e-Gözaltı: Yasa dışı dinleme ve yeni iletişim teknolojileri – Nurcan Törenli

Sayısal temelli tüm ağlar gibi iletişim ağları (şebekesi) da öncelikle, ağı “kuranın” var olan toplumsal yapı içerisindeki çıkarlarını, iktidarını “iletişimin” denetimi üzerinden koruma ve sürdürmeye dönük olarak yapılandırılmıştır. Belirli bir çıkara odaklı bu açıklama, ağın yüksek kuruluş ve sürdürüm maliyetini karşılama yeteneğinin ağın “getirisine” bağlı olduğuna dayanmaktadır.
Ağın sağladığı güçle ayakta durduğu (ağ genişledikçe güçlenir ancak kırılganlıkları o ölçüde artar) üzerine kurulu bu işleyiş, araçlı iletişimin/iletişim sistemlerinin ilk örgütleniş biçimlerinden başlayarak günümüze değin geçerliliğini sürdürmektedir. Özellikle iletişimin geleneksel biçimleri içinde devlet posta sistemi örgütlenmelerinin ilk örneklerinde, yasal takip-aleni sansür uygulaması, mutlak monarşilerin var oluşlarını sürdürebilmeleri açısından taşıdıkları istihbaratın önemi nedeniyle adeta doğal, yasal bir uygulama olarak kabullenilmiştir(1).

Burjuva devrimlerinin eşlik ettiği tarihsel gelişim süreci içerisinde, 17. yüzyılın ortalarından günümüze, tek taraflı yönetim ilişkisinden karşılıklı yönetim ilişkisine geçişe koşut bir biçimde Avrupa’da iletişim etkinliğinin devlet güçlerince takibi de değişim geçirmiştir. Kara komisyonlar (cabinet noire) eliyle yürütülen “yasal” takipten, haberleşmenin gizliliğini titizlikle koruyan yasalar ve hemen yanı başında gizli ve varlığı şiddetle reddedilen gizli bürolar eliyle yürütülen “yasa dışı” takibe geçilmiştir.
Sonuç olarak, doğrudan ya da dolaylı, iletişim teknolojileriyle ilişkili konular ya da sorunlar kavramsallaştırılırken-tartışılırken teknolojinin toplumsal yapı-toplumsal gerçeklik ile olan sıkı bağı dikkate alınmak durumundadır.

Baskın iletişim ortamı-aracı olarak yeni iletişim teknolojileri:
Artık pek yazılmadığı için başkalarınca da okunmayan “asker mektupları” gibi yeni iletişim teknolojileri ve “yasa dışı” dinleme söz konusu olduğunda bu “sıkı” bağ, diğerlerinin yanı sıra kişisel haberleşmeye-iletişime özgü toplumsal/bireysel ilişkilerin de giderek aratan oranda sayısal hale gelen iletişim ortamı/aracı üzerinde/üzerinden kuruluyor oluşunda belirginlik kazanmaktadır.
Kır-kent ayrımının önemsizleşerek kullanımı nüfusun yüzde 90’ına ulaşan cep telefonunun yaygınlığı; taşınabilir araçların, özellikle de ucuz netbookların piyasaya girişiyle ivme kazanan internet kullanımı yaygınlığı, sayısal ortam ve araçların, Türkiye’de de tüm düzeylerdeki iletişim etkinliğinin temel ortamı haline geldiğini göstermektedir.
Toplumsal ilişkilerin bireyselleşme, devlet ve siyasete özgü ilişkilerin ise gruplaşma/cemaatleşme temelli hale geldiği günümüz Türkiye’sinde, yeni iletişim teknolojileri bu ilişkilere denk düşen iletişim tarzını öncüllerine oranla çok daha iyi bir biçimde desteklemektedir. Baskı, korku, sindirme temelli dinleme-fişleme ve zamanı geldiğinde de eyleme geçme etkinliklerini organize edenler kadar bunlara karşı koymak-karşılık vermek üzere gelişen karşı örgütlenmeler de aynı araçlardan-ortamlardan yararlanmaktadır.

Çoklu ortam/çok boyutlu dinleme:
Son dönemde yargının siyasallaşması tartışmaları ile daha da alevlenen telefon ve ortam dinleme konusu, ulusal/uluslar arası ölçekte teknik, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki, askeri nitelikte çok boyutludur. TMMOB-Elektrik Mühendisleri Odası’nın 2009 Mayıs’ında yayınladığı “İletişim Özgürlüğüne Müdahale Raporu”, adına “teknik takip” denen dinleme teknolojisi ile dinlemenin hukuki ve sosyal boyutların tartışıldığı yeni tarihli bir kaynak olarak bu konudaki bilgi boşluğunu büyük ölçüde dolduruyor. Rapor, dinlemenin bugün geldiği boyutlar hakkında çarpıcı verilerle dolu.
Örneğin dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, bir soru önergesine 21 Nisan 2009 tarihinde verdiği yanıttan son üç yılda, hakkında soruşturma açılmadığı için kaydı silinen dinlemelerin 12 bin 858 olduğunu öğreniyoruz. Öğreniyoruz diyorum çünkü dinlemeyi merkezileştirmek için 2006 yılında kurulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın(2) bizler gibi sıradan vatandaşlar açısından tek yararı sanırım bu tür “resmi rakamlara” ulaşabilmek oldu.
Rapordaki veriler yasal dinlemenin “ölçülebilir” hacminin yıllara göre hatırı sayılır ölçüde artış içinde olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin 2008 yılında dinleme kayıtları imha edilenlerin sayısı bir önceki yıla oranla yüzde 83 oranında artmış. Sayıların illere göre dağılımında ise İstanbul ve Diyarbakır ilk sıraları paylaşıyor. İlginç bir karşılaştırma da Ankara ile Hakkâri arasında. Ankara’da bu sayı 35 iken Hakkâri’de 221 kişiye ulaşıyor.
Raporda yer alan veriler aslında dinleme ve izleme faaliyetleri içinde önem kazanan/can yakan türün “içerik takibine” yani “kim, kime ne diyor?” sorusuna yanıt arandığı dinleme türüne ilişkin olduğunu ortaya koyuyor. Adına teknik takip deniyor(3) ve mesajları taşıyan kanala girerek gerçekleşiyor. Hatırlanırsa “posta güvercinleri” mektup trafiğindeki boşlukları gidermek üzere düşünülmüştü. Günümüzde ise bu tür ilkel yöntemler (bunlara Usame Bin Laden’in yöntemleri de deniyor) modernin panzehiri haline geldi. Modernle yarışmak büyük paralar gerektiriyor ve geride fazla iz bırakıyor. Bu nedenle kişisel ölçekli modern takip kurumsal takip karşısında oldukça amatör kalıyor.
Diğer dinleme türlerini de “kim, kiminle ne zaman iletişim kuruyor?” sorusuna yanıtlamaya dönük “Trafik takibi” ile “kim nerede, kiminle beraber bulunuyor?”sorusuna yanıt arayan “Konum belirleme” ya da konum takibi olarak tanımlanıyor.
Bu arada, arkadaşım Önder Özdemir’in bu köşedeki “Cep telefonu kullananlar için hayati dersler” başlıklı yazısında cep telefonu ile konuşurken dikkatimizi çektiği derslere benzer dersleri, kişisel dinlenmeye karşı derslerle takviye etmek isteyenlerin Raporun 49. ve 50. sayfalarına bakmalarını tavsiye ediyorum.
Günümüz siyaset stratejisinin temel uygulamalarından biri olarak dinleme
Yasa dışı dinleme/takip, sosyolojik araştırmaya oldukça kapalı bir alan. Açıldığı durumlar ise oldukça nadir ve nadiren ortaya çıkan “özel” birine bağlı. Hatırlanacağı gibi uluslar arası düzeyde, dünyadaki bütün telefon, faks, telsiz, SMS ve elektronik posta iletişimini dinlediği iddia edilen “dev kulak” Echelon’un varlığı, yıllarca ABD tarafından reddedilmişti. Resmi olarak Echelon’un varlığı ancak 1999 yılında Avustralya Canberra’daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü (DSD) Başkanı Martin Brady’nin yaptığı açıklamayla gün ışığına çıkmıştı.
Dahası bu kapalılığı içerden yapılan bu tür girişimlere oranla dışarıdan zorlayarak aşmak daha da güç. Belki biraz aralamaktan söz edebiliriz. Sosyolojik araştırmada bu tür dışarıdan girişimler, zorlamalar “veri madenciliği” olarak adlandırılıyor. Kısaca tanımlamak gerekirse yöntem, araştırmacının konuyla ilgili raporlarda, belgelerde, açıklamalarda yer alan verileri anlamlı bir çıktı üretecek biçimde bir araya getirmesine dayanıyor.
Yasa dışı dinlemenin günümüz siyaset stratejisinin temel uygulamalarından biri olarak ne işlev gördüğünü ve bu işlevin, siyasetin yapısal dönüşümünde neyin habercisi olabileceğini anlamlandırmak için İletişim Özgürlüğüne Müdahale Raporu’nda veri kazıcılığına giriştiğimizde üç ilginç olayla karşılaşıyoruz:
1. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın talebi üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2007 tarih ve 2007/2084 karar sayı ile Türkiye’deki tüm telefon, cep telefonu, internet vb. haberleşme araçlarının izlenmesi için yetki vermesi. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) da bu karara uyarak üç aylık dönem için izleme kayıtlarını anlık olarak Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na iletmesi.
2. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, benzer bir taleple Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yetki verdiği ve üçer aylık dönemlerde yeni kararlar ile MİT’in bu tür izleme faaliyetlerini sürdürdüğünün ortaya çıkması.
3. Jandarma Genel Komutanlığı’nın 15 Kasım 2007 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden aldığı aynı kapsamdaki izleme yetkisinin bu kez TİB’in itirazı ve Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından iptal edilmesi.
TİB kurulmadan önce dinlemeye ilişkin faaliyetlerde üç “resmi” kurum öne çıkmaktadır: MİT, Jandarma ve Emniyet. 2006 yılında TİB’in kurulup, dinlemenin merkezileşmesi yani tek elden yürütülmesi gerçekleşince, bu üç kurumun daha önceden doğrudan yaptıkları dinleme işlemleri TİB üzerinden gerçekleşmeye başlamıştır. Başbakanlığa bağlı olarak yapılandırılan TİB ile Millî İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın idari eklemlenmesi ise bu kurumların ilgili birimlerinden birer temsilcinin TİB’de bulundurulmasıyla “çözümlenmiştir”.
Dinleme konusunda yeni siyasal yapılanmaya ilişkin bu kısa açıklamadan sonra, sözünü ettiğimiz üç olayı, “siyasetin devletsizleştirilmesi” bağlamında anlamlandırmaya geçebiliriz. Siyasetin devletsizleştirilmesini, resmi devlet aygıtının (ordu-bürokrasi) önceliğini veri kabul eden bir anlayıştan resmi – yarı kamusal – hükümet dışı örgütler arasında (medyanın taşeronluğunda) değişik düzen ve biçimlerde ortaklıklar kurulması şeklinde açıklayabiliriz. Bu ortaklıklar, gruplaşmalar niteliğindedir ve siyasetin stratejisinin belirlenmesi mücadelesinde hangi gruplaşmaların söz sahibi olacağını, iktidarı oluşturacağını belirlemek üzerine yapılanmışlardır.
İlk olayda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın talebi üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Türkiye’deki tüm telefon, cep telefonu, internet vb. haberleşme araçlarının izlenmesi için yetki vermesi, 25 Nisan 2007 tarihlidir. Dikkat edilirse bu tarih 22 Temmuz 2007 Genel Seçimi öncesindeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin “yürütmenin demokratik denetiminin olanaksız hale geldiği” tartışmalarıyla kilitlendiği bir dönemde, Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı Seçimi iptali ile ilgili kararını açıkladıktan bir gün sonrasıdır. Yine bu tarihten iki gün sonra, yani 27 Nisan 2007 gecesi, TSK’nın internet sitesine (www.tsk.mil.tr) gece yarısı konan bildiri, kısa zamanda yoğunlaşan cep telefonu ve e-posta trafiğiyle yayılmıştır. Emniyet acaba hangi trafiğin peşindedir?
TİB’in birinci ve ikici olayda dinleme isteminin geldiği kurumlarla “ortaklık”, üçüncü olayda dinleme isteminin geldiği kurumla “karşıtlık” ilişkisi, son dönemde yargının siyasallaşması ve TİB baskını, Adalet Bakanlığı’nın baskını yapan hâkime acil soruşturma açtırması ile yan yana konduğunda “devlet kurumları birbirini dinliyor” yakınmasının aslında bu yapısal dönüşümün sancıları olduğunu göstermektedir. Birbiri ardına patlayan haberler, kurumlar içinde ve arasında gruplaşmalar temelinde bir cepheleşme, ortaklık için safların belirginleşmesi ve siyasal iktidar mücadelesinin şiddetlenme evresine girildiğini göstermektedir.
Sonuç yerine:
Sonuçta bu evreye gelinmiş olması devleti, “siyaset” üstü bir yapı olarak kavramsallaştıran, konumlandıran liberal geleneğin doğrularının, toplumsal gerçekliğin uygulama alanında çöktüğü anlamına gelmektedir. Devlet, siyasal mücadele alanının doğrudan içindedir, mücadelenin kendisidir; dolayısıyla içinde yaşadığımız bu günler, geçmişte tanıklık edemedikleri için bu bilgiyi edinememiş kuşaklar açısından bir fırsat sunmuştur. Ancak, bu fırsatı egemen ideolojinin kendi için bir fırsata dönüştürme gücü ve bunun için de egemen medya dolayımı ile yeterli olanakları bulunmaktadır: Yaygın korku durumunu, bireysel düzeyde “dinleniyorum” paranoyasına ya da toplumsal bir krize dönüştürmek. Kriz, dinlenme korkusu ve buna karşı bireysel çapta alınacak önlemler, bilişim teknolojilerinin “toptan/büyük alıcı” kısmı yanında “perakende” kısmında da önemli bir gelir olanağı anlamına gelmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, dinleyenin gücü ağı organize etme gücü kadar bu enformasyonu “siyaseten” bir yarara (tayin, sürgün, işten çıkarma, gözaltı, siyasi şantaj vb.) dönüştürme yeteneğine/gücüne de bağlıdır. Bunun ön koşulu ise siyasetin devletsizleşmeye başladığı bir ortamda iktidar olmaktır.

(1) Headrick, R. Daniel (2002), Enformasyon Çağı, Akıl ve Devrim Çağında Bilgi Teknolojileri 1700-1850, İstanbul: Kitap Yayınevi, s. 201-216.
(2) Ulaştırma Bakanlığı altında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na bağlı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) “yasal” telefon dinlemelerinin koordinasyonundan sorumlu olan kurum. TİB, 23 Temmuz 2006 tarihinden itibaren ilgili mevzuatın öngördüğü şekilde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilmesi, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması işlemlerini tek merkezden yürütmeye başlamış olup, söz konusu işlemleri yapma yetkisine sahip Başkanlık dışında başka bir kurum bulunmamaktadır.
(3)Teknik takip yönteminde, şüpheli telefon numaralarıyla hangi numaralarla görüşme yapıldığı takip edilerek, görüşmenin saat ve tarih bilgilerine ait doküman hazırlanıyor. Bu yöntemle, telefon görüşmesinin içeriğini dinlemeyen servis elemanları, gerekli bulgu ve şüpheler üzerine dinleme kararı alıyor. Dinleme işlemi için de ilgili makamın iznini alan ekipler, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapıyor. Hedefteki telefonla yapılan tüm görüşmelerin ses kaydını alan ekipler, ayrıca konuşmaların dökümü ve ayrıntı bilgileri hakkında da rapor hazırlıyor. Bu arada, aynı yöntemle aranan kişi ya da kişilerin yerlerini, cep telefonu sinyalleri sayesinde tespit eden ekipler, GSM şirketlerinin kayıtlarındaki bilgilerle de geçmişe yönelik verilere ulaşabiliyor.

e-Gözaltı: Yasa dışı dinleme ve yeni iletişim teknolojileri – Nurcan Törenli /sendika.org

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Danstan Sonra – Leo Tolstoy | Rastlantılar bir insanın hayatını ne kadar değiştirebilir?

“Yani sen diyorsun ki, insan neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez, her şey çevredir, çevre insana baskın çıkar, fakat ben...

Kapat