Mutlu Olma Meselesinde Kişisel Olmayan İlgiler – Bertrand Russel

Mükemmel olmasa da, var olan öğrenme olanaklarımızdan yararlanmamak, tiyatroya gidip de oyunu seyretmemeye benzer. Dünya, korkunç ya da gülünç, kahramanca, korkakça ve şaşırtıcı şeylerle doludur. Bu manzaraya ilgi duymayanlar, yaşamın sunduğu nimetlerden birine sırt çeviriyorlar demektir.

Bu bölümde, bir insanın hayatının temeli olan başlıca ilkleri değil, boş zamanlarını dolduran ve kendisini daha ciddi düşüncelerin yorgunluğundan kurtaran küçük ilgileri ele almak istiyorum. Sıradan bir erkeğin hayatında, karısıyla çocukları düşünce ve kaygılarının en büyüğünü oluşturur. Evlilik dışı kaçamak gönül ilişkileri bulunsa bile, bunlar kendisini kendi başlarına aile üzerinde yapacakları etkiler kadar ilgilendirmez. insanın işiyle olan ilgilerine, şimdilik kişisel olmayan ilgiler gözüyle bakmıyorum. Örneğin bir bilim insanı kendi alanındaki araştırmaları günü gününe izlemek zorundadır. Bu gibi araştırmalara karşı bilim insanının duyguları sıcaklık ve canlılık taşır ama mesleğinden tümüyle ayrı bir bilim dalındaki araştırmaları okurken daha az eleştirici ve daha çok ilgisiz bir ruh hali içinde bulunur. Okuduğunu anlayabilmek için kafasını çalıştırmak zorunda olsa bile rahattır, çünkü konu sorumlulukların dışındadır. Kitap onu ilgilendirmişse, bu ilgi kendi meslek kitaplarına karşı duyduğu ilgiye benzemeyen, bir bakıma kişisel olmayan bir ilgidir, işte bu bölümde bir insan hayatının ana uğraşıları dışında kalan bu gibi ilgilerden söz açmak istiyorum.

Mutsuzluğun, yorgunluğun ve sinir gerginliğinin nedenlerinden birisi, insanın hayatta pratik önemi olanlar dışında hiçbir şeye ilgi duymamasıdır. Bunun sonucu olarak da zihnin bilinçli katı, her biri belki de kaygı ve üzüntü öğeleri taşıyan birkaç sorundan kurtulup rahat edemez. Bilinçaltında beliren düşünce kendi bildiğince ağır ağır olgunlaşırken bilinç de, uyku dışında, durmadan çalışmaktadır. Sonuç ise, çabuk heyecana kapılma, anlayış eksikliği, çabuk öfkelenme ve ölçüsüzlüktür. Bütün bunlar yorgunluğun hem nedenleri, hem de sonuçlandır. Bir insanın yorgunluğu arttıkça bu ilgilerin sağladığı rahat ve huzur yok olur ve kişi daha fazla yorgun düşer. Bu kısır döngü ise ancak sinirsel bir çöküntüyle sona erebilir. Dış ilgilerin dinlendirici olmaları hiçbir etkinlik gerektirmemelerinden ileri gelir. Kararlar vermek ve irade gücünü kullanmak, hele acele ve bilinçaltının yardımı olmadan yapılması gerektiğinde çok yorucudur. Önemli bir karar vermeden önce o işi bir süre için unutmak gerektiğini söyleyenler çok haklıdır. Bilinçaltı etkinlikleri uykuda olduğu gibi, insanın aklı başka şeylerle meşgulken de devam eder. Çalışma saatleri dışında işini unutabilen ve ertesi gün yeniden başlayıncaya kadar aklına getirmeyen, çalışma saatleri dışında da hep işini düşünüp kaygılarından çok daha verimli olabilir, işin gereken zamanlarda unutulması ise, işten başka ilgilerin bulunmasıyla kolaylaşır. Yalnız bu ilgilerin, günlük işte yorulan melekelerimizin kullanılmasını gerektirmemeleri de şarttır. iradeyi ve çabuk karar vermeyi gerektirmemeli, kumarda olduğu gibi para öğesi taşımamalı, duygusal yorgunluk yaratabilecek kadar heyecanlandırıcı, bilinçaltını olduğu kadar, bilinç katını da tümüyle meşgul edid ilgiler olmamalıdırlar.
Birçok eğlence bu koşullara uygundur. Oyun seyretmek, tiyatroya gitmek, golf oynamak bu bakımdan kusursuz eğlencelerdir. Kitap okumaya düşkün olan için, kendi mesleğiyle ilgili olmayan konularda kitap okumak hoştur. Bir endişe ne kadar önemli olursa olsun, zihni devamlı meşgul etmemelidir.

Bu konuda erkeklerle kadınlar arasında büyük fark vardır. Genel olarak erkekler işlerini kadınlardan daha kolay unutabilirler. Evde çalışan kadın söz konusu olunca bu durum doğaldır, çünkü kadın işi bittikten sonra da işyerinde kaldığı halde, erkek çalışma çevresinden uzaklaşıp yeni bir ruh hali kazanma olasılığına sahiptir. Ama yanılmıyorsam, işi evden dışarıda olan kadınlar bu konuda erkeklerden, evde çalışan kadınlar kadar farklıdır. Yani dışarıda çalışan kadınlar kendileri için pratik önemi olmayan şeylere çok zor ilgi duyarlar. Amaçları, düşüncelerini ve girişimlerini yönetir; tümüyle sorumsuz ilgiler peşine düşmeleri enderdir. İstisnalar yok demiyorum, ama bence genel görünüş budur. Örneğin, bir kız lisesindeki bayan öğretmenler, eğer yanlarında erkek yoksa akşamları da meslek konularını konuşurlar; oysa bir erkek lisesinde durum böyle değildir. Bu durum kadınlara, erkeklerden daha üstün bir göreve bağlılık gibi görünür, ama bence işlerinin niteliğini yükseltmez. Üstelik birçok durumda bir çeşit fanatikliğe götüren dar görüşlülüğe yol açar.

Kişisel olmayan ilgilerin hepsi dinlendirici olmaktan başka birçok yönlerden yararlıdır. En başta insanın doğru değerlendirme melekesini devam ettirmesine yardıma olurlar. Amaçlarımıza, çevremize ve yaptığımız işlere öyle bir dalmışız ki, dünyada yapılan tüm işlerin içinde ne kadar küçük bir yer tuttuğunu ve yaptığımız işlerle dünyadaki birçok şeyi hiç etkilemediğimizi unuttu gideriz. Peki, insan bunu niçin hatırlamalı diye sorabilirsiniz. Bu sorunun birçok yanıtı vardır. Bir kere dünya ve dünyadaki işler hakkında doğru bilgiye sahip olmak iyi bir şeydir. Hiç birimiz dünyada çok uzun süre kalacak değiliz; bu garip gezegen ve onun evrendeki yeri hakkında bilmemiz gerekenleri ömrümüzün sayılı yılları içinde öğrenmek zorundayız. Mükemmel olmasa da, var olan öğrenme olanaklarımızdan yararlanmamak, tiyatroya gidip de oyunu seyretmemeye benzer. Dünya, korkunç ya da gülünç, kahramanca, korkakça ve şaşırtıcı şeylerle doludur. Bu manzaraya ilgi duymayanlar, yaşamın sunduğu nimetlerden birine sırt çeviriyorlar demektir.

Üstelik her şeyi doğru ölçüleri içinde görebilme yeteneği çok değerli ve bazen çok avutucudur. Bizler yeryüzünde tuttuğumuz küçücük köşenin ve doğumumuzla ölümümüz arasındaki kısacık sürenin önemini gözümüzde fazla büyütür, fazla heyecanlanır, kendimizi fazla zorlarız. Fazla heyecanlanmamız ve kendimizi fazla önemli görmemiz hiç doğru değildir. Evet, belki daha çok çalışmamıza yol açabilir, ama daha iyi çalışmamızı sağlamaz. îyi bir sonuca yönelmiş az iş, kötü bir sonuca yönelmiş çok işten daha iyidir, ama yorucu bir yaşamdan yana olanlar bunun aksine inanır gibidirler. İşlerini fazla önemseyenler her zaman tutuculuğa düşme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar ki, bu da istenilen bir-iki şeyi akla takıp geri kalan her şeyi unutmak ve bu bir-iki şeyin peşinde koşarken uğranılacak zararları önemsiz saymaktır. Tutuculuğa kapılmamak için, insanın hayatı ve evrendeki yeri hakkında geniş bir görüşe sahip olmaktan daha iyi bir koruyucu yoktur. Geniş bir görüş bu iş için çok büyük bir dilek gibi görünse de, buradaki yararından başka kendi başma da çok değerlidir.

modern yükseköğretimin kusurlarından birisi de, bazı belirli becerileri kazandırmak için çok fazla eğitim halini almış olması ve dünyayı tarafsız bir gözle inceleme yoluyla duygu ve düşünce gelişimine pek az yer vermesidir. Diyelim ki kendinizi politika yarışma kaptırdınız, partinizin kazanması için çok çalışıyorsunuz. Buraya kadarı iyi. Ama mücadele sırasında elinize geçen başarı fırsatından yararlanmanız için yapacaklarınız, dünyada kin, şiddet ve kuşkuyu artıracaktır. Örneğin, sizi başarıya ulaştıracak en iyi yolun, yabancı bir ulusu kötülemek olduğunu anlamışsınızdır. Eğer görüş ve düşünceleriniz “halihazır’Ta sınırlanmış ya da başarı her şeydir öğretisini benimsemişseniz, bu gibi sonucu şüpheli yöntemleri kullanırsınız.
Böylece kişisel amaçlarınıza ulaşabilirsiniz, ama bunun daha ötelere uzanan sonucu felaket olabilir. Diğer yandan, eğer zihninizde insanın geçmiş çağları, onun barbarlıktan yavaş ve kısmen kurtulmuş olduğu yer etmişse ve sayısız çağların yanında insan ömrünün kısalığını algılayabiliyorsanız, yani duygularınız bu gibi düşüncelerle yoğrulmuşsa, o zaman girmiş olduğunuz o mücadelenin, bizi ağır ağır o eski karanlık günlere doğru geriletme tehlikesini göze aldıracak kadar önemli olmadığını anlarsınız. Dahası var, eğer yakın hedefinize ulaşmakta yenilgiye uğramışsanız, ona ulaşmak için alçaltıca yollara başvurmamış olduğunuz düşüncesi size destek olacaktır. Günlük etkinliklerinizin ötesinde, ağır ağır önünüzde açılan ülküleriniz de bulunacaktır ki, bu yolda tek başınıza değil, insanlığı uygarlığa götürenler ordusunun bir üyesi olacaksınız. Eğer bu görüşe varabilmişseniz, kaderiniz nasıl olursa olsun, büyük bir mutluluk sizi hiçbir zaman bırakmayacaktır. Hayat, bütün çağların büyükleriyle bütünleşmek, kişisel ölümse, umursanmaya değmez olacaktır’.

Yükseköğretimi düzenleme yetkim olsaydı, gençlerin pek azını hem de en az akıllı ve en geri kafalı olanlarını ilgilendiren din yerine, belki din olmayan bir şey koymaya çalışırdım. Geçmişi çok iyi bilen, insanlığın geleceğinin geçmişiyle ölçülemeyecek kadar uzun olma olasılığnı kavrayabilecek, üstünde yaşadığımız gezegenin bir nokta ve bu gezegendeki ömrümüzün sıradan bir olay olduğunun bilincine varabilecek gençler yetiştirmeye çalışırdım; bireyin önemsizliğini gösteren bu gerçeklerle birlikte, gençlerin zihnine, bireyin erişebileceği yüceliği ve bizce bilinen uzak derinlikleri içinde o yücelik kadar değerli bir şey bulunmadığı gerçeğini yerleştirmek isterdim. Spinoza çokönceden insanın tutsaklığını ve özgürlüğünü yazmış bulunuyor; söylediklerini ancak felsefeyle uğraşanlar kolayca anlayabilir; benim anlatmak istediklerim de aslında onun sözlerinden pek az farklı olacaktır.

Bir insan, kısa bir zaman için de olsa, ruhu neyin yücelttiğini bir kez anladıktan sonra, kendisini bencilliğe, küçüklüklere, önemsiz aksilikler yüzünden üzüntüye kaptırmaz ve alınyazısından korkmaz. Ruhen yücelme yeteneği bulunan, evrenin her köşesinden esecek rüzgârlara zihninin pencerelerini açık tutar. Kendisini, hayatı ve dünyayı elinden geldiği kadar doğru bir biçimde görür; insan ömrünün kısalığını anlar ve her insanın aklını bilinen evrendeki değerler üzerinde topladığının da farkındadır. Bundan başka, zihni dünyaya ayna tutanın, bir bakıma dünya kadar büyük olacağını da bilir. Koşulların kölesi olanları saran korkulardan sıyrılmış olmaktan büyük bir haz duyar ve dış hayatının çalkantıları ortasında, benliğinin derinlikleri mutlu bir insan olarak kalır.

Şimdi bu büyük düşünceleri bir yana bırakalım da konumuza, yani benlik dışı ilgilerin değeri konuşuma dönelim. Kişisel olmayan ilgilerin mutluluğa çok katkısı olduğunu belirten bir başka görüş daha vardır. En mutlu olanların bile bazen işleri ters gider. Bekârlar dışında, pek az adam karısıyla kavga etmemiştir, pek az anne-baba çocuklarının hastalığı yüzünden büyük endişelere kapılmamıştır. Bir mesleği olanların pek azı başarısızlıkla hiç burun buruna gelmemiştir. Böyle durumlarda endişe dışında bir şeylere ilgi duyabilmek büyük bir nimettir. O an için elden hiçbir şeyin gelmediği bu gibi durumlarda, kimisi satranç oynar, kimisi detektif öyküleri okur, kimisiyse “halk için astronomi” konusuna kendini verir, bir başkası da Keldani’lerin yaşadıkları UR kasabasında yapılan kazılar hakkında yazılanları okuyarak avunur. Bu dört kişinin dördü de akıllıca hareket etmektedir. Buna karşılık, zihnini başka şeylere yöneltmeyenin ve endişelerinin kendisini kıskıvrak sarmaşma engel olmayanın davranışı doğru değildir, çünkü harekete geçme saati çaldığı zaman güçlüklerin üstesinden gelebilecek biçimde hazırlanmamaktadır. Çok sevilen birisinin ölümü gibi dindirilemez acılar için de buna yakın şeyler söylenebilir. Bu gibi durumlarda insanın üzüntüye kapılmasının kimseye bir yaran olmaz. Üzülmemek elde değildir, ama üzüntüyü en aza indirmek için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bazılarının yaptığı gibi, talihsizlikten en son damlasına kadar üzüntü çıkarmayı amaç edinmek, aşırı duygusallıktan başka bir şey değildir. Üzüntünün inşam yıkabileceğini yadsıyor değilim, ama herkesin böyle bir sondan kaçınması gerektiğini ve zararlı ya da alçaltıcı olmamak koşuluyla, küçük de olsa kendisini oyalayacak bir şeyler araması gerektiğini anlatmak istiyorum. Bence zararlı ve alçaltıcı avuntular arasında sarhoşluk ve uyuşturucu maddeler de vardır ki, bunların amacı, hiç değilse kısa bir süre için düşünememektir. Doğru davranışsa düşünceyi yok etmek değil, yeni kanallara yöneltmek, hiç olmazsa uzak yönlere çevirmektir. Eğer öteden beri pek az şeye ilgi duyulmuş ve bu pek az şey de üzüntü yüzünden darmadağın olmuşsa, düşünceyi başka yöne çevirmek güç olur. Dert başa geldiğinde katlanabilmek için mutlu günlerde birçok ilgi tohumları ekmek akıllıca bir davranıştır. Böylece zihin, o andaki tedirginliği zor dayanılır hale getiren bağlantı ve duygular dışındaki yeni bağlantıları ve duyguları hazır bulur.

Yeterince hareketli ve istekli olan birisi, yitirdiği her ilgi karşılığında başkasını bularak bütün talihsizliklerini alt edebilir; dünya bir kayıpla yıkılacak kadar küçük değildir. Bir, hatta birçok kayıp sonucu yenilgiye uğramış olmak, duyarlılık olarak tanımlanıp hayran olunacak bir şey değil, canlılık göstermekte başarısız olunduğu için küçümsenecek bir şeydir. Bütün sevgilerimiz, sevdiklerimizi her an yere serebilecek olan ölümün insafına bağlıdır. Şu halde hayatımız, bir tek kazayla anlamını ve amacını yitirecek derecede darlaştırılmamış olmalıdır.
Bu sayılan nedenlerden ötürü, mutluluk isteyen, hayattaki temel ilgilerine ek olarak birçok yedek ilgilere de sahip olmalıdır.

Bertrand Russel
Kaynak: Mutlu Olma Sanatı (Mutluluğun Nedenleri)

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig
Mohsen Namjoo ve şarkıları | Rock ve caz sentezi yapan İranlı muhalif bir müzisyen
Kapat