Franz Kafka: Kendimizi özgürleştirdiğimizde yolumuzu sürekli olarak nasıl da kapatırlar

KafkaŞimdi dünyanın her yerinde farkında olduğum, ve kendimde de duyumsamaya başladığım acımasız katılığın ilk izlenimlerini onlara borçluyum. Kendimizi özgürleştirdiğimizde, hiçbir ümitleri olmasa da, yolumuzu sürekli olarak nasıl da kapatırlar. Teslim olmayı, yenilgiyi nasıl da ret ederler. Ama uzaktan bize attıkları bakışları bile zorlayıcıdır. Uyguladıkları yöntemler hep aynıdır: önümüze dikilerek, açılmış gözlerle bakarlar. Amaçladığımız yöne gitmemizi engellemeye çalışırlar. Bunun yerine kendi göğüslerini önerirler. İsyan duygularımız kabarınca da, bunu, içine atılacakları bir kucaklama olarak karşılarlar.

 

BEKARIN KÖTÜ TALİHİ

Bekar kalmak, onurunu korumaya çalışırken yaşlanmak, öte yandan akşam için arkadaş arayan birisinin davet etmesi için yalvarmak, haftalarca hasta yatarak, yatağın bulunduğu köşeden boş odayı izlemek, hep ön kapıda iyi geceler dileyip, yukarı çıktığında hiçbir zaman eşinin yanında olamamak, diğer insanların oturma odalarının kapılarına doğru açılan tek bir kapıya sahip olmak, yemeğini evine kendi ellerinle taşımak, diğerlerinin çocuklarına beğeniyle bakmak ama “benim yok” diyememek, gençliğinden hatırladığı bir iki bekar gibi davranmaya çalışmak çok kötü görünüyor.
Gerçekte, bugün ve daha sonra, gerçek bir kafa ve alınla kişinin açıkça orada durması, birisinin eliyle onu hissetmesi dışında böyle olacak.

GÜVEN YARARCISININ MASKESİNİ DÜŞÜRMEK

Sonunda, gece saat ona doğru, akşamı geçirmek üzere davet edildiğim güzel bir evin kapı girişine yanımdaki adamın arkasından geldim. Adamı fazla tanımıyordum ve bir kere daha ortaya çıkmış, iki saat boyunca, ben talep etmeden beraberce sokaklarda dolaşmıştık.
“Peki!” dedim ve ona gerçekten veda etmek istediğimi gösterircesine ellerimi çırptım. Daha az açık olan başka birkaç deneme daha yapmış ve yorulmuştum.
“Doğrudan girecek misin?” diye sordu. Ağzından şaklama gibi bir ses çıktı.
“Evet.”
Davet edilmiş olduğumu, karşılaştığımızda anlatmıştım. Ama, önümde duran adamın kulaklarına bakarak sokak kapısının önünde durmayı değil, davet edildiğim eve girmeyi istiyordum. Sanki bu noktada uzunca bir süre beklemeye mahkum gibi onunla sessizce beklemeyi de istemiyordum. Etrafımızdaki evler ve yukarıdaki yıldızlara uzanan üzerlerindeki karanlık sessizliğimizi paylaştılar. İnsanın bir açıklama yapma zahmetinde bulunmayacağı, görünmeden yanımızdan geçenlerin adımlan, yolun diğer tarafında sürekli esen rüzgar, bir odanın kapalı penceresi arkasında çalan pikap- sanki geçmiş ve gelecekte sahip onlarmış gibi hepsi sessizlikle kendilerini ilan ettiler.
Ve arkadaşım, elini duvara doğru uzatarak, yanağını dayayarak, gözlerini kapatarak üzerine kendi adını yazdı,- ve gülümseyerek- benimkini de.
Ama bu gülümsemenin sonunu görmek için beklemedim, çünkü birden utanca kapıldım. Gülümsemesi, adamın bir güven yararcısından başka bir şey olmadığını anlamama yetti. Bu şehirde aylardır yaşamama ve bütün güven yararcılarını tanıdığımı sanmama rağmen, geceleri açılmış ellerle, bir taverna sahibi gibi yan sokaklardan sinsice nasıl da çıkıveriyorlar. Yanlarında durduğumuz reklam sütunlarına nasıl da dadanıyorlar. Sanki saklambaç oynarmış gibi etraflarında dolaşıyorlar ve en azından tek gözle bizi gözetliyorlar. Biz tereddüt gösterirken, karşıdaki kaldırımdan aniden nasıl da beliriyorlar. Onları çok iyi anlıyorum. Küçük şehir tavernalarında ilk onlarla tanışırım. Şimdi dünyanın her yerinde farkında olduğum, ve kendimde de duyumsamaya başladığım acımasız katılığın ilk izlenimlerini onlara borçluyum. Kendimizi özgürleştirdiğimizde, hiçbir ümitleri olmasa da, yolumuzu sürekli olarak nasıl da kapatırlar. Teslim olmayı, yenilgiyi nasıl da ret ederler. Ama uzaktan bize attıkları bakışları bile zorlayıcıdır. Uyguladıkları yöntemler hep aynıdır: önümüze dikilerek, açılmış gözlerle bakarlar. Amaçladığımız yöne gitmemizi engellemeye çalışırlar. Bunun yerine kendi göğüslerini önerirler. İsyan duygularımız kabarınca da, bunu, içine atılacakları bir kucaklama olarak karşılarlar.
Bu eski oyunu anlayabilmem için. bu adamla uzunca süre beraber olmam gerekti. İğrenmemi uzaklaştırabilmek için parmak uçlarımı ovuşturdum.
Yol arkadaşım hala eskisi gibi duvara dayanıyor ve başarılı bir sahtekar olduğuna inanıyordu. Kendinden hoşnut olması boş olan yanağını pembeleştiriyordu.
“Eylem esnasında yakalandın” diyerek hafifçe omzuna vurdum. Sonra merdivenlerden yukarı doğru koştum. Holdeki uşakların yüzlerindeki ilgisiz sadakat, beklenmedik bir davranış gibi hoşuma gitti. Paltomu alıp ayakkabılarımı temizlerlerken hepsine, teker teker baktım.
Rahatça iç çekerek ve doğrularak, odaya girdim.

ANİ YÜRÜYÜŞ

O akşam evde oturmaya karar vermişsiziz gibi görünürken ve yemek sonrası ev elbisenizi giyerek masada yanan ışığın altında, yatmadan önce yaptığınız iş veya oynadığınız oyununuzla ilgilenmeye hazırlanıyorsanız, dışarıdaki hava kötü olduğu için evde oturmanız doğal görünüyorsa ve masada uzunca süredir oturuyorsanız, evden ayrılmanız herkesi şaşırtacaktır. Ayrıca, merdivenler karanlık ve ön kapı kilitli olduğunda, ve bunlara rağmen birden bir rahatsızlık nöbetine tutulur, elbisenizi değiştirir, aniden sokak elbisenizi giyer, çıkmanız gerektiğini açıklar ve birkaç kısa sözle, geride bıraktığınızı düşündüğünüz tatsızlığa bağlı olarak kapıyı yavaş veya hızlıca çarparak, gerçekten dışarı çıkıp gider ve eliniz kolunuz, kendilerine sağladığınız beklenmedik özgürlük karşısında sağa sola sallanırken, kendinizi bir kez daha sokakta bulur, bu kararlı tutum nedeniyle kendi içinizde tüm kararlılık potansiyelini yoğunlaştırdığınızı fark eder, gücünüzün en hızlı değişimleri yaratmak ve bunlarla baş edebilmek için gerekli olandan çok daha büyük olduğunu, her zamankinden daha büyük bir önemle anlar, bu hal içersinde sokaklarda uzun adımlarla dolaşırsanız- o zaman, o akşam, tatminsizliğe doğru solan ailenizden tamamen ayrılmışsınız demektir. Öte yandan, sağlam, cesur, ayakları üzerinde durabilen, siz, gerçek kimliğinize kavuşursunuz.
Gecenin bu geç saatinde, ne yaptığına bakmak için bir arkadaşınıza gitmeye kalkarsanız bile bütün bunlar geçerlidir.

KESİN KARARLAR

İsteminizi zorlayarak da yapsanız, sıkıntılı bir havadan çıkabilmek kolaydır. Sandalyeden kalkmak için kendimi zorladım. Masanın etrafında uzun adımlarla yürüdüm. Başım ve boynumla egzersiz yaptım, gözlerimi parlattım ve etrafındaki kasları gerdim. Kendi duygulanma meydan okudum. A.’nın beni görmeye geleceğini heyecanla kabul ettim. Odamda B.’ye cana yakın bir biçimde tolerans gösterdim. Uzun sürede bana getirebileceği acılara bakmadan, C. ile ilgili söylenen her şeyi yuttum.
Bunu başarmama rağmen, ufak bir sürçme, kaçınılamaz bir sürçme kolayca ve acılı bir biçimde tüm süreci durduracaktır ve ben de tekrar kendi kabuğuma geri çekilmek zorunda kalacağım.
Belki de en iyisi her şeyi edilgen olarak karşılamak, kendini hareketsiz bir kütleye çevirmek ve eğer sürüklendiğimi duyumsarsam, anlamsız bir adım atmanın cazibesine kapılmamak, diğerlerine hayvan bakışlarıyla bakmak, vicdan azabı çekmemek, kısacası, içinde kalan son hayat kırıntısını da boğmak, yani, mezarlığın nihai huzurunu genişletmek ve bunu engelleyecek hiçbir şeyi yaşatmamak.
Bu durumda, küçük parmağını kaşların arasında dolaştırmak karakteristik bir harekettir.

BİR DÜŞ

Josef K. düş görüyordu.

K. dışarıda gezme gereksinimi duyduğunda güzel bir gündü. Ama birkaç adım atmıştı ki kendisini mezarlıkta buldu. Buradaki yollar çok dolambaçlıydı, ustalıkla düzenlenmişti ve pratik değildi. Ama,sanki hızla akan dengeli bir su gibi birinden süzülerek gitti. Uzaktan gördüğü yeni kazılmış bir mezar tümseğinin yanında durmak istedi. Toprak yığını, üzerinde büyük bir etki yaratmıştı ve oraya yeteri kadar çabuk ulaşamayacağını duyumsadı. Ama sıkça, neredeyse görüntüsünü kaybedecek gibi oldu, çünkü görüşü, büyük bir güçle dalgalanıp birbirine doğru yönlenen bayraklar tarafından engelleniyordu. Olağan taşıyıcılar görülmüyordu, ama neşeli bir tören devam ediyor gibiydi.
Hala uzağa doğru dikkatle bakarken, birden, kazılmış tümseğin yolunun üzerinde çok yakında olduğunu gördü, hatta neredeyse arkasında kalıyordu. Hızla çimlere atladı. Ama yol kayan ayaklarının altından hızla aktığı için, sendeleyerek tümseğin önünde dizlerinin üzerine düştü. İki adam mezarın arkasında duruyor ve aralarında, havada bir mezar taşı tutuyorlardı. K. gelir gelmez, taşı toprağa gömdüler ve taş betonlaşmış gibi kaldı. Çalılıkların arasından, K.’nin hemen tanıdığı bir sanatçı olan üçüncü bir adam geldi. Pantolonu ve kötü iliklenmiş bir gömleği vardı, başında kadife bir şapka taşıyordu. Elinde, yürürken havada şekiller çizdiği bir kalem vardı.
Elindeki kalemle mezar taşının üzerine doğru nutuk vermeye başladı. Taş çok uzun olduğu için eğilmek zorunda kalmıyordu. Ama öne doğru yönelmek zorunda kaldı, çünkü, ayağını üzerine koyduğu için çöken tümsek, onunla taş arasındaydı. Bu nedenle ayak parmaklarının üzerine kalktı ve sol eliyle taşa dayanarak düzeldi. Şaşırtıcı bir başarıyla kaleminden altın kelimeler üretmeyi başardı ve şöyle yazdı: BURADA YATAN- Her harf açıktı ve çok güzel hazırlanmıştı, derin bir biçimde ve saf altından kazılmıştı. Bu iki kelimeyi yazdıktan sonra, omzunun üzerinden K.’ye baktı Yazının nasıl devam edeceğini merakla bekleyen K., adama pek dikkat etmiyor, ama taşa yöneliyordu. Ve adam dönerek tekrar yazmaya başladı, ama devam edemedi. Bir şey onu engelliyordu. Kalemini kaldırarak bir kez daha K.’ye doğru döndü. K. bu sefer adama baktı, çok fazla utanmış olduğunu ve bunu ifade edemediğini anladı. İlk canlılığı yok olmuştu. Bu, K.’yi de utandırdı. Birbirlerine çaresiz bakışlarla baktılar. Aralarında, ikisinin de çözemeyeceği berbat bir yanlış anlama vardı. Mezarlık şapelinden zamansız küçük bir çan çalmaya başladı, ama sanatçı havadaki eliyle bir işaret yaptı ve çan sustu. Biraz sonra yeniden başladı. Bu sefer ısrar etmeden ve yavaşça çalıyordu. Sanki tonunu denemek ister gibi bir kez daha çalmaya başlamıştı. Sanatçının durumu nedeniyle K. sıkıntı duydu. Ağlamaya başladı ve birleştirdiği elleriyle uzunca süre hıçkırdı. Sanatçı, K. sakinleşene kadar bekledi ve başka çaresi olmadığı için yazmaya devam etmeye karar verdi. İlk hareketi K.’yi rahatlattı. Ama, sanatçının bunu büyük bir kayıtsızlıkla yaptığı açıktı. İş” de güzel olmayan bir biçimde sona erdi. Altın yazı yok olmuş gibiydi, soluk ve kararsız bir yazı düzensiz olarak yayılmış ve büyük bir harfe dönüşmüştü. Bu, bir J harfiydi ve neredeyse bitmişti. O anda sanatçı kızarak, tümseğe ayağıyla vurdu ve etrafındaki toprak parçaları havaya uçuştu. Sonunda K. onu anlamıştı. Şimdi özür için çok geçti. İki parmağıyla toprağı kolayca kazdı. Her şey önceden hazırlanmış gibiydi. İnce bir toprak tabakası yalnızca görünüm için hazırlanmıştı. Altındaki büyük delik iki dik yamaçla birlikte hemen açıldı, K. içine düştü ve hafif bir esintiyle arkasına doğru sürüklendi. Ulaşılmaz derinlikler tarafından kabul edilirken, başını dik tutmaya çalıştı ve adı üzerindeki mezar taşında hızla yazıldı.
Görüntüyle büyülenmiş olarak uyandı.

Franz Kafka Öyküleri

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Nazım Hikmet: -çürüyen diş, dökülen et-, bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun,meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı. Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: - çürüyen diş,...

Kapat