Maraş Katliamı’nı görgü tanıkları anlatıyor: “Allah’ını seven öldürsün!..”

Maraş katliamıBir Alevi evini ateşe verdiler. Bir genç kadın pencereden atlayıp kaçtı. İçeride üç çocuk alevler arasında uyurken kül olup gittiler. Sonra “Allah, Allah” naralarıyla bir SÜNNİ evine saldırdılar. Bu evde iki ALEVİ saklanıyormuş. Önce, SÜNNİ olan ev sahibini dışarı çıkardılar. Ona “Evinde Alevi saklamışsın” dediler. O inkar etti. Bunun üzerine evi aradılar. Bodrumda saklanan iki ALEVİYİ bulup getirdiler. Önce SÜNNİYİ öldürdüler. Sonra da ALEVİLERİ otomatik silahla tarayıp, öldürdüler.

Maraş Katliamı’nı görgü tanıkları anlatıyor

“Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makinalı tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı.Kolları kesildi, kafaları dövüldü (ezildi). Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi: ‘Allah’tan korkun’. Kocasını çektiler, öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşındaki bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Kaşan’lı (…) ün karısının IRZINA GEÇİP, kurşuna dizdiler. Daha sonra KÜLOTUNU ÇIKARIP sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail’e de baltayla vurup, beynini parçaladılar.”
(Muzaffer İlhan ERDOST, ‘Faşizm ve Türkiye’, Sayfa:205/206)

HATUN KÖSE: Sabahın ilk saatlerinde bakkal MURAT’ın evinin önüne arabalarla, kamyonlarla geldiler. “Durmayın, 5 yaşından 90 yaşına kadar durmayın”, “Komünist Alevileri öldürün.”, “Kim bunları öldürürse cennetlik olacaktır.”, “Kahrolsun Komünistler”, “Yaşasın Türkeş” diye bağırıyorlardı. “Vurun, kırın, öldürün.” diye emir veriyorlardı. Alevilerin evlerine saldırdılar, yakmaya, tahrip etmeye başladılar. Silahlarla pencerelerden içeriye ateş ediyorlardı. Bizde korkumuzdan Mehmet POLAT’ın evine sığındık. Buraya da saldırdılar. Taş ve sopalarla pencereleri kırdılar. “Vurun Komünist Alevilere” diye bağırıyorlardı. Gruplar halinde aşağıdan ve yukarıdan ateş ettiler. Evlerin üzerinde kurşunlar vızır vızır gidiyordu. Can korkusuyla yerlerde sürünüyorduk. Hüseyin KİLİT ile Hatice TEMİZ yaralandılar. Sürünerek, çömelerek Molla TABAK’ın evine sığındık. Bu sırada HÜSEYİN ve karısı Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma’nın kucağındaki ALTI AYLIK çocuğu YILMAZ’ı da öldürdüler. Sığındığımız Molla TABAK’ın evini de sardılar. Her taraftan yağmur ve dolu gibi kurşunlar geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Saldırganların elinde “ÜÇ HİLALLİ bayraklar” vardı. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korkuyla birbirimize sarıldık. Tam içeri girecekleri sırada askerler geldi, bizi alıp askeri kışlaya götürdüler. Ölülerimiz orada kaldı. Bizler de esirler gibi ortada kaldık.

KAMİL BERK: Bir şeylerin olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, Devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki………… Sabahın ilk saatleriydi. “Allah’ını, Peygamber’ini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim” diye bağırarak mahalleye saldırdılar. Benzin şişeleri vardı. Alevilerin evlerine saldırdılar. Evleri ateşe verdiler. “Maraş size mezar olur, vatan olmaz”, “Yaşasın Türkeş”, “Yaşasın MHP” diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş ediyorlardı. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenleri de arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada Cemal BAYIR ve Ali ÜN’ü öldürdüler. Biz içeride birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk. Askerler geldi, hepimizi kışlaya götürdüler. Evlerimiz, eşyalarımız hem yağmalandı, hem yakıldı.

Maraş Katliamı
İSMAİL YILMAZ: Saat 10.00 sıralarında “Vurun kızıl komünistlere, bunlara yaşamak haramdır” diye evimize saldırdılar. Sopalarla vurdular. Kaçtım. Eve döndüğümde babam ALİ’nin, annem HATİCE’nin ve abim HÜSEYİN’in cesetlerini evimizin kapısının önünde gördüm. Babamın parmaklarını kesmişlerdi. Kanını da bir kazanın içine akıtmışlardı. Annemin kafasını biriketle parçalamışlardı. Yüzü tanınmıyordu. Evi, eşyalarımızı yakmışlardı.

ELİF SUNGUR: Ev sahibimizin karısı geldi. “Evi yakacaklar, dışarı çıkın” dedi. Biz evi terk etmedik. Ellerinde ÜÇ HİLALLİ bayrak bulunan bir grup “Müslüman Türkiye”, “Başbuğ Türkeş”, “Maraş Müslüman yeri”, “Komünistler Moskova’ya” diye bağırıyorlardı. Şükrü KAYA ile bir grup kapıyı kırarak içeriye girdi. Erkekleri aradılar. Erkeklerimizi evde bir odaya saklamıştık. Biz kadınlar, odanın önünde oturarak girmelerini engellemeye çalışıyorduk. Odunları yakarak evi ateşe verdiler. Camları kırarak içeriye ateş ettiler, dinamit attılar. Dumandan duramaz hale geldik. Balkona çıktık. Ali BİLMEZ’i vurdular, bende yaralandım. Saldırganlar “Kadınlar aşağı inin; erkekleri öldüreceğiz” diye bağırıyorlardı. Tekrar içeri girdik. O sırada Hasan ILDIRCAN da vuruldu. Evin içine yine dinamit atmaya başladılar. Saldırı sabahtan akşama kadar devam etti. Mecburen balkona çıktım ve “Teslim oluyoruz” diye bağırdım. Evde erkek olarak sadece Hasan BİLMEZ sağ kalmıştı. Onu da silahla yaraladılar. Saldırganlar pencereye demir direk dayadılar ve eve doluştular. Beni merdivenlerden yanan odunların üstüne attılar. Ağzım ve yüzüm yandı. Evdeki kadınları ve çocukları topladılar. Kimileri “Bunları öldürelim” derken, kimileri de “Kadınlara dokunmayın” diyordu. Bazıları da “Bunları rehine olarak alalım” diyordu. Ve sonunda bizi saldırganların içine attılar. Bizi kaldırıp kaldırıp yere vurdular. Çok dövdüler. Ben bayılmışım. Saldırganlardan Hüseyin KEKLİK’in evine götürmüşler. Ayıldığımda orada bulunanlar beni ÇİMDİKLEMEYE, sarkıntılık etmeye başladılar. Sonra askerler beni gördü. Alıp kışlaya götürdüler.

SELDA BİLMEZ: Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında kardeşim Murat’ı kucağıma alarak balkona çıktım. Karşımızda oturan GÖKSUNLU SUNA AİLESİ’nin (300 iddianame numaralı sanık Hasan SARIOĞLAN) kızları “Biraz sonra çocuk sevmeyi gösteririz” dedi. Biz DİŞÇİ RÜSTEM’in (297 iddia numaralı sanık Rüstem SARIKAYA) evinin üst katında kiracıyız. Babam İbrahim BİLMEZ “Ev sahibinin karısı ile oğlu geldi, evi basacaklarmış” dedi. O sırada ev ellerinde ÜÇ HİLALLİ bayraklar bulunan ve “Başbuğ Türkeş” diye bağıran 500-600 kişi tarafından sarıldı. Saldırganlar “Erkekler çıksın, kadın ve çocuklara bir şey yapmayacağız” diye bağırdılar. Erkeklerimizi bir odaya kapatarak, odanın önünde toplandık. Ev sahibinin oğlu Şükrü SARIKAYA (292 iddia numaralı sanık) bana bir tekme vurarak yere devirdi. İçeriden kilitli olan kapıyı kırarak “Erkekler, gavurlar burada” diye bağırarak aşağıya indi. Ben “Evde erkek yok, bir ben varım. Çocuklarıma dokunmayın” diyerek kendimi pencereden aşağıya attım. Kadın ve çocuklar balkona çıkarak biriketlerin yanına sığındılar. Aşağıda kadınlar şişelere gaz doldurup erkeklere veriyordu. Erkekler de bunları evimize atıyordu. “Alevileri Öldürelim”, “Bir Aleviyi öldüren bir yıl hacca gitmiş olur” diye bağırıyorlardı.

İSMAİL T.: Bağlarbaşı Cami’sinde HOCA, her gün verilen vaazdan bir saat önce vaaz vermeye başladı. Ben de erkenden kalkıp camiye gittim. Camide 3000’e yakın kalabalık vardı. Herkesin elinde tahra, balta, sopa ne ararsan bulunuyordu. HOCA “Hükümet komünist bir hükümettir. Geçmişte de Halk Partili komünistler camilerimizi kapatıp, kitaplarımızı yaktırdı. Şimdi de komünistlere yardım edip Ulu Cami’yi yaktırdı. Müslüman din kardeşlerimizi öldürdüler. Allah’ını seven Müslüman olarak cenk meydanında toplansın. Kafirlere ve Alevilere karşı hadlerini bildirmeliyiz” dedi. “Hükümeti yıkmak ve yerine Müslüman hükümetini kurana kadar kanımızı akıtmak için kararlı mıyız?” diye sordu. Kalabalıktan bazıları “Kararlıyız” diye bağırdı. Caminin dışına çıkıldı. ÜLKÜCÜ gençlerden oluşan vahşet ekibi ayrı bir grupta toplandı. Benim de içinde bulunup kaçamadığım ikinci grup ayrı bir yerde toplandı. Benim içinde bulunduğum grubun başını Namık Kemal Mahallesi Yardımlaşma Derneği BAŞKANI ve CAMİ HOCASI, MUHTAR, Belediye zabıtası Ahmet FEDAKAR çekiyorlardı. Bu grupta BERTİZ KÖYLÜLERİ vardı. Muhtarın atışıyla saldırı başladı. Ayrılmak isteyenler olunca, grubun orta kısmına silahlı kişiler koyarak “Ayrılan, kaçan olursa hemen vurun” emrini verdiler. Bir Alevi evini ateşe verdiler. Bir genç kadın pencereden atlayıp kaçtı. İçeride üç çocuk alevler arasında uyurken kül olup gittiler. Sonra “Allah, Allah” naralarıyla bir SÜNNİ evine saldırdılar. Bu evde iki ALEVİ saklanıyormuş. Önce, SÜNNİ olan ev sahibini dışarı çıkardılar. Ona “Evinde Alevi saklamışsın” dediler. O inkar etti. Bunun üzerine evi aradılar. Bodrumda saklanan iki ALEVİYİ bulup getirdiler. Önce SÜNNİYİ öldürdüler. Sonra da ALEVİLERİ otomatik silahla tarayıp, öldürdüler.


Kaynaklar:
Kahramanmaras Davası Gerekçeli Kararı (Gerekçeli Karar)
Muzaffer Ilhan ERDOST, Fasizm ve Türkiye, s. 205 – 206
Besim ATALAY, Maras Tarihi, Dizerkonca Mat., Istanbul 1973, s. 72
Sonhavadis ve Milliyet Gazeteleri, 22. 04. 1978, 22. 04. 1978, 25.12. 1978
Hürriyet Gazetesi, 26. 12. 1978, 25. 12. 1978
Yenigündem Dergisi, Sayi 38, 23-29 Kasim 1986
Cumhuriyet, 26. 12. 1978, 26. 12. 1978

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Krishnamurti: Gerçeğin özünü algılamakta hoşgörü ve barış vardır…

Politikacılar hepimizin insan olduğunu unutuyorlar Birbirimizle derinden iletişim kurmamız, belirli bir ülkenin ya da insan grubunun veya topluluğun, belirli bir...

Kapat