“İnsanlar bilgisiz doğar aptal değil…” Kadınların Kurtuluşu – Bertrand Russell

Cinsel ahlakın günümüzdeki değişimi iki ana nedene dayanmaktadır. Bunlardan birincisi gebelikten korunma yöntemlerinin bulunması, diğeriyse kadınların eşitliğidir. Bu bölümün konusunu ikinci neden oluşturmaktadır, birinci nedene daha sonra değineceğim.

Miras hukukunu kız kardeşlerden yana çeviren Fransız Devrimi ile başlayan kadınların eşitliği, demokratik hareketin bir parçasıdır. Mary WalIstoiiecraffın «Kadınların Haklarını Koruma» (1792) adlı kitabı Fransız Devrimine neden olan ve Fransız Devriminin neden olduğu düşüncelerden doğmuştur. O günden bugüne dek, kadınların erkeklerle eşit olma istekleri kesintisiz bir şekilde şiddetini artırarak öne sürülmüştür ve başarılı da olunmuştur. John Stuart Mill’in «Kadınların Boyun Eğmeleri» adlı zekice yazılmış olan ve son derece inandırıcı kitabının kendisini izleyen kuşağın en aklı başında mensupları üzerinde büyük etkisi olmuştur. Annem ve babam onun müritleriydiler ve annem 1860’larda kadınların oy kullanmalarından yana konuşmalar yapmaktaydı. Feminizm öylesine yakıcıydı ki, beni henüz kadınlara pratisyen doktor olma hakkının verilmediği, yalnızca ebe olarak diploma alabildikleri o günlerde Dr. Garret Anderson’a dünyaya getirtmişti. O ilk dönemlerinde feminist hareket, üst ve orta sınıflar arasına sıkışmıştı ve bu nedenle de pek öyle dikkate değer bir politik gücü yoktu. Parlementoya her yıl kadınlara oy hakkı verilmesi doğrultusunda kanun tasarıları verilirdi. Mr. Faithful Begg tarafından verilen ve Mr. Strangways tarafından desteklenen bu tasarıların o günlerde hiç bir şekilde yasalaşma şansı yoktu. Gerçi o günlerin orta sınıf feministleri Evli Kadınların Mülkiyet Yasası’nı (1882) çıkartarak büyük bir başarı elde etmişlerdi. Bu yasa yürürlüğe girene kadar evli kadınların sahip oldukları tüm mallar kocalarının tasarrufu altındaydı, koca ancak vakıf olduğu zaman sermayeyi harcıyamıyordu. Kadın hareketi tarihinin politik yanı çok kısa bir süre önce ortaya çıkmıştır ve değinilmiyecek kadar iyi bilinmektedir.. Yine de genel görünümde yer alan büyük boyutlu değişimleri göz önüne alırsak, uygar ülkelerin bir çoğunda kadınların geçmişte görülmemiş bir hızla politik haklarını kazandıklarını gözlemleriz. Köleliğin kaldırılışı da aşağı yukarı benzer şekilde olmuştur fakat gene de yakın çağlarda kölelik Avrupa’da yoktu ve hiçbir şeyin kadın erkek ilişkisi kadar içten bir şeyler taşıması mümkün değildi.

Bana göre bu ani değişime iki neden yol açmıştır: kadın taleplerine herhangi bir mantıklı yanıt bulmayı olanaksız kılan demokrasi kuramının doğrudan etkisi ve günlük gereksinimlerini babalarının ya da kocalarının yardımlarına dayanmaksızın yaşamlarını evleri dışında kazanan kadınların sayılarının artması. Bu durum savaş şurasında erkeklerin yaptıkları pek çok işi kadınların üstlenmesiyle doğal olarak en yüksek noktasına erişti. Savaştan önce kadınların barışçı eğilimler taşıma olasılığı onların oy vermelerine yöneltilen itirazlardan birisiydi. Savaş sırasında bu yargıyı büyük oranda çürüttüler ve oy hakkı kanlı işlerdeki paylarının karşılığı olarak kendilerine verildi. Politikanın ahlaksal düzeyini kadınların yükselteceğini uman öncüleri bu sonuç düş kırıklığına uğratmış olabilir. Ne var ki ulaşmak için uğruna savaştıkları şeyleri, ülkülerini yerle bir eden yollardan elde etmeleri bunların kaderidir. Elbet de kadın hakları, ahlaksal olarak ya da başka bir yönden kadınların erkeklerden daha üstün olduğu inancına dayanmıyordu, bunlar sadece demokrasi yanlılarının genel yargılarından ya da kadınların bir insan olarak sahip oldukları haklardan, Kaynaklanıyordu. Fakat tıpkı ezilen bir sınıfın ya da bir ulusun haklarına sahip çıktıkları zaman olduğu gibi, bu hakkın savunucuları da, genel savlarını, kadınların belirli erdemleri olduğunu bu erdemlerin çoğunlukla ahlaksal alanda kendini gösterdiğini öne sürerek güçlendirmeye çabaladılar.

Kadınların politik eşitliği bizim konumuzu dolaylı ilgilendirmektedir. Önemli olan evlilik ve ahlakla bağlantısı açısından, toplumsal eşitlikleridir. İlk dönemlerde ve günümüzde doğuda, kadınların namusu, onları ayrı tutup, gizliyerek korunmuştur. Onların kendi kendilerine hakim olmaları için herhangi bir uğraşa girilmemiş, sadece her türlü günahtan onları uzak tutabilecek her şey yapılmıştır. Batıda bu yöntem hiçbir zaman içtenlikle benimsenmemişse de saygıdeğer hanımlara küçük yaşlarından itibaren evlilik dışı cinsel ilişkiden dehşete düşmelerini sağlayan bir eğitim verilmiştir. Bu eğitimin yöntemleri mükemmelleştikçe dış engeller ağır ağır kaldırıldı. Dış engellerin kaldırılması için uğraşanlar, içsel engellerin yeterli olacağına inanıyorlardı. Örneğin iyi yetiştirilmiş kibar bir kızın eline ne türlü fırsat geçerse geçsin, hiçbir zaman bir genç adamın ileri gitmesine izin vermeyeceği için, refakatçinin (chaperon) gereksizliği düşünülmüştür. Benim gençliğimde saygıdeğer hanımlar, genellikle kadınların büyük çoğunluğunun cinsel birleşmeden hoşnut olmadıklarını ve evlilikte buna görev duygusuyla katlandıklarına inanırlardı. Bu görüşten kalkınarak bu hanımlar kızlarına daha doğal çağlarda (realistic, gerçekçi) akıllıca gibi görünenden daha fazla derecede özgürlük verme riskine girmeye isteksiz görünmüyorlardı. Sonuç umulandan bir oranda farklı oldu ve bu farklılık evli ve bekâr kadınların her ikisinde de aynı şekilde kendini gösterdi. Viktorya dönemi’nin kadınları ve bugün hâlâ kadınların büyük bir bölümü düşünsel bir hapishane içindedirler. Bu hapishane bilinçli değil, bilinçaltı yasaklardan meydana gelmiştir. Günümüz gençliği arasında gerçekleşen, bu yasakların yok oluşu, namusluluk dağları altında gömülü kalmış içgüdüsel bilincin yeniden belirmesine yol açtı. Bunun sadece bizim ülkemizde ya da bir tek sınıfta değil, tüm uygar ülkelerde ve tüm sınıflarda, ahlak felsefesi üzerinde son derece devrimsel etkisi olmuştur.

Kadınla erkek arasında eşitlik talebi, baştan beri, sadece siyasal konularda değil cinsel ahlakta da söz konusuydu. Mary VVollstonecraft’ın tutumu son derece uygarcaydı fakat bu konuda kendinden sonra gelen kadın hakları savunucuları tarafından izlenmedi. Hatta tam aksine bunlar erkekleri, şimdiye kadar sadece kadınların katlandıkları düşünsel prangaya zorla vurmayı uman son derece katı ahlâkçılardı. Buna rağmen 1914’den beri pek öyle fazlaca kuramsal olmadan genç kadınlar bir başka yol izlemektedirler. Şüphesiz savaşın verdiği duygusal heyecan nasıl olsa pek gecikmeden ortaya çıkacak olan bu yeniliği zamanından önce doğuran neden oldu. Geçmişte kadın namusunun itici gücünün başlıcaları, cehennem ateşi ve gebe kalma korkusuydu. Bunların birincisi dinsel katılığın zayıflamasıyla ikincisi gebeliği önleyici şeylerle ortadan kalktı. Geleneksel ahlak ve töre bir süre için düşünsel tembellik sayesinde gücünü koruduysa da, savaşın getirdiği sarsıntı bu engelleri yerle bir etti. Çağdaş feministler erkeklerin «ayıplarını» sınıflamada otuz yıl öncekiler kadar pek vesveseli değiller, istedikleri erkeklere tanınan hakların kendilerine de tanınması. Feminizmin öncüleri ahlaksal esirlikte eşitlik arıyorlardı, çağdaş feministlerde ahlaksal özgürlükle eşitlik arıyorlar.

Bu hareket henüz daha ilk evresinde ve nasıl bir gelişim göstereceğini söylemek olanaksız. Taraftarları ve uygulayıcıları çoğunlukla pek genç. Ağırlığı olan önemli kişiler arasında çok az destekçileri var. Polis, yasa, Kilise ve anne babaları kendilerine karşılar. Gerçekler her ne kadar bunlara kadar ulaşmaktaysa da gençler çoğunlukla bunlara acı verecek gerçekleri gizleme inceliğini göstermekteler. Yargıç Linssey gibi yazarlar gerçekleri ortaya serdiklerinde, yaşlılar gençlere iftira atıldığını, gençlerin atılan bu iftiranın bilincinde olmadığını söylüyorlar.

Elbette bu son derece istikrarsız bir durumdur. Sorun iki şeyden hangisinin daha önce gerçekleşeceğidir: ya yaşlılar gerçeklerin farkına varacaklar ve gençleri kazandıkları özgürlüklerden yoksun bırakmak için çalışacaklar ya da gençler büyüyüp yeni ahlaka tasvip ve itibar sağlıyabilecek önemli ve saygın konumlara gelecekler. Sanırım bazı ülkelerde bunlardan birini bazılarındaysa diğerini göreceğiz. Her şey gibi töre tanımazlık da (immorality) devletin yetki alanına girdiği İtalya’da namusu pekiştirmek için etkin önlemler alınmaktadır. Rusya’da ise tam tersi söz konusudur, Devlet yeni ahlaktan yanadır, Almanya’nın Protestan bölgelerinde özgürlüğün kazanması beklenebilirken, Katolik bölgelerinde oldukça şüphelidir. Fransa’da, geçmişten kalan töre tanımazlığın (immorality, gayri ahlakilik) bazı biçimlerini hoşgörüyle karşılayan ve onlarsız yapamayan Fransız geleneğinin silkilip atılabilmesi çok güçtür. İngiltere ve Amerika’da ise ne olabileceğini tahmin etme cesaretini kendimde bulamıyorum.

Burada bir parça durup kadınların erkeklerle eşit olma isteklerindeki mantıksal içermeyi (logical implication) gözden geçirelim. Erkeklerin çok eski zamanlardan beri. kuramsal olmasa da uygulamada, gayrimeşru cinsel ilişkilerde bulunmalarına izin verilmiştir. Erkekten evlenirken bakir olması istenmemiş ve hatta evlendikten sonra bile evlilik dışı cinsel ilişkileri karısı ve komşuları tarafından öğrenilmediği sürece pek vahim sonuçlar doğurmamıştır. Bu sistemin gerçekleşmesi fahişeliğe bağlıdır. Bu kurumuysa çağdaş insanın savunabilmesi güçtür ve çok az kişi kadınların dilediklerinde tatmin edilebilmeleri için bir erkek fahişeler sınıfının oluşturularak erkeklerle ayrı haklara sahip olmalarını ve kocaları gibi iffetli olmadan iffetli görünebilmelerini isteyebilir. Bu günlerin geç evlenme yapısında, kendi düzeyinde bir kadınla yuva kuruncaya kadar, pek az oranda erkeğin el değmemiş kalabileceği kesindir. Ve evlenmemiş erkekler eğer bakir kalmıyacaklarsa, eşitlik ilkesinden kalkınarak evlenmemiş kadınlarda iffetli kalmaları gereğinin bulunmadığı savlanabilir. Elbette ahlakçılar için kabul edilebilecek bir şey değildir bu. Bu konu üzerinde kafa yorma zahmetine katlanabilecek her geleneğe bağlı ahlakçı uygulamada, cinsel namusun kadında, erkekden çok daha önemli olduğu anlamını taşıyan erkeklere kadınlardan daha fazla serbestlik tanıyan bir toplum kuramından (double Standard) yana olduğunu görecektir. Oysa bunların kuramsal ahlakında (theoretical ethic) erkeğin de iffetli olması istenir. Gizlice günâh işleyebilmeleri kolay olduğu sürece bu istek erkeklere kabul ettirilemez. Geleneğe bağlı ahlakçı sadece, kadınla erkek arasında eşitsizliğin var olduğu kanısında değildir, o, aynı zamanda kendi düzeyindeki genç kızlarla kuracağı ilişkinin para yerine, sevgi ve güzellik kavramlarına dayanma olasılığına rağmen, genç bir erkeğin kendi düzeyinde (sınıfından) bir kız yerine fahişelerle cinsel ilişki kurmasını yeğlemektedir. Ne var ki ahlakçılar uyulmayacağım bildikleri bir ahlakı savunmanın sonuçlarını düşünmüyorlar. Fahişelik kendi Öğretilerinin kaçınılamaz sonucu olduğu halde fahişeliği savunmadıkları sürece ondan sorumlu olmadıklarını düşünüyorlar. Bu günümüz profesyonel ahlakçısının ortalama zekânın altında olduğunu gösteren bir başka gerçektir.

Yukarıdaki koşulların ışığında birçok erkek ekonomik nedenlerle erken evlenmeyi olanaksız gördüğü ve birçok kadın hiç bir surette evlenemediği sürece kadın erkek eşitliğinin kadın iffeti üzerindeki geleneksel ölçütlerde bir yumuşamayı gerektireceği açıktır. Eğer erkeklere evlilik öncesi cinsel ilişki serbestliği (gerçekte olduğu gibi) veriliyorsa aynı serbestlik kadınlara da tanınmalıdır. Kadınların çoğunlukta olduğu tüm ülkelerde sayısal zorunluluktan dolayı evlenemeyen kadınların cinsel deneyimlerine tümüyle engel olmak, acılı bir haksızlıktır. Şüphesiz kadın hareketinin Öncüleri böylesi sonuçlar amaçlamıyorlardı, fakat onların çağdaş ardılları bu sonuçları gayet net kavramaktadırlar ve kadın ya da erkek, bu türetimlere (deductim) karşı olan herkes, gerçekte kadın haklarından yana değildir.

Bu sorunda, yeni ahlakın eski ahlakın karşısına çıkması, son derece keskin bir tartışma konusu doğurmuştur. Eğer kızların bakireliği ve kadınların sadakati artık aranmıyorsa ya ailenin korunması için yeni yöntemler bulmak ya da ailenin dağılmasına göz yummak, kaçınılmaz hale gelmektedir. Doğumların sadece aile içinde yer alması ve evlilik dışı tüm cinsel ilişkilerin gebeliği önleyici yöntemlerle kısırlaştırılması öne sürülebilir. Bu durumda kocalar, Doğuluların harem ağalarına gösterdikleri gibi bir hoşgörüyü, karılarının aşıklarına göstermeyi öğrenmelidirler. Tasarlanan böylesi bir düzenin şu andaki güçlüğü de, doğum kontrol işleminin etkenliğine ve karılarımızın dürüstlüğüne düşünebileceğimizden daha fazla bir güven gerektirmesindendir ki bu güçlük çok geçmeden halledilecektir. Yeni ahlaka denk düşen diğer almaşık çok önemli bir toplumsal kurum olan babalığın dağılarak, babanın görevlerini Devlet’in üstlenmesidir. Babalığından emin olduğu ve çocuğu sevdiği özel durumlarda baba elbette kendi istemiyle şu andaki babanın görevlerini üstlenerek anneye ve çocuğa maddi yardımda bulunabilir, fakat bunu yapmaya yasayla zorlanamıyacaktır. Aslında tüm çocuklar şu andaki babaları bilinmeyen gayrimeşru çocuklar durumunda olacak, tek fark devlet bunları normal karşılayacak ve bakımlarına şimdikinden çok daha fazla özen gösterilecektir.

Öte yandan eğer eski ahlak yeniden hakim olacaksa belli şeyler temel alınmalıdır. Bunlardan bazıları şu anda mevcut fakat uygulama bunların kendi başlarına yetersiz olduklarını gösteriyor. Birinci temel, kızların eğitiminin onları aptal, boş inançlı ve cahil kılmasıdır, bu gereklilik şu anda üzerinde kilisenin herhangi bir kontrolü bulunan okullarda yerine getirilmektedir. Diğer gereklilik ise cinsel konularda bilgi veren tüm kitaplara çok katı bir sansür uygulamaktır, zaten bu koşul İngiltere ve Amerika’da yasada değişiklik yapmadan, sansür polisin işgüzarlığıyla giderek artan bir şekilde sıkıştırılarak yerine getiriliyor. Bu koşullar her ne kadar şu anda mevcutsa da açıkça yetersiz kalmaktadırlar. Yeterli olabilmesi için tek şey genç kadınların erkeklerle yalnız kalabilecekleri her türlü koşulun yok edilmesidir: yani kadınların evlerinin dışında yaşamlarını kazanmak için çalışmaları yasaklanmalıdır, anneleri ya da teyzeleri kendilerine eşlik etmeden asla dışarı çıkmalarına izin verilmemelidir, yanlarında refakatçi bir büyük olmadan dansa gitmek kesinlikle engellenmelidir. Elli yaşının altındaki evli olmayan kadınların araba sahibi olmaları yasa dışı bırakılmalıdır. Evlenmemiş kadınların ayda bir defa polis doktorlar tarafından muayene edilip, bakire çıkmayanların hapishaneye atılmaları akıllıca bir iş olacaktır. Elbette doğum kontrol nesnelerinin kullanıma kökünden sökülüp atılmalı, evlenmemiş kadınlarla, cehennem azaplarına kuşku uyandıracak tüm konuşmalar yasaklanmalıdır. Bu önlemler yüz yıl ya da daha uzun bir süre eğer yılmadan uygulanabilirse artan ahlaksızlığı durdurmak için bir şeyler yapılmış olabilir. Yine de ben belli kötüye kullanım riskinden kaçınabilmek için tüm polis ve doktorların iğdiş edilmelerinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Erkek karakterinin tabiatında var olan ahlak bozukluğu göz önüne alınırsa bu önlemlerin daha da ileri götürülmesi akıllıca olacaktır. Ahlakçıların din adamları dışında tüm erkeklerin iğdiş edilmelerini tavsiye edip savunmalarından yanayım.*

Görüldüğü gibi hangi yolu tutarsak tutalım birtakım güçlükler ve karşı çıkışlar söz konusudur. Eğer yeni ahlakın yayılmasına izin verirsek bugüne dek yaptıklarının ötesine geçecekler ve şimdi çıkardıklarından çok daha fazla güçlükler doğuracaklardır. Diğer yanda çağdaş dünyada eğer eski çağlarda mümkün olan kısıtlamaları uygulamaya kalkışacak olursak insan doğasının kısa sürede başkaldıracağı çekilmez sıkılıkta bir düzene yol açarız. Şu çok açıktır ki güçlükler ve tehlikeler ne olursa olsun dünyanın geri yerine ileri gitmesinden mutluluk duymalıyız. Bu nedenle de yepyeni bir ahlaka gereksinimimiz var. Bununla geçmiştekinden son derece farklı da olsa birtakım yükümlülük ve görevlerin yer alacağını anlatmak istiyorum. Ahlakçılar Dodo gibi tükenip gitmiş bir sisteme geri dönmek için vaiz vermekten tat aldıkları sürece yeni özgürlüğün ahlaksal yönlerini beraberinde getirdiği yeni görevleri saptamak doğrultusunda hiç bir şey yapamazlar. Yeni sistemin eskisinden daha çok tahriklere neden olup işin çığrından çıkacağını sanmıyorum, kanımca içtepileri ve güdüleri (impulse and motives) sınırlama durumları geçmişten farklı bir biçimde olacaktır. Aslında cinsel ahlak sorunu bütünüyle yeniden ele alınma gereksinimini duymaktadır. Bundan sonraki sayfalar yetersiz de olsa bu amaca katkı niyetiyle   yazılmıştır.

Bertrand Russell
Evlilik ve Ahlak

*«Elmer Gantry»i okuduktan sonra bu istisnanın da pek akıllıca olmayacağını düşünmeye başladım.

 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Milliyetçilik Eleştirisinin Soyağacı – Antonis Liakos

Kapat