Karl Marx’tan Müslüman Kardeşlere Ders – Sheri Berman

Karl MarxKarl Marx, tarihte olayların tekrar ettiğini yazmıştı: İlk olarak trajedi, daha sonra ise adeta fars* şeklinde tecelli ederler. Fransız Devrime üzerinden daha altmış geçmişken, Fransa’daki mutlak monarşi yönetimine karşı demokratik başkaldırı hareketinin Bonapartist diktatörlüğe dönüştüğü zaman Marx’ın kafasında 1848 devrimi vardı.
Fransız emekçileri 1848’de, Fransa monarşi yönetimini devirmek amacıyla, demokratik bir ayaklanmayı başlatmak üzere liberaller ile işbirliği yaptılar. Ancak, neredeyse eski düzen yıkılır yıkılmaz, liberal kesimi oluşturan Fransızlar, emekçi sınıfı taleplerini “radikal” olarak görüp, gitgide artarak alarm çanları çalmaları nedeniyle, monarşi yönetimine karşı bir araya gelen muhalefet güçleri ayrı düştüler. Muhafazakâr Fransızlar, korkuya kapılmış liberaller ile işbirliği yapıp, yeni bir diktatörlük formunu oluşturdular.

Liberal ile otorite yanlısı Mısırlılar kendi rollerini oynarken, İslamcıların ise sosyalistlerin rolünü oynamaları suretiyle benzer yapıdaki olaylar bugün Mısırda sahneleniyor. Devrim deneyimden yoksun ve sabırsız bir kitle hareketi güç kazandıktan sonra, bir kez daha hileye başvurup, boyunu aşan işler yapan bir aşamaya vardı. Mısırlı liberaller, eski ortaklarının harekete geçmesi ve korunma amacıyla eski rejime doğru sürüklenmesi nedeniyle yaşanmakta olan değişikliklerden dolayı bir kez daha korkuya kapıldılar. Otorite yanlısı Mısırlılar,1848 Fransa’sında olduğu gibi, iktidar dizginlerini tekrar ele geçirmeleri nedeniyle sevinç duygusu yaşadılar.

Mısır ordusu baskı uygulamaya ve Mısırlı liberaller de orduyu desteklemeye devam ederlerse, bu durumda, liberaller Marx’ın çağdaş ardıllarının eline düşebilir, sürdürmek zorunda kaldıkları yaşama isyan edebilirler. Şöyle ki; “Dünya Müslümanları birleşin, zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz neyiniz kaldı” diye bir sloganı dillendirebilirler. Ve ne yazık ki, haklı da olurlar.

Liberal Mısırlıların, otoriter bir rejimi devirmek amacıyla İslamcılar ile omuz omuza vermeleri üzerinden yalnızca iki yıl geçtikten sonra, ülkenin ilk demokrasi deneyimine son vermek üzere askerlerden darbe yapma talebinde bulundukları ortaya çıkarsa hiçte şaşırtıcı olmaz. Mısır’ın bugünkü siyasal gelişim seyrinin ilk aşamasında liberaller ve demokratlar eski rejimden kurtulma arzusundan başka hiçbir konuda anlaşmaya varmadılar.

İstikrarlı bir demokrasinin kurulabilmesi için iki aşamalı bir sürecin yaşanması gerekiyor: İlkin, halkın eski rejimden kurtulması ve daha sonra da uzun ömürlü demokrasinin kurulmalısına ihtiyaç vardır. İlk aşamanın dramatik bir şekilde yaşanmasından dolayı, birçok insan, diktatörün iktidardan indirilme döneminde oyunun sona erdiğini düşünür. Ancak, ikinci aşama çok daha zorlu geçer. Diktatörleri iktidardan indirmek amacıyla işbirliği yapan çok sayıda geniş çaplı koalisyon örnekleri vardır. Yine de, çok az bir kısmı ortak siyasal mücadeleye devam eder ve kurulmak istenen yeni yönetim şeklinin nasıl olacağı konusunda anlaşmaya varırlar. Muhalif hareketler iç çekişmelerin yaşandığı kısır döngü içerisine düşerek güç kaybeder ve eski rejimin kuvvetleri de yeniden dirilirler.

“Halk baharı” ilk olarak, emekçilerin organize hareketi ülkenin siyasal sahnesine çıktığı ve işçi sınıfının talepleri liberallerin yüreğine korku salmaya yol açtığı yıl olan 1848’de yaşandı. Orta sınıf ekonomik liberalizasyonu isredi, işçi sınıfı da daha radikal ekonomik ve sosyal değişikliklerin yapılmasını talep ediyordu. Liberal kesimi oluşturanlar siyasal sistemde sınırlı oranda bir açılımın yapılmasını tercih ederlerken, emekçi sınıfı kitleleri geniş kapsamlı demokratikleşmeyle birlikte iktidar talep ediyorlardı. Emekçilerin ve sosyalistlerin kazanacağı belli olunca, liberaller ayak direnmeye başladı ve birçoğu da, ehveni şer olarak, eski otoriter rejimi yeniden kurmak üzere, muhafazakâr kesimin saflarında yer almak için geriye çark etti.

Bütün bu olaylar şimdilerde Mısırda yaşanıyor. Otoriter yönetimin hüküm sürdüğü yıllarda, halk katmanlarının barışçıl muhalefetine olanak sağlayabilecek siyasal ve sosyal kurumlar sistematik olarak ortadan kaldırıldı ve devlet aygıtlarının da kasıtlı olarak toplumsal bölünmeyi derinleştirdiği anlaşılıyor. Bundan dolayı, ülkeye demokrasi geldiği zaman, uzun zamandan beri uykuya yatmış toplumsal güvensizlik ve husumet duyguları aşırı bir retorik, kitlesel protesto ve şiddetli olayların yaşanması şeklinde patlak vermeye başladı. Yaşanan bütün bu olaylardan dolayı ülkede bir düzeni, ılımlı bir yaşam tarzını isteyen ve radikal sosyal deneyimleri arzu etmeyen liberallerin kaygı duymasına neden oldu. Bu duygular 1879 ve 1848 devrimleri sürecinde Avrupa ülkelerinde gerçek anlamıyla yaşandı. Ve elbette aynı duygular, bugünkü Mısırlı liberaller için de söz konusudur.

Esas sorun, liberallerin yaşadıkları bu kaygılar karşısında nasıl tepki verdiğidir. Yirminci yüzyılın son döneminde, Güney ve Doğu Avrupa’da demokrasiye geçiş sürecinde aşırılık ve dini konular önemli faktör değildi. Ülke yönetimine ilişkin oyunun kurallarını belirleme aşamasında farklı grupların da yer almaları sağlandı. Ayrıca, birçok Avrupa ülkesi için ilk demokrasi denemesi değildi. Üstelik Avrupa Birliği de kurumsal olarak yardıma hazırdı. Ancak, Mısır’da ve diğer birçok Arap ülkelerinde aşırılık tehdit algılaması liberal kesimleri dehşete düşürdü. Otoriter yönetimin hüküm sürdüğü yıllarda kalan alışkanlıklardan dolayı ne bir uzlaşma kültürü edinmişler, ne de yardım eli uzatabilecek güçlü bir demokrasiyle komşulukları olmuştu.

Avrupa’da, 1848’de yaşanan fiyasko, ılımlı kesimlerin aleyhine olacak şekilde, sosyalist hareketin radikal unsurlarının güç kazanmalarına yol açtı, liberal ile emekçi kesimler arasında zehir saçan, kalıcı çatlakların meydana gelmesine neden oldu. Liberallerin demokrasi talebinden vazgeçmesinden sonra, ılımlı sosyalist kesim kendisinin aldatıldığını telaki etti ve demokratik olmayan bir stratejiyi savunanlar güç kazandı.

Marx ve Engels, 1850’ye gelindiğinde, Londra Komünist Ligi’ni topladılar. Alman liberal burjuvazisini temsil eden bir partinin yakında iktidara çıkacağını ve yeni kazanılmış iktidar gücünü emekçilere karşı kullanacağı öngörüsünde bulundular. Öngörülerinde ne kadar haklı oldukları daha sonra açık bir şekilde anlaşıldı. Marx ve Engels, “işçi sınıfına ilk ihanet icraatına iktidara çıkma zaferinin ilk saatlerinde başlayacak olan bu partiye karşı durabilmek ve etkin bir mücadele gücüne sahip olabilmek amacıyla, emekçi sınıflarının silahlanmaları ve organize olmaları gerektiği” uyarısında bulunmaya devam ettiler. İslamcıların şimdilerde, Avrupa’da yaşanmış bu olaylardan ders almalerı pek istenmiyor.

Ondokuzuncu yüzyıl Avrupa’sında liberallerin yaptığı hata, bütün sosyalistleri fanatik olarak görmeleri şeklinde oldu. Ancak, bazı sosyalistler aşırı uçta yer alırken, diğerleri de şiddet uygulanmasına karşı çıktılar ve demokrasi uğruna mücadele vermeye devam ettiler. Sonraları, komünist olmaktan daha ziyade, Avrupa’nın sosyal demokratları haline gelen bazı sosyalistler, demokrasiye ve kapitalizme ölümcül tehdit arz eden dönüşümler değil, tam aksine, sosyal ve ekonomik reformların yapılmasını istediler. Avrupalı liberaller, yine de, bu farklılıkları kabul etmede isteksiz davrandılar. Toplumların demokratikleşmesine karşı çıktılar ve her bir toplumsal hareketi bastırmak üzere aktif olarak çaba gösterdiler. Sonuç ise, toplumsal felaket oldu.

Sosyalist hareket içerisindeki radikal, şiddet yanlısı ve demokrasi taraftarı olmayan unsurlar, emekçilerin zafer kazanma olasılığını barındırmayan bir sisteme neden katılmaları gerektiği konusunu sorgulamaya başladılar. Sosyalistlerin Avrupa’da yaygın siyasal güç haline gelmeye başladığı ortaya çıktığı zaman, liberal Avrupalılar, Avrupa solunu iktidardan uzak tutmak amacıyla, muhafazakâr kesimlerle çirkin pazarlıklar yapmaya başladılar. Bu sürecin sonunda Avrupalı toplumlarda giderek bölünmeler yaşandı ve aralarındaki çatışmalar da ayyuka çıktı.

Mısırlı liberaller bugün aynı hataları tekrar yaşıyorlar. Sosyal rakiplerini, bir kez daha, liberal değeri taşıyan her şeyi yıkmaya kararlı fanatikler olarak görüyorlar. Tıpkı bütün sosyalistlerin proto-Stalinist olmadıkları gibi, bütün İslamcıların da teokratik rejim kurma niyetinde değiller. Oyunun kurallarına göre oynama isteğinde olan ılımlı İslamcılar da vardır. Ve bu kesimin söz konusu talebini gerçekleştire bilmesi için teşvik edilmesi de gerekiyor.

Mısır’da İslamcılar en büyük ve en iyi organize siyasal halk gücünü teşkil ediyorlar. Mısır ordusu ve liberaller müttefikleri tarafından İslamcı kesimlere bölgenin demokratik geleceğinde onlarında yeri olduğu algısını edindirmelerinin hayati bir önemi vardır. Bütün İslamcıların öcü gibi gösterilmesi halinde, Mısır toplumunda bölünmüş katmanlar arasındaki açıklık daha da büyüyecek, ılımlı İslamcılar marjinal halde kalacak ve Mısır’ın siyasal geleceği sorunlu olacaktır.

Avrupa’da meydana gelen 1848 devrimlerinden yüzyıl sonra, sosyal demokratlar, liberaller ve de muhafazakârlar bütün Batı Avrupa coğrafyasında güçlü bir demokrasi inşa etmek üzere nihayet bir araya gelebildiler. Oysa bu birlikteliğin daha az şiddetli olaylar yaşayarak olabilmesi sağlanmalıydı ve olması da gerekirdi. Ortadoğulu liberallerin, aynı kanlı olayları tekrar yaşamaları yerine, Avrupa’nın fırtınalı geçmişinden ders almaları gerekir.

Sheri Berman

*Fars: saçmalık, kara güldürü,

Kaynak: http://www.nytimes.comÖzgürüniversite
Çeviren: Nizamettin Karabenk

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz