İsmet İnönü – Mustafa Kemal Atatürk çekişmesinin arka planı ve vasiyeti

Mustafa Kemal, 20 Eylül 1937 yılında 14 yıllık arkadaşı  İsmet İnönü ile yolları ayırarak başbakanlıktan istifa ettirdi. Ayrılığın sebepleri olarak; Atatürk Orman Çiftliği’nin harcamaları gibi içsel; Nyon Antlaşması gibi dışsal siyasal anlaşmazlıklar gösterilse de; gerçek sebepler neydi? Fransız Kara Kuvvetleri arşivine İsmet İnönü-Mustafa Kemal Atatürk çekişmesi nasıl geçti?
Ayrı geçen bir yıldan sonra 5 Eylül 1938 yılında Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırarak vasiyetinin yazılmasını isteyen Mustafa Kemal dava arkadaşı İnönü’nün çocuklarına neden mirastan pay verdi? Kendinden sonra  Cumhurbaşkanlığına İsmet İnönü’nün değil de  neden Fevzi Çakmak’ın getirilmesinin istedi?

Atatürk’le İnönü’nün arası neden açıldı?/ Hilmi Yavuz

Bugünlerde İsmet İnönü’nün hayatına ilişkin okumalar yapıyorum. Bu okumaları özellikle, Atatürk’le aralarının açıldığı 1937 yılındaki olaylar üzerinde yoğunlaştırdım;- İnönü’nün Başbakanlıktan istifa etmesine neden olan olaylar üzerinde!

Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın, Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi’nde yayımlanan ‘İsmet İnönü: Yaşamı, Dönemi ve Kişiliği’ (Ankara 2000) adlı kitabında, İnönü’nün ‘Cumhuriyetle birlikte 29 Ekim 1923’te başlayan Başbakanlığı[nın], Fethi Okyar’ın araya giren 103 günlük hükümet dönemi dışında, 14 yıl, 8 ay 13 gün’ sürdüğü; 20 Eylül 1937’de bir buçuk ay izin aldıktan sonra 25 Ekim 1937’de istifasını verdiği belirtilir. Falih Rıfkı Atay’ın ‘Çankaya’sında ise, Atatürk’ün, İnönü’den söz ederken, yakınlarına ‘Çocuklar, Çankaya’da rahat ediyorsam İsmet sayesindedir’ dediği aktarıldığına göre, İsmet Paşa’nın Atatürk’e bu kadar yakınken ve bu kadar uzun bir Başbakanlık döneminden sonra, 53 yaşında görevini bırakmasının nedenleri neler olabilir?

Bu soruya verilen cevaplar, birbirinden bir hayli farklıdır. Atatürk’ün yakın arkadaşı Salih Bozok’a göre (‘Hep Atatürk’ün Yanında’) Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nca İsmet Paşa hükûmetine yöneltilen eleştiriler karşısında, iki parti arasında ‘tarafsız’ kalacağını açıklamasına rağmen Atatürk’ün, iktidardaki CHP’yi yeterince desteklemediği (Prof. Dr. Şerafettin Turan, o tarihlerde ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan J.Grew’ün de, anılarında Bozok’u destekler nitelikte açıklamalarda bulunduğunu belirtmektedir); ve Atatürk’ün İnönü kabinesinde İktisad Vekili olan Mustafa Şeref’in icraatını onaylamaması ve onun istifası üzerine de İsmet Paşa’yla anlaşması pek de mümkün olmayacağı bilinen Celal Bayar’ın İktisad Vekilliğine atanmasında ısrar etmesi…

Bunlar belki de, bir Cumhurbaşkanı ile onun Başbakanı arasında olağan sayılabilecek türden kırgınlıklardır. Ama bu kırgınlıkların, 1936 yılından itibaren sert anlaşmazlıklara dönüştüğü görülüyor: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak ‘Atatürk’ten Hatıralar’ında Ankara’da Gazi Orman Çiftliği’nde kurulan bira fabrikası dolayısıyla Bomonti Şirketi ile başgösteren anlaşmazlıkta, İnönü’nün, 1937 yılında bir gece, Atatürk’le sert bir tartışmaya girdiği ve Atatürk’e, öfke ile, ‘Sen benim söylediklerimi başkalarından araştırmaya kalkıyorsun! Sofradan emir alıyoruz ve bunların yüzünden büyük sıkıntılara düşüyoruz!..’ dediğini aktarır;-ki İsmet Paşa’nın ‘sofradan emir alıyoruz!’ sözü, yanlış olarak ‘sarhoş sofrasından idare ediliyoruz!’ biçiminde bir söylentiye dönüşmüştür.

Prof. Dr. Şerafettin Turan, Atatürk’le İnönü’nün aralarının açılmasına ilişkin nedenler arasında Hatay meselesini, Bayar’ı Başbakan yapmak istemesini, İngiliz Dizbağı nişanı konusundaki görüş ayrılıklarını saydıktan sonra, Abdi İpekçi’nin İnönü ile yaptığı ve ‘İnönü, Atatürk’ü Anlatıyor’ başlığıyla yayımladığı röportajından İsmet Paşa’nın şu sözlerini nakletmektedir:

“Atatürk ile birlikte çalışmamızı iki ayrı dönemde açıklayabilirim. Başlangıçtan hastalığa kadar şöyle olmuştur:

Akşamları bir araya gelir toplanırız. O coşar, biz coşarız… Birtakım kararlar alınır… Ertesi sabah uyanınca düşünürüm, hemen kalkar Atatürk’e giderim. Onu yatakta iken uyandırırım, oturup konuşuruz. Söylerim: ‘Dün akşam biz yine coştuk, şunu yapalım, bunu yapalım, diye kararlar aldık. Ama olacak şeyler değil, nasıl yapacağız?’ ‘Canım, sen bildiğini yap!’ der bana…”

İnönü, daha sonra Atatürk’ün hastalığı ile birlikte durumun değiştiğini anlatırken şunları söyler:

“Sonra bir dönem oldu. Yine aynı şekilde toplanıp alınmış kararları ertesi gün görüşmeye gittiğimde, artık ‘sen bildiğini yap!’ demiyordu. Israr ediyordu bu sefer, asabîleşiyordu. Esaslı bir değişiklik olmuştu Atatürk’te. Doktorlara sordum, ‘hastalığın bir dönemidir’ dediler.”

Bir defa daha belirteyim: Cumhuriyet’in kuruluşundan Atatürk’ün hastalığının ağırlaştığı 1937 yılı Ekim sonuna kadar 14 yıl Başbakanlık yapmış bir devlet adamıdır İnönü. Cumhuriyetin ilk 27 yılında 14 yıl Başbakan, 12 yıl da Cumhurbaşkanıdır.

Ve Atatürk’ün Başbakanıyken ne idiyse, Cumhurbaşkanı iken de odur İsmet Paşa!

09 Mayıs 2010, Pazar

İnönü-Atatürk çekişmesi / Evrim Karakaş

14 yıllık yol arkadaşlığı yapan bu iki devlet adamının hâlâ tam olarak aydınlanmayan ayrılık sebepleri arasında tek bir neden yok. Sebeplerden biri de çok açık ki Kürt meselesi

Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki ve bugün hâlâ tam olarak aydınlanmamış ayrılıkla ilgili olarak Fransız Kara Kuvvetleri arşivinde dört ayrı rapora ulaşabildim. Raporların ikisi 1937, 27 Eylül, biri 28 Eylül ve sonuncusu da 15 Kasım tarihli. 27 Eylül tarihli raporda Atatürk – İsmet İnönü ayrılığının ana sebebinin çeşitli konularda fikir ayrılıkları olduğu belirtiliyor. Burada üç neden üzerinde duruluyor: Ekonomi, iç güvenlik ve dış politika.
Aynı gün gelen ikinci raporda ise bu ayrılıkla ilgili Ahmed Emin Yalman’ın şu sözleri sıralanıyor: “Bu gün kesin bir kararla karşı karşıyayız. İsmet 12 yıllık hizmetten sonra çekilecektir.” Sonraki satırlar dönemin basın – yayın özgürlüğü adına gayet düşündürücü: “İsmet İnönü’nün, hükümetten ayrıldığını hükümetin inkâr ettiği bir durumda, bunu yazabilen bir gazetecinin bunu yazabilmek için yüksek bir izne tâbi olması gerekir. Fakat görevliler bu makalenin Atatürk tarafından Yalman’a dikte ettirildiğini öğrenmişler. İsmet İnönü’nün arkadaşı olan gazeteciyi seçerek ve onun ‘tarihe gömülme’ yazısını, onun gazetesinde yayınlatarak Atatürk, eskiden genelkurmay başkanı olan ve göreve veda eden arkadaşı İsmet İnönü’ye karşı öfkesini gösterdi.” 15 Kasım tarihli raporda ise İsmet İnönü’nün bağlarının hükümetten tamamen kesildiği ve Atatürk’ün İsmet İnönü’nün popülaritesinden korktuğunun altı çiziliyor. Raporda ilginç bir ayrıntıya yer veriliyor: Ankara’da katıldığı futbol maçının sonunda paşa arabasına binerken vatandaşlar, “Biz şef olarak seni istiyoruz. Geri gel bizi yönet!” şeklinde slogan atıyorlar. Paşa buna karşılık arkadaşlarına, “Artık evimden çıkamayacağım” diyor. Bu küçük olay, Atatürk’ün Kâzım Karabekir ve Refet Bele gibi silah arkadaşlarının polis gözetiminde yaşamalarını hatırlatıyor.

Kürt ayaklanmaları
Raporlarda ayrılığa sebep olan gösterilen üç nedenden ilki olarak, ekonomik alandaki sorunlar gösteriliyor. “Açık ki bir kısmı yurtdışında bloke edilen kredilerden, Türkiye ekonomisi kısmen felce uğradı. Yerli paranın değerinin düşürülmeden günlük yaşamın ucuzlatılması sözü verilmesine rağmen, tersine günlük yaşam pahalılaşıyor ve vergi yükümlülerinin vergileri çok ağır bir şekilde ödettiriliyor.”
İkinci neden ise Türkiye’de hâlâ iç güvenliğin sağlanamaması: “1925 Şeyh Sait isyanından sonra ülkede karışıklık çıkmaması için çok sert önlemler alınmasına rağmen Nisan 1937’de yeni bir Kürt başkaldırısı patlak verdi. Bu olay dört kolordunun bölgeye sevkini gerektirdi ve bugün bu isyanın hâlâ tam kontrol altına alındığını söyleyemeyiz. Türkiye Türkleri (1) ilgili konuların Kemalist rejime bağlı olduğu defalarca ilân edilmesine rağmen, iç güvenlik sorunu hâlâ çözülmüş değil.” Açıkça görülüyor ki Kürt sorunu bugün de olduğu gibi, kendisini çözemeyen politikacıyı koltuğundan ediyor, öyle olmasa bile itibarını sarsıyor.
Üçüncü neden ise dış politika konusundaki fikir ayrılıkları. Yani Hatay sorunu, Montreux Konferansı, Balkan Paktı ve İran ile yapılan anlaşmaların içerde yarattığı tartışmalar: “Dış politika alanında İsmet İnönü hükümeti Montreux Konferansı’na kadar parlak başarılar kaydettiyse de 1937’den itibaren beklenenden daha fazla hissedilir memnuniyetsizlikler yaşamaya başladı.” O dönemde sorun olan Hatay’la ilgili de şu satır dikkati çekiyor: “Hatay sorunu tamamen Türkiye’nin lehinde ve tatminkâr bir biçimde çözülemedi.” Sovyetler Birliği ve İngiliz politikasıyla ilgili şu satırlar da dış politikayla ilgili eğilim farklılığını ortaya koyuyor: “İsmet İnönü zayıflamasına rağmen Türkiye üzerinde hâlâ baskı mekanizmaları bulundurma imkânına sahip Sovyetler Birliği’ne karşı daha dengeli bir politika izlenmesini arzu ediyordu. Fakat Atatürk özellikle Stalin rejimine olan düşmanlığını dinleyerek, İngilizlere karşı daha uygun bir politika izlemek ve Türk-İngiliz dostluğu kurmak için Türk-Sovyet dostluğunu feda etmek zorunda olduğunu düşünüyordu. Moskova’nın askeri hareketleri, Komintern’in son Dersim başkaldırısındaki şüpheli rolü, Atatürk’ü Sovyetlerden soğutmaya büyük ölçüde katkıda bulundu.” Son olarak şöyle bir soru soruluyor: “Asker ve halk arasındaki itibarı yüksek olan İnönü’den ayrılarak Atatürk acaba tamamen kişisel bir politika mı sürmek istiyor? Biz şunu söyleyebiliriz ki o, Türkiye’deki politikacıların hocasıdır.”
Bütün bunlar gösteriyor ki Atatürk ve İnönü arasındaki çekişme, İnönü tarafından izlenen politikanın 1937 başından beri başarılı bir sonuç vermemesi. Politik ve ekonomik eğilimler dışında iç güvenlikle ilgili alınan önlemlerin yetersiz kalışı, İsmet İnönü’nün istifasında neredeyse hiç konuşulmayan konulardan. Dersim’de operasyonlardan sonra imar faaliyetlerine yönelmek isteyen İnönü’nün bu yönde yaptığı açıklamaların aksine, Celal Bayar’ın “Ordumuz bu sene Dersim’de yeni manevralar yapacak” açıklaması ve Nadir Nadi’nin “Ordularımız pek yakın bir zamanda Dersim bölgesinde manevralar yapacak, bölgenin sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi temelden halledecektir” beyanı, Bayar döneminde Dersim’e yönelik politikanın bayındırlık alanından çıkıp tekrar askeri alana yöneldiğini ortaya koyuyor.
1- Belgede böyle geçiyor.

09/01/2011 [Radikal 2]

Atatürk İnönü’yü sonunda neden sildi?/ Soner Yalçın

5 Eylül 1938.

Ayrılığın üzerinden bir yıl geçmişti.

Atatürk’ün hastalığı gün geçtikçe ağırlaşmaktaydı.

Tesadüf: İsmet İnönü de hastaydı. Safrakesesi, iltihap kapmıştı. İnönü’nün çok ağır bir hastalığa yakalandığı bilgisi Atatürk’e ulaştı. İnönü’nün yaşamasının güç olduğu söylendi.

Atatürk, Fransa’dan getirttiği iç hastalıklar uzmanı Prof. Fissenger’i İnönü’yü tedavi etmesi için Ankara’ya gönderdi.

O gün, yani 5 Eylül’de Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırarak vasiyetinin yazılmasına yardımcı olmasını rica etti.

Mirasından İnönü’nün çocuklarına pay verilmesini istiyordu. Dava arkadaşı İnönü ölürse üç çocuğunun ortada kalacağından endişe ediyordu. Çocukların amcası Hasan Rıza Temelli’nin Ömer, Erdal ve Özden’e bakamayacağını düşünüyordu.

Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile vasiyetnamesi üzerine kısa bir çalışma yaptıktan bir gün sonra İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter, Dolmabahçe’ye çağrıldı. Bu davet herkesten gizli tutuldu. Noter Kunter, saray çalışanlarına Atatürk’ün özel doktoru Prof. Neşet Ömer İrdelp’in konsültasyon için gelen doktor arkadaşı olarak gösterildi.

Atatürk’ün odasına gizlilikle girdiler. Atatürk, “Kapıyı kapatın, içeri kimse girmesin” talimatını verdi. Sonra yatağından doğruldu. Önüne ayaklı yemek tablasını aldı. Vasiyeti üzerindeki değişiklikleri eline aldığı kalemle yaparak notere yazdırmaya başladı.

İşte Atatürkün Vasiyeti

Ağır hasta olmasına rağmen çok sakindi.

Halbuki odada bulunan herkes heyecandan titriyordu. Onlar için hiç kolay değildi; Atatürk vasiyetini hazırlıyordu.

Yorulmasına rağmen, o gün vasiyetini bitirdi.

Vasiyeti kısaydı:

“Malik olduğum bütün nukut (para) ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi (mallarımı) Halk Partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.

1- Nutuk ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2- Her seneki nemadan bana nispetleri şerefli mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, (kız kardeşi) Makbule’ye ayda 1000; (manevi kızları) Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki 100’er lira verilecektir.

3- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek para verilecektir.

4- Makbule yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5- İsmet İnönü’nün çocuklarına, yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları’na tahsis edilecektir.”

Cumhurbaşkanı Adayı

İsmet İnönü’nün vefat edeceğini ve çocuklarının ortada kalacağını düşünen Atatürk mirasından Ömer, Erdal ve Özden’e pay vermesine rağmen “siyasi mirası”ndan İsmet İnönü’ye bir şey bırakmadı!

İnönü’nün yaşamayacağından mı, kızgınlığın hálá sürmesinden mi bilinmez, kendisinden sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Fevzi Çakmak’ın oturmasını arzulamıştı.

İddianın sahibi Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’tı.

Atatürk kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetini zarfa koyup kapatmış ve başucundaki komodinin çekmecesine yerleştirmişti.

Herkes odadan çıktıktan sonra Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile 15-20 dakika sohbet etmişti. İşte bu sohbet sırasında Atatürk, kendinden sonra Cumhurbaşkanlığına Fevzi Çakmak’ın getirilmesinin doğru olacağını söylemişti:

“Elbette bunda söz ve intihap (seçme) hakkı sadece milletin ve onun mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir; yalnız ben bu meseledeki mütalaamı ifade edeceğim. Evvela akla İsmet Paşa gelir; memlekete pek büyük hizmetler ifa etmiştir. Fakat nedense umumun sempatisini kazanamadığı görülüyor; bu yüzden pek de cazip olmasa gerek. Bir de Mareşal Fevzi Çakmak var. O, hem memlekete büyük hizmetler etmiş hem de herkesle iyi geçinmiş, salahiyet sahiplerinin mütalaalarına daima kıymet vermiştir; kimse ile münazaa (tartışma) halinde değildir. Bu itibarla bence Devlet Başkanlığı için en münasip arkadaş odur.” (“Atatürk’ten Hatıralar” s. 717)

 

“İsmet İnönü – Mustafa Kemal Atatürk çekişmesinin arka planı ve vasiyeti” üzerine bir yorum

  1. Benim rahmetli dedem,dolmabahçe sarayında askermiş.Dolayısıyla Atatürke yakın olabilen askerlerden..Ölümünden bir kaç gün önce yaverini çağırtıyor ve “ismet paşa döner dönmez idam edilsin”şeklinde talimat veriyor.Sonrasında yaverine tekrar soruyor sanırım ertesi gün ve”idam edildi” cevabını aldıktan sonra uyuyor ve bir dahada uyanmıyor…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kapitalist Kültürün Gelişimi: Yapı ve Aşağıdan Gelen Tehdit – Alan Swingewood

Kapat