüzden ikisinden de büyük başarılar bekler. Bu isteğinin -hatta daha fazlasının ve beklediğinden çok farklı şekilde gerçekleşeceğini tahmin edemezdi. 29 Mart 1891 ‘de, hasta oğlunun bakımıyla ilgilendiği sırada, Overbeck’e şöyle yazar: “Bu kadar. ‘ ünlü’ çocuklara nasıl sahip olabildim bilmiyorum.” Bunun nedenleri arasında hiç şüphesiz ki yetiştirme tarzının da payı vardır; ama elbette Friedrich Nietzsche’nin olağanüstü yeteneği çok önemli bir rol oynamıştı. Annesinin beklentilerinin baskısı altında Nietzsche’nin çok ezildiğini söylemekte hiçbir sakınca yoktur. Yine de görevlerini itaatkârlıkla yerine getiriyordu -başka ne yapabilirdi ki zaten?
8 Ağustos 1850’de altı yaşlarındayken, annesine kısa bir mektup yazar: Sık sık seni düşünüyorum ve nasıl olduğunu bilmeyi çok istiyorum; lütfen artık yanımıza gel. Ben sağlıklı ve neşeliyim, seni çok seviyorum ve hep senin itaatli Fritzin olacağım. ‘İtaatli olmak’ ve ‘anne sevgisi’ gibi kavramlar çocuk için yetişirken zorunlu odak noktalarım oluşturuyorlardı. Friedrich, uysal olduğu sürece takdir görüyor ve bu da onu annesine karşı minettar kalmak zorunda bırakıyordu. Franziska Nietzsche mektuplarında; “dualarım gece gündüz seninle, çünkü sen benim Yüce Tanrı’dan sonra ilk ve son düşüncemsin.” tarzında cümleler sarfederek çocuğu ağır bir baskı altına sokuyordu. Oğlunun en ulak bir yanlış davranışı; Yüce Tanrı’nın nazarı itibariyle de her şeyiyle kendini oğluna feda etmiş olan annesi için büyük bir hayal kırıklığı olurdu. Bu yüzden Nietzsche, kendini sürekli olarak kontrol altında tutuyordu. Annesinin bütün hareketlerini ve duygusal değişimlerini dikkatle izliyordu ve hula yaparak onu sükutu hayale uğratmamak için, çok hassas bir duyarlılık geliştirmişti.
Bu özenli davranış tarzı, çocuğun gücünü büyük oranda kaybetmesine yol açmış olduğundan. Nietzsche’nin sonradan çocukluğu hakkında vardığı yargıya şaşmamalı. İnsanca, Pek İnsanca daki aforizmalardan birinin başlığı boşuna “Çocukluk Tragedyası” değildir: Belli bir mevkiye gelmiş soylu insanların, en zorlu savaşlarını çocukluklarında vermiş oldukları pek de nadir görülen bir şey değildir. (…) Böyle bir şey tecrübe edildiğinde, insana en tehlikeli düşmanın astında kim olduğunu bitmenin verdiği acı ömür boyu unutulamaz.
Nietzsche, ailedeki dengeyi özenle korumaya devam etmek zorundaydı. Bu durum, annesi 1857’de birkaç günlüğüne Eilenburg’a gittiğinde daha da belli olur. Delikanlı, oradan bile fiilen kontrol atlına tutulmaya devam eder. Franziska Nietzsche, çocuğunun herhangi bir yaramazlık yapmadığından emin olmak için, ona bir davranış talimatnamesi gönderir: “(…)Yağmur yağdığında yanına güzelce şemsiyeni almayı unulma; ve bir şekilde ıslanacak olursan, eve geldiğinde hemen üstünü değiştir; çünkü aksi halde hastalanabileceğini biliyorsun. Bütün giysilerin yatağının üstündeki dolapta duruyor, günlük kıyafet olarak Pobles’e giderken yanında götürdüğün eski ceketini, ince pantolonunu ve yeleğini giymelisin; hava soğuk olduğunda ise, daha kalın olan gri pantolonlarından giy; ve Pazar günleri ise üzerine en iyi kıyafetlerinle kisveni giy; gerekli olduğunda kisveni Bayan Ludwig’e götürüp, yün bir bez ve sıcak suyla temizletebilirsin; (…) ayrıca pederin iyi yürekli karısından da, Dâchsel ailesi ve Rosalic’den de çok fazla yardım isteme; çünkü hepsi de kendilerini yorgun hissediyor olabilir, zaten sen de artık yetişkin bir insan oldun ve kendi kendine bakabil mel isin (…), Bu kâğıdı beraberinde Naumburg’a götür ve yazı masanın üzerine koy ki, söylediğim her şeyi (acaba) yapıyor musun diye zaman zaman bir göz atabilesin; çünkü bunlar ‘Davranış Kuralları’dır.”
Friedrich ömrü boyunca bu şekilde tembihlenmiştir. Huzursuz annesi onu gözetim altında tutmaktan hiç vazgeçmemiştir. Ama Nietzsche de ailesinden uzaklaşamaz; çünkü annesi ve kızkardeşine özenli bakımlarından dolayı ihtiyaçları vardır. Üçü arasındaki haberleşme, daha çok Friedrich’in bazen çok zor koşutlarda olmakla beraber derhal yerine getirilen istekleri tarafından belirlenmektedir. Nietzsche evden ilk kez ayrılıp 6 Ekim 1858’de Pforta Koieji’ne girdiği gün annesine mektup yazarak isteklerini sıralar: Dolabımı şimdi yerleştirdim ama bavuluma birçok şeyi sığdıramamıştım; örneğin mürekkep kabım, kalem uçlarım, sabun ve birkaç ufak tefek şey daha. Lütfen bunlarla beraber bana bir paket de kakao gönder. Ayrıca bir de kitap lazım: Voigfin yazdığı coğrafya kitabı. Eğer kendi kitaplarım arasında yoksa. Dornıricfie gidip olabildiğince çabuk bana bir tane al.
Bu istekler her zamanki gibi yerine getirilir. Fricdrich’in ihtiyaçlarını temin etmeye dayalı bu ilişkinin önemli bir işlevi de, onunla bağlantılı şöyle bir tasdik mekanizmasına sahip olmasıdır: Ailesi ona öteberi gönderdiği sürece, Nietzsche de onların sevgisinden emin olabiliyordu. Örneğin Cenova’da kaldığı birkaç hafta içinde, hiç şüphesiz ki kendine oradan da çorap alabilirdi; ama hayır, çorapların Naumburg’dan gelmesi gerekiyordu. Annesi ise ” Sevgili Fritz”inin en olmadık isteklerini bile hiç şikayet etmeden yerine getiriyordu. Ailenin özenli bakımının ne kadar önemli olduğu şu olayda görülebilir: Nietzsche, Lou Andreas-Salome’ yüzünden kızkardcşiyle kavga ettikten sonra, kara sevdalı filozof, Elisabelh’i lanetlemiş olmasına rağmen, yine de onunla bağlantıya geçer. Kardeş ilişkileri düzelir düzelmez, Friedrich isteklerini beyan eder. Kızkardeşi kendisi için şunları hallediversindi: Şu anda ayma sosis ve jambon ihtiyacı doğdu: Bana gönderilen bütün yiyecekleri, onları yollayana minnettarlık duyarak ve büyük bir iştahla silip süpürdüm: Midemin keyfi çok yerinde. (…) Her halükârda ben senin vefalı ağabeyinim ve senin için en içten iyi dileklerimi hep kalbimde taşıyorum.
Anlaşılan Nietzsche için birbirine geçmiş bakım-zorumluluk mekanizmasından kaçış yoktur. Lou felaketi bile bunu değiştirememiştir vc bu özenli bakını sistemi varlığının devamı için gerekli olan bir şarttır. Friedrich Nietzsche’nin gelişme sürecine dönelim. Franziska’nin oğluyla gurur duymak için haklı sebepleri vardır: Lise diplomasını okulun en başarılı öğrencilerinden biri olamak almıştır. Kısa süre sonra öğrenim görmeye başladığı Bonn’dayken, annesi tarafında birkaç kez paylanır; çünkü o sıralarda azmaya başlamıştır: Bir saat önce son derece nezih bir konserdeydim, her şey inanılmaz lükstü ve bütün kadınlar kırmızılar içindeydiler. Bunun üzerine Naumburg’dan anında eleştiri gelir ve Friedrich, öğrenci hayatıyla ilgili anlattıklarında daha dikkatli olmaya başlar.
Buna karşın Nietzsche’nin annesi başka bir şeyin daha endişesini taşımaktadır: Oğlu İlahiyat öğrenimi görmek için evden ayrılmıştı, sonuçta ölmüş babasının izinden gitmeli ve onun gibi bir Protestan papazı olmalıydı; ancak delikanlı Klasik Filoloji ve Felsefeye meyillidir. Nietzsche, annesinin kalbini mümkün olduğunca kırmamak için onu oyalama laktikleri geliştirmek zorundaydı. Fakat sonunda Franziska’nm hayal kırıklıkları ve endişeleri telafi edilir. Nietzsche ona, 1869 yılının Şubat ayında, Basel’dc görev teklifi aldığını bildirir. Franziska Nielzsche, sevinçten deliye dönmüştür; oğlu her ne kadar dinbilimci olmamış olsa da bütün umutları beklediğinin de üstünde gerçekleşmiştir: Çocuğu yirmi dört yaşında profesör olmuştur. Coşkulu sevincini oğluna hemen aktarır: “Olayı haber vermek için mutluluktan ağlayarak Licsciğin odasına koştum ama o sevinçle, -anneciğim, ben bunu ne zamandır biliyorum ve neredeyse içim içime sığmıyordu; bizim güzel Fritz’imiz artık bir profesör!’ diye haykırdı. (…) Benim sevgili Frirz’im artık para kazanan bir profesör!”
Franziska’yı özellikle Naumburg çevresinden gördüğü takdir memnun etmiştir. Kayınvalidesi ve ailedeki diğer kadınların kuşkuyla izlediği yetiştirme anlayışı, böylece son derece parlak bir dönüm noktasıyla teyit edilmiş olur. Fakat oğlu öğretim üyesi olmaya pek de elverişli değildir ve ufukta yeni gölgelenmeler belirmeye başlar. Delikanlı bu yükü kaldıramamıştır ve daha annesinin muazzam içerikli sevinç mesajına yazdığı teşekkür mektubu bile, gelecekteki akademik iflasını haber verir gibidir: Ama sadece isin kaymağını yedini:, tadı da oldukça Nietzsche burada akademik geleceğini açıkça görmüştür; coşkulu annesi ise böyle bir şeyi tahmin bile edemez. Franziska ancak, oğlu baş ağrılarından ve mide rahatsızlıklarından bahsetmeye başlayınca onun mutsuz olduğunu anlar. Bu yüzden, bir sürü mektupla, çektiği eziyeti okumak zorunda kaldıktan sonra, 31 Ağustos 1877’de Friedrich’e bütünüyle anlamsız bir öneri getirir: “Evlenirsen acılarının geçebileceğini düşünmekten kendimi bir türlü alamıyorum; sen daha çok Ochlcr’lcre çekmişsin ve Edınund da aynı acıları çekmişti. (…) Ama o artık dünyanın en sağlıklı adamı ve bir tek damarı ağrımıyor; o da tıpkı senin gibi sinirli bir yapıya sahipti. Sevgili oğlum, babanı da ne yazık ki temsil etmek zorunda olan annenin tavsiyesine kulak ver! Bana gel, tam da sana layık bir bayancık biliyorum: çok cana yakınımız, akıllı, güzel, varlıklı ve bunun yanında çok sade bir kız. Dün tren istasyonundan şehre kadar birlikle gittik ve onu yine çok beğendim.O.. Dünkü konuşmalarımız arasında, İsviçre’yi görmeyi çok arzuladığını söyledi ve profesörlerin muhabbetinden de çok hoşlanıyormuş.(…) Sana bir şey söyleyeyim mi; bu genç kızı annesi ile birlikte ilk gördüğümde şöyle düşündüm: Bu kız Fritz’im için mükemmel bir eş olurdu. Sevgili yavrum, onu sana kazandırabilirsem, bu senin için de Tanrı’nın bir lütfü olurdu; tıpkı İncil’de dediği gibi: ‘Ve erkeğin yüreği ona itimat edebilir.’ (…) Onu görmeni ve onunla konuşabilmeni sağlama işini bana bırak, gerçi bu tür işlere pek uygun biri sayılmam ama böyle bir görüşmenin gerçekleşebileceği bir sürü partiler, konserler vs. var.”
Franziska’nın çöpçatanvari bir tavırla belirttiği gibi özellikle bilgili ve kültürlü erkekler için can atan bu -bayancık”, hayal kırıklığına uğratılır; çünkü Nietzsche, hu terbiyeli kızı aklının ucundan bile geçirmiyordur. Bu mektuptaki belirleyici unsur ise, Franziskanın, oğlunun evlenmesi durumunda iyileşebileceğine inanıyor olmasıdır: Üstelik de Naumbıırg’un iffet anlayışıyla yetiştirilmiş, kasabalı bir kadınla.
Nietzsche, Basel’dcki verimsizliğinden sonra. 1879 yılının Eylül sonunda iyileşebilmek için Naumburg’a gider ve orada beş ay kalır. Annesi, eski gücüne kavuşması için elinden geleni yapmasına rağmen, Friedrich, yine de şiddetli ağrılardan şikayet ediyordu. 1880’dc bu huzurlu kasabadan ayrılır. O andan itibaren dokuz yıl sürecek Odysseia destanı başlar; mutsuz ve akademik kariyerinden erken emekli olmuş filozof, bu şekilde annesinden zoraki olarak uzaklaşır. Franziska ise, oğlunun başarısızlığını duyduktan sonra, Naumburg’dakilcrin takındığı alaycı tavırlar yüzünden gittikçe daha fazla acı çekiyordur. Yine de, mektup yoluyla sevgili oğlunu kollar. Elisabeth, son derece utanç verici Lou Andrcas-Salomıi’dcn ona bahsettikten sonra, anne ile oğul arasında ciddi fikir ayrılıkları meydana gelir.
Nietzsche annesiyle kavga edip 7 Eylül 1882’de oradan kaçarcasına ayrılınca, Naumburg’un özenli bakım sisteminin, bu tür saldırılara karşı korumasız olduğu ortaya çıkmıştır. Franziska Nietzsche, oğlunu ‘hayatımıza kasteden bu olayı’ kapatmaya zorlarsa oluşacak tehlikeyi biliyordu. Nietzsche’nin o ana kadar ailesinden uzak tutabildiği tahripkâr felsefesi, bu kez Lou Andreas-Salome’nin nezdinde kendini gösterir. Friedrich Nietzsche. bununla ilgili olarak, 9 Eylül 1882’dc Overbeck’e şöyle yazar: Kızkardeşim ne yazık ki can düşmanı haline geldi; ahlâki yönden zaten başından beri ona belli bir öfke duyuyordu ve şimdi de felsefe anlayışımın ne olduğunu bildiğini sanıyor. Anneme mektubunda, güya ‘Tautenbıtrgdayken felsefi düşüncelerimin hayata geçişine tanık olduğunu ve bundan ürktüğünü’ ve de güya benim kötü olanı, kendisinin ise iyi olanı sevdiğimizi’ yazmış. Kısacası Naumlmrgtm ‘iffet olgusunu bütünüyle karşıma almış durumdayım ve aramızda ciddi kopuşlar var.
İki kadının, böylesi cüretkâr bir provokasyona asla tahammülleri yoktur. Çünkü söz konusu olan varoluş nedenleridir. Böylece Franziska Nietzsche’nin ‘yetiştirme programı’ -en azından kısa bir süre için- başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Nietzsche, bu sözde kopukluktan hemen sonra, ailesiyle yeniden ” Üçlü birlik” içinde olabilmek için çaba sarf etmeye başlar. Annesinin onu, ahlâki yönden zedelenmiş olarak gördüğü düşüncesine dayanamaz. Bu yüzden ailesine karşı alışılmış davranış tarzını harekete geçirir. Overbeck’e mektup gönderdiğinin ertesi günü, annesine Leipzig’den bir kart atar: Sevgili anneciğim, başımın ve gözlerimin ağrısından iki gecedir uyuyamaz haldeyim. Uzun aramalar ve büyük çabalar sonucu, hiç olmazsa kendime kalacak bir yer bulabildim! (…) Şehir merkezi şimdiye kadar bana neredeyse fenalık geçirtti.
Franziska Nielzsche. hemen yarı baygın oğlunun yardım çağrısına karşılık verir ve ona fedakârca destek olur. Önceki bakım ilişkisi yeniden başlar; Lcipzig’de çok üşüdüğü için Friedrich’e bir sabahlık ve bol miktarda yiyecek yollanır. Annesi ve kız kardeşi, sözde “ahlak canavarı”na doğum gününde çok güzel bir pasta gönderirler. Ancak madalyonun öteki yüzü hiç de parlak değildir. Nietzsche’nin içinde kaynayan cadı kazanı, özellikle Flisabeth’e yazdığı mektup taslağında kendini gösterir: Senin sahip olduğun türdeki zihniyetlerden hiç hoşlanmıyorum, zavallı kardeşim! Ve Özellikle de ahlâk örtüsüne büründükleri zaman daha da beler oluyorlar; senin gibilerin acizliğini çok iyi tanıyorum. – Senin tarafından tenkit edilmeyi kesinlikle tercih ederim. Nietzsche, Öfkesini yine sadece bir müsvedde üzerinde açığa vurabiliyordu. Eğer ailesini kızdırmak istemiyorsa, bu tür sanrılardan kaçınmaya ve kendini kontrol altında tutmaya mecburdu.
Kadın düşmanlığıyla mimlenmiş bazı yazılarına belki de bu nefretinin yansımış olduğu düşünülebilir. Nietzsche sonraki yıllarda yalnızlığına gömülür. Böylelikle her ne kadar ilgilerini mektupla sürdürseler de, ailesiyle arasındaki mesafesini koruyabiliyordu. İtalya ve çok sevdiği Sils Maria’ya sığınmıştır. 1889 Ocak ayı başlarında Torino’dayken, Fricdrich’in sağlığı hepten iflas edince, annesi onun için hayati bir önem kazanır.
Konulan teşhis her zaman şüphe edildiği gibidir: Frengi enfeksiyonuna bağlı progresif felç durumu. Nietzsche’nin uşağı Davide Fino, o günlerde kendini yerden yere alan filozofla yakından ilgilenmektedir. Durumunu Jacob Burckhardt’tan öğrenen vefalı dostu Franz Ovcrbeck, daha 8 Şubata onu bulunduğu yerde ziyaret eder. Kararlı bir şekilde hareket eden Overbcck, hemen ertesi gün bir sağlık görevlisi nezaretinde hastayı Basel’e götürür. Friedrich Şubat’ta orada Profesör Ludvvig Ville’nin yönetiminde olan Fricdmalt adlı psikiyatri kliniğine yatırılır. Dört gün sonra annesi aceleyle yanına gelmiştir. Oğlunu Jena’daki Ruh Hastalıkları Kliniğine yatırmakta ısrar eder. Gerçi Ovcrbeck. Jena’ya yapılacak bir aktarmanın ‘kesinlikle söz olamayacağı’ yolunda itiraz eder; ama Franziska Nietzsche’yi bir türlü ikna edilemez. Kendisi ilgilenirse, oğlunu iyileştirebileceğine inanan Franziska ona bakabilmek için yakınında olmasını istemektedir ve nitekim dediği olur. Birkaç gün sonra Dr. Emst Mahly, hasta bakıcısı Jakob lirand ve Friedrich’lc beraber Jena’ya giderler. Oğlunun hastalığını hafife aldığını daha tren yolculuğunda anlar. İçinde bulunulan trajedinin boyutlarını ilk defa tren kompartmanında öğrenir ve yaşadığı elim olayı Overbeck’e anlatır: “Lavaboya gitmişti ve daha oradayken bana karşı öfkeyle patladı; gerçi hepsi en fazla bir dakika sürdü ama gördüklerim ve duyduklarım korkunç şeylerdi, öyle ki; bir daha böyle bir şeyin olmaması için, yakınına bile gitmekten çekindim.”
Jena’ya varıldığında Nietzsche, hemen Profesör Otto Bins-vvanger’in kliniğine yatırılır. Oradayken annesi düzenli olarak ziyaretine gider. Hâlâ oğlunun iyileşebileceğini umul ediyordur. Overbeck’e, koyduğu kendi teşhisini bildirir:” ‘Ruhların Alacakaranlığı’ ya da ‘Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları’ adlı kitabını ödünç aldım ve biraz okudum: Böyle şeyleri yazarken beyni gerçekten de zarar görmüş olmalı, herhalde diğerlerinin de içerikleri bu tarzdadır.” Oğlunun, düşünceleri yüzünden çıldırdığına hiç kuşkusu yoktur. Fakat durum böyleyse de, iyileşmesi için belki hâlâ bir ümit olabileceğine inanmaktadır. Ancak buradaki bir başka önemli nokta da. Franziska Nietzsche’nin aslında Putların Alacakaranlığı’ olan kitabın adını yanlış telaffuz etmesidir. Oğlunun eserine ne kadar yabancıysa, hastalığıyla ilgili gerçekçi bir değerlendirme yapabilmekten de o kadar uzaktı.
Binsvvanger, Fricdrich’in ‘progresif felç’ olduğunu Franziska’ya söylememişti; kaldı ki o da buna zaten inanmazdı. Psikiyatrın anneye yaptığı tek açıklama, Fricdrich’in ‘beynindeki sinirlerin aşırı yıprandığı’ şeklindedir ayrıca ‘gözlerinin’ ya da ‘genetik bir hastalığın’ bu soruna yol açmış olabileceğini belirtmiştir. Franziska yine de doktorların hiçbirine güvenmez: “Doktorların, oğlumun hastalığını doğru teşhis edip etmedikleri düşüncesi sürekli kafamı kurcalıyordu! Bana öyle geliyor ki, onlar doğuştan gelen bir hastalığın varlığına inanıyorlardı ve onu bu doğrultuda tedavi ediyorlardı (…). Ben ise sadece, fazla çalışmaktan yorgun düştüğüne çok daha fazla inanıyorum (…); ama bu kadar basit bir tanımlamayla doktorlara kim karşı çıkabilir ki?”
Elisabeth Nietzsche de ‘genetik hastalık’ teşhisine karşı çıkar; çünkü bu şüpheli hastalıktan dolayı bütün aile zan altına girebilirdi. Annenin ‘fazla çalışma’ tezinin ne kadar saçma olduğunu, ilerleyen yıllar ispat eder. Nietzsche’nin durumu gözle görülür biçimde kötüleşir, Zedelenmiş ruhuna göz atabilme olanağı mümkün olabilir; şöyle ki: Nietzsche, 1889 yılının Kasım ayında annesinin ricaları Üzerine kızkardeşi için bir şeyler karalar. Ortaya çıkan şudur: Benim sevgili Pireciğim daha doğrusu Lamaağım! Biraz önce reformcu kilisemin reform çanları çalmaya haşladı: annecik hana serinletici fren üzümü şerbeti getirdi. – Hiçbir şekilde tanımlanamaz bir süreç bu! Morarmış bir gözle içinden çıkabileceğim bin bir türlü belirsizlik içindeyim!
Nietzsche, 1890’da klinikten sonsuza kadar ayrılmadan birkaç gün önce küçük çapta bir rezalet yaşanır.
31 Mart 1889 kalmış ve kıpkırmızı olmuştum; artık neredeyse ayakla duracak halim kalmamıştı. Sonra Leutra Caddesi’nden aşağıya inip Kollegien Caddesi’ne tam ulaşmıştım ki; sevgili yavrumun, yanındaki polisle keyifle konuşa konuşa geldiğini gördüm. Ulu Tanrı’ya şükretmek için oracıkta dizlerimin üzerine çökebilirdim. Polisi biraz kenara çekip sorduğumda, onu erkek banyolarının yanındaki su birikintisinde yıkanmak isterken bulduğunu ve herhalde uzunca bir süredir etrafta çırılçıplak bir halde dolaştığını söyledi.”
Franziska ertesi gün, klinikteki doktorların biri tarafından paylanır. Binsvvanger’in talimatıyla hareket eden doktor, olayın iyice araştırılması için bir heyet göndermekle onu tehdit eder. Doktor ayrıca oğlunun klinikte kalmasının daha iyi olacağını; illa dışarı çıkarmak gerekiyorsa da. Franziska’nın yakınlarında hep bir ‘bekçi’ bulundurması gerektiğini belirtir. Franziska Nietzsche, hemen harekete geçer; oğlunun eşyalarını toparlar ve onunla Naumburg’a döner. Nietzsche, bu firardan sonra 13 Mayıs 1890’dan itibaren kendi halindeki bu küçük kasabada ailesiyle birlikte oturmaya başlar. Artık altmış dört yaşında olan annesi, ömrünün son yedi yılını, evdeki yardımcısı Alwine Freytag’la birlikte, oğluna fedakârca bakmakla geçirir. Bütün gün koşuşturur, geceleri bile rahat uyuyamaz ve sürekli tetikte bekler: “yatak odasının bitişiğindeki küçük odada, divanda uyuyorum.” Odasından hiç ses gelmediği zamanlar şüphelenip “anahtar deliğinden” bakar, gerekirse bu durum bazen aynı sabah süresince yirmi küsur kez tekrarlanır.
Franziska Nietzsche, yirmi dört saat boyunca oğlunun hizmetindedir. Günlük yaşamları şöyledir: “Kahvaltıdan sonra erkenden parkta gezintiye çıkıyoruz; oradan muhteşem ormanı baştan aşağı dolaşıp serin ve gölgelik büyük yoldan geri dönüyoruz ve saat 12’ye doğru evde oluyoruz. Berberi gelip gittikten sonra piyanonun başına geçip bir şeyler çalıyor; bu arada ben Alwine’ye saat I2:30’a kadar çorba, ara yemek ve kızarmış et hazırlatıyorum – eski tariflere göre yapılan enfes bir yemektir. Yani saat 13e kadar vaktimiz böyle geçiyor. Bay Tittel’in öğle yemeği de verdiği pansiyonu var ve Alwine orada üçümüze dc et ve sebze pişiriyor; çünkü ben bir tanecik hastamdan başka hiçbir şeyle ilgilenemiyorum, zaten çok az kalan gücümün tamamını sarfetmem gerekiyor; çünkü yemeğin ardından biraz kestirdikten sonra, onu verandaya çıkarıyorum ve kakaosu ile jambonlu çöreklerini kendi ellerimle hazırlıyorum. Orada ona akşam yemeğine kadar bir şeyler okuyorum. Saat 22:45’e kadar biraz daha gezindikten sonra onu yatırıp ertesi gün için tüm hazırlıklarımı yapıyor ve saat 23’e doğru yorgunluktan bitap düşmüş halde yatağıma gidiyorum.”
Franziska’nın Overbeck’e Temmuz 1894’te bildirdiğine göre, oğlunu evde yıkamak zorunda olmaları bakımını daha da güçleştiriyordur: “Oğlumun durumu hâlâ değişmediği ve yıkanırken de çok gürültü çıkardığı için, onu evde yıkamak zorunda kalıyoruz. Tabii bu da oldukça zor oluyor; çünkü gürültüyü en az geçiren kendi odası olduğundan, ona banyo yaptırabilmek için küvete her seferinde yirmi kova su getirip götürüyoruz {…). Onu artık sadece gün aşırı yıkayabiliyorum.” Franziska Nietzsche, bu zorluğa da sabırla katlanır. 1890 yılının Aralık ayında-dört yıllık ayrılıktan sonra- Paraguay’dan geri dönen Elisabeth’in dc annesine pek faydası olmaz; çünkü başka planları vardır: Ağabeyinin eserlerini kendisi pazarlamak islemektedir.
Böylece Franziska Nietzsche’yi uğraştıracak yeni problemler meydana gelir. Oğlunun mirası idare edilmelidir; Nietzsche’nin yayıncılarıyla ilgili sorunları karmaşık bir hal almıştır ve Elisabeth’in eserler üzerinde hak sahibi olabilmek için verdiği savaş hiç de rahatlatıcı değildir. Üstüne üstlük Friedrich ‘in eziyetli bakımı da sadece kendisinin ve Alwinc Frcytag’ın üzerindedir. Sürekli zayıflayan filozof, her ay biraz daha çökmektedir. Buna rağmen cesaretini kaybetmeyen Franziska gücünü içindeki evlat sevgisinden alıyordu: “Yüreğimi çoğu zaman tanımlanamaz bir acı dağlıyor; ama yine de Yüce Tanrı’ya, beni ayakta tuttuğu için şükretmeliyim, yoksa şevkatim bu kadar iyi gelirken; zavallı çocuğa ne olurdu?”
Franziska Nietzsche, 20 Nisan 1897 de ölür. “Zavallı çocuğa” ne olacağını ise bundan böyle kızkardeşi belirleyecektir.

Nietzsche’nin Kadınları

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cemil Meriç: Yaşamak insanın kendini tedavi etmesi ve her gün yenilemesi demektir

"Andre Gide'in dediği gibi: Yazı yazmaya başlayınca en büyük zorluk samimi olmakta. Bu düşünceyi biraz derinleştirmek ve sanatta samimiyetin ne...

Kapat