“İnsanların sokağa çıkması için “şer odaklarına” gerek yok!” Gezi’de Ne yapmalı? – Ferhat Heti

Gezi direnişi
Otokratik bir rejimin ölümlere ve her türden gerilemeye sebep olduğu bir ülkedeyiz. Bir ülkenin yaşanılır bir yer olması oranın eşit, adil ve özgür olması ile ilintilidir. Bunların olmadığı bir ülkede kısmi belediye hizmetlerinin yerine getiriliyor olması ya da ülkeye giren sermaye miktarının artması o ülkenin iyi bir yolda gittiği anlamına asla gelmez.

31 Mayıs 2013’te bilhassa Ülke’nin batısı, 1980’den bu yana devam eden sindirilmiş halinden sıyrıldı. Üzerindeki ölü toprağını attı. Sadece bu açıdan dahi önemlidir Gezi Olayları / Haziran Direnişi.
Mevcut Statükoya başkaldıran yığınlar ülke gündemiyle ilgilenir hale geldiler. Bu durum iktidarın sorgulanabilir hale gelmesine ve sokak eylemlerinin meşruiyetine sebep olması açısından Türkiye tarihinde bir dönüm noktası. Kürt halkının yıllardan beridir süren özgürlük mücadelesine böylelikle, Türklerin de kendi kulvarından baş gösterdiği yeni mücadelesi ilave oldu ve artık başka bir ülke var karşımızda.

31 Mayıs çağrısı önemli ve anlamlıdır. Ancak ruhuna ve geçmişine uygun olarak 31 Mayısa sıkışıp kalmaması önem taşıyor. İstanbul’da 25 Bin Polis, 50 Toma hayatı felç etmek için görevlendirilmiş ise eğer; 1,2,3,… Haziran günleri ard arda çağrı yapılmalı. Böylelikle asıl provakatörün kim olduğu görülmüş olur. Sistemi kitlemenin yolu hergün direnmekten geçiyor.

Türkiye halkları eşitlik ve özgürlük mücadelesinde buluşmayı bir vadede sağlayabilirlerse bu düzen despotizmiyle fazla yaşayamaz. Tabi Batı açısından en büyük problem “önderlik sorunu”.. Bu 31 Mayıs alana çıkmanın yanında bunu oluşturmayı hedeflemeli. Yığın olmaktan kitle olmaya dönüş sağlanamazsa tarihin tozlu sayfalarında kalan bir süreç olacaktır. Gezi süreci…

İnsanların “Buna neden gerek var?” sorusuna dair, kısa bir cevap verip sonlandıracağım. Otokratik bir rejimin ölümlere ve her türden gerilemeye sebep olduğu bir ülkedeyiz. Bir ülkenin yaşanılır bir yer olması oranın eşit, adil ve özgür olması ile ilintilidir. Bunların olmadığı bir ülkede kısmi belediye hizmetlerinin yerine getiriliyor olması ya da ülkeye giren sermaye miktarının artması o ülkenin iyi bir yolda gittiği anlamına asla gelmez.
Türkiye Monarşi’den Kapitalizme geçiş sürecinde daha kuruluş yıllarından başlayarak otokratik/ faşist iktidarlarca bazen doğrudan askeri faşizmle yönetildi. Son 12 yıllık mevcut iktidar bazı “demokratik” adımlar atmış gibi görünse dahi en nihayetinde otokratik/kapitalist bir iktidar formunu giderek belirgin hale getirdi. Bu iktidarı sürekli kılma politikası olarak da didarlar/laikler gerilimini kendini besleyecek şekilde kullandı. Kuşkusuz ki gerçek bir sol muhalefetin oluşamaması devrimci unsurların kuşatılması da bu danışıklı dövüşü güçlendirdi. Ancak ne olursa olsun; insanlar arasında eşitliği bozucu, adaletin sağlanmadığı ve özgürlüklerin engellendiği bir iktidar er ya da geç kendi karşıtını yaratıyor.
31 Mayıs 2013 tarihinde başlayan yığınların kendiliğinden tepkisi tam da bununla ilintilidir.
Gezi sürecine dair komplo teorileri kısmı ise; gerçeği ya algılamaktan uzaktır ya da manipülatiftir. Elbette ki öderliği belli olmayan, heterojen yığınları herkes yönlendirmek ister. Bu politikanın ruhunda vardır. Ancak bu sosyal patlamayı temelsiz kılmayı gerektirmez. Bu ülkede insanları sokağa iten o kadar çok sebep var ki ve bunlar o kadar meşru ki… Bunun için “şer odaklarına” gerek yok!
Bugün hemen her konuda meseleyi karanlık güçlere bağlayan iktidar ve benzer düzen güçleri henüz düzen dışı bir yapının kitleselleşmemiş olmasından güç alıyor. Haziran Direnişinin yıldönümünde SOMA vb. işçi cinayetlerinin, İşçi sınıfının hesabını soracak, savaşa karşı halklar arasında barışı inşa edecek bir devrimci bir önderliği yaratmak için yan yana gelinmeli artık.
Dünden bugüne hayatını yitirmiş bedel ödemiş ve sorumlu olduğumuz insanların ve bu barbarlığı hak etmeyen halkımızın bizde bir vadede görmek istediği de kuşkusuz budur.

30.05.2014

1 Yorum

  1. Maksim Gorki’nin eserinin eski bir filmini izlemiştim(Benim üniversitelerim) filmdeki ezilen,bunun için mücadele vermek isteyen genç karakter sokakta eylem yapanlara bakıyor ve şunları düşünüyor bunlar sadece eylem yapmak için eylem yapiyor diyor ve sokakta eylem yapanların kendini temsil etmediğini düşünüyor.İstenilen nedir belli değil ?
    Ortak söylemler neler ?Sadece bir Anti-Tayyipcilikse bu ülkede işçiyi sömüren onlarca Anti-Tayyipçi var.Sınırlar neler.Ortak sloganlar ?İstenilen ne ? Yıkılmak istenilen de kurulmak istenilen de belli değil.Nasıl yıkılacağı da belli değil.
    Tamam krala karşıyız da devrim deyip Fransız ihtilalinde Krala karşı savaşıp burjuvazi’yi egemen kılan ezilenler gibi olmak istemiyorum.Tamam Kralın yıkılması lazımdı ama yerine halkçı bir sistem gelebilirdi.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz