M. Ali Birand: “PKK’ye ilişkin yalan haber yapıyoruz”, Celal Başlangıç: “Kürtler yerine spor yaz dediler”

Mehmet Ali Birand, 13 Ekim Hürriyet ve Posta gazetelerinde yayınlanan  “Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez” başlıklı yazısında “PKK ile ilgili haberlerin büyük bölümü bizim senaryomuz”  Sözleri üzerine bianete açıklama yapan gazeteci Celal Başlangıç:”İçinde Kürtler olduğu için Güneydoğu’da yaşananlar medyada insan hakları boyutuyla ele alınamadı” diyerek, 1980 başından beri medyanın konuyu gerçekliğiyle yazmadığını söyledi.   “Bazı arkadaşlarım bana ‘bırak artık Kürtleri yazmayı, spor yazsana’ bile dedi. Hatta bazı meslektaşlarım işi’ PKK’den para aldılar’ suçlamasına kadar götürdü” dedi.

Mehmet Ali Birand’ın dünkü köşesinde dile getirdiği “PKK ile ilgili haberlerin büyük bölümü bizim senaryomuz” şeklindeki sözlerin yankıları sürüyor. Kürtleri yakından tanıyan gazeteci Celal Başlangıç, meslektaşı Birand’ın ifadelerini “Kürt diyene PKK’li muamelesi yapıldı medyada; hak ihlalleri görülmedi; şimdi de konu bölgeyi bilmedikleri için yüzeysel yazılıyor” şeklinde yorumladı.

‘Kürtleri Peşmerge Yaptılar’

İçinde Kürtler olduğu için son 30 yılda yaşananların medyada insan hakları boyutuyla ele alınamadığını hatırlatan Başlangıç bölgeye ilk kez 1982 yılında gittiğini söyledi. O dönem “Kürt” kelimesinin tabu olduğuna dikkat çeken Başlangıç Bianet’e verdiği demeçte konuyla ilgili şunları söyledi:

“Orada yaşananlar hakkında ne yazacağımız çok tartışmalıydı. 1989’da, Cizre Yeşilyurt’ta köylülere dışkı yedirilmesiyle ilgili davada köylülerin konuştuğu Kürtçe tutanaklara ‘bilinmeyen bir dil’ olarak geçirilmişti. Dönemin Olağanüstü Hal Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve Özel Kolordu Komutanı Hulusi Sayın’ın basın açıklaması yapıp Yeşilyurt olayını yazdığı için benim hakkımda “Bazı gazeteciler PKK lehine yazıyor; bunlar PKK’lidir” dediler.

1988’de yaşanan Halepçe Katliamı’ndan sonra Türkiye’ye göçen Kürtlere, ‘Kürt’ denilemediği için ‘Saddam’ın kimyasal silahlarından kaçan Peşmergeler’ diye bir tanım bulundu. Peşmerge gerilla demektir. Türkiye basını yedi yaşındaki çocuktan 70 yaşındaki kadına kadar herkese Peşmerge, dedi. 1980’ler ve 1990’lar böyle bir süreçti. 1990’lı yıllarda bile bölgedeki astsubaylar PKK’nin, uygulanan yöntemlerle silah bırakmayacağını hep söylerdi. Ama o zaman bunları yazamıyorduk.”

“Hak ihlallerini yazanlar suçlandı”

Pek çok gazeteci gibi Kürt sorununu yazdığı için tehdit edildiğini, isminin JİTEM ölüm listelerine girdiğini, hakkında “terör örgütünün propagandasını yapmak” iddiasıyla sekiz ayrı dava açıldığını, asker tarafından sorgulandığını anlatan Başlangıç, mesleki dayanışmanın da çok az olduğunu anlattı:
“Bazı arkadaşlarım bana ‘bırak artık Kürtleri yazmayı, spor yazsana’ bile dedi. Gazeteciler de bize devletin baktığı gibi bakıyordu; gözlerinde PKK’liydik. Hatta bazı meslektaşlarım işi’ PKK’den para aldılar’ suçlamasına kadar götürdü. Güneydoğu’da yaşananların insan hakları meselesi olduğun kimse görmek istemiyordu. Olaylar işin içinde Kürt olduğu için insan hakları boyutuyla ele alınamadı.”

“Gazeteciler yüzeysel davranıyor”

Başlangıç, bölgeyi iyi bilmeyen gazetecilerin yüzeysel yorumlar yaptığını söyledi:
“Şimdi Barış ve Demokrasi Partisi’ne PKK’ye terörist de, diyebiliyorlar. Ya da PKK silah bıraksın diyebiliyorlar. İyi de PKK niye dağa çıktı, niye durduk yere silah bırakacaklarmış? Bunun cevabını vermeleri gerekir.
“Aslında 1990’lı yıllarda bile bölgedeki astsubaylar PKK’nin, uygulanan yöntemlerle silah bırakmayacağını hep söylerdi. Ama bunları yazamıyorduk o zaman. Şimdi Kürt meselesinin, PKK’nin bu kadar açık şekilde konuşuluyor olmasında meselenin uluslararası boyut kazanması, Kuzey Irak’ta kurulan Kürdistan’ın konuyu başka bir boyuta taşıması, devletin ve hükümetin bunu artık dillendirmesinin payı var.”

Mehmet Ali Birand’ın 13 Ekim  tarihli yazısı

Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez

Ya iktidarlar yıllardır bizlerle adeta alay ediyor veya gerçekten cahiller. Hala PKK’nın, sağı solu itiştirerek tasfiye edilebileceği sanılıyor. Barzani’yi sıkıştırarak, askeri operasyonlarla hala bir yere varılacağı ileri sürülüyor. Bu yaklaşım, toplumun zekasıyla alay etmekle eş değerdir. PKK tasfiye edilir, ancak bambaşka bir yöntemle…

Bir süredir PKK’nın tasfiyesi dillerden ve medya sayfalarından düşmüyor.

Bu haberlerin bir bölümünü bizler üretiyoruz.

Bakanların ziyaretlerinden, Başbakan’ın konuşmalarından, bürokratların özel sohbetlerinden yola çıkarak, bir bölümü doğru, diğer bölümü kendi hayal ürünümüz olan bir senaryo yazıyoruz ve bunun gerçek verilere dayanmayan bir senaryo olduğunu bilmemize rağmen, kendimiz de inanır oluyoruz. Bir süre sonra, daha da ötesine geçiyoruz ve kendi senaryolarımıza dayanarak yorumlar yapmaya başlıyoruz.

İşin asıl ciddi ve dramatik yanı, PKK’nın bu şekilde tasfiye edileceğine siyasetçilerimiz, polisimiz, hatta askerimiz dahi inanıyor olmaları.

Yıllardan beri aynı yöntemleri kullanıyorlar, başaramıyorlar, ancak hala ısrarı sürdürüyorlar.

Türk kamuoyu, PKK’nın, örneğin Barzani istese kolaylıkla Kandil’den indirilebilineceğini sanıyor.

Kimseler çıkıp “Hayır, Barzani böyle birşey yapamaz. Boşuna uğraşıyorsunuz” demiyor.

Türk kamuoyu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin istese Kandil’i yerle bir edebileceğini, Türkiye – Irak sınırını kapatabileceğini ve buralardan kuş dahi uçurtmayacağını sanıyor.

Kimseler çıkıp “PKK’yı askeri harekatla, Kuzey Irak’ı bombalayarak veya karadan girerek tasfiye edemez” demiyor.

Türk kamuoyu, örgütün üst düzey komuta heyetini İsveç’e veya başka bir ülkeye gitmesine göz yumarak, Suriye ve Bağdat hükümetiyle anlaşarak, İran ile iş birliği yaparak bu işin bitirileceğini sanıyor.

Kimseler çıkıp “Hayır , bunlar da yetmez” demiyor.

Lütfen artık gerçekleri görelim ve kabul edelim.

PKK, para kaynakları iyi işleyen, Avrupa’da kendini iyi örgütlemiş, yavaş yavaş terörden uzaklaşıp siyasete girmeye hazırlanan, şu sıralarda taktiksel nedenlerle terörü zaman zaman kullanan, uluslararası bir şirket veya kuruluş, hatta uluslararası bir siyasi parti diye adlandırılabilir.

PKK küçümsenmemeli.

Avrupa’nın hemen her ülkesinde siyasi temsilciliği var. Gayet iyi çalışan bir medyası, her şeyden önemlisi, desteğini hiç esirgemeyen milyonlarca taraftarı var.

PKK, askeri yöntemlerle kısa sürede tasfiye edilemez.

Buna karşılık, küçülür, tetikten eli çektirilebilir, kadrolarının önemli bölümünün evine dönüp normal hayata başlamaları sağlanabilir.

Bunun da önemli ve tek koşulu vardır…

* * *

TEK YOLU, KÜRT HALKINI MEMNUN EDECEK ÖNLEMLERDİR…

Yanlış anlamaları önlemek için, tekrarlayayım…

PKK tipindeki örgütler hiçbir zaman tümüyle tasfiye edilemezler.

Küçülürler, sayıları azalır, ellerini tetikten çekerler ve terörden büyük oranda uzaklaşırlar.

PKK’ya, daha fazla askeri önlem veya daha fazla PKK’lı öldürerek pes ettirilemeyeceğini artık görmemiz gerekiyor.

PKK’nın hayat borusu, onu yaşatan bölge halkının desteğidir.

Bam teli, sürekli dağa çıkan gençler, haber yolladığı anda sokaklara çıkan yüz binlerdir. İşte ne zaman ki, bu hayat borusu kesilir, o zaman bam teline basılmış olur.

Bunun yolu da, Kürt Sorunun da cesur adımlar atmaktan geçiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, genelde terörle mücadeleye öncelik vermiştir. “PKK yok edilsin, ondan sonra Kürt sorununda adımlar atalım, aksi halde boyun eğmiş oluruz” mantığıyla hareket etmiştir. Ayrıca, silahlı mücadele, siyasetten daha kolaydır. Oy kaybı değil, aksine milliyetçi ruhları beslediğinden dolayı, popülarite kazandırır. Riski az bir mücadele şeklidir.

Ancak bu yöntemin artık beklenen sonucu vermediği de ortaya çıkmıştır.

Artık, daha zor ve siyasi yönden risk taşıyan yönteme geçme veya işin güvenlik yanı sürdürülürken, artık Kürt Sorununu çözme konusunda cesur adımlar atma zamanıdır.

Bugün PKK’ya destek verenlerin hayatlarını değiştirecek önlemler alma zamanıdır.

Gençlerin dağa çıkmak yerine, evinde kalıp okuyarak, işe girerek hayatını sürdürmenin daha iyi olacağını gösterecek ortamı oluşturma zamanıdır.

PKK’ya destek veren milyonlara, beklentilerinin karşılanmaya başlandığının, bu ülkenin Türkler kadar, onların da sahipler arasında olduklarını hissettirmenin zamanıdır.

Kürt kökenli vatandaşlarımıza, siyasetin tüm kapılarının açılması, onları adam yerine koyulduğunu, muhatap olarak kabul edildiklerini göstermenin zamanıdır.

Ne dersek diyelim, Öcalan’ın etkisini görmezden gelmemenin zamanıdır.

Kürt Sorunu da kısa sürede, tümüyle çözülemez.

Taleplerin tamamının karşılanması da imkansızdır.

Ancak, öyle adımlar atılır ki, Kürt kökenli insanlarımız birşeylerin değişmeye başladığını ve artık PKK’nın terörüne gerek kalmadığını görürler.

İşte PKK ancak bu şekilde erimeye başlar.

Zaten bu değişimi hissettikleri anda, ellerini tetikten çekmenin ve terör yerine siyasete başlamanın zamanı geldiğini anlarlar.

İşte reçete budur.

Kendi kendimizi aldatmayı bırakmanın zamanıdır artık…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Zülfü Livaneli’ye Yağmur Atsız cevap verdi: “Demek ben alçağım, öyle mi?”

Durun, yapmayın siz kardeşsiniz! Zülfü Livaneli, 07 Ekim 2010 tarihli "Aleviler ve iftira silahı" başlıklı köşe yazısında; "12 Mart cuntasına...

Kapat