Cemal Süreya’nın “İnsan Nasıl İnsan Oldu” Kitabı üzerine düşünceleri

Uygarlığın kazançları, bireylerin değil, toplumsal hayatın yarattığı, kuşaktan kuşağa devredilen atılım güçleriyle yaratılmış kazançlardır. “İnsan yalnız olsaydı hayvan olarak kalırdı. Kültürü ve bilimi tek insan değil, milyonların emeğine dayanan insan toplumu yaratmıştır.”

“Yeryuvarlağı büyük bir kitap gibi ayaklarımızın altında duruyor. Yer kabuğunu meydana getiren tabakalar, her tortul tabaka, bir kitap sayfası gibidir.” İki Sovyet bilim adamının, M. İlin ile E. Segal’in hazırladığı İnsan Nasıl İnsan Oldu adlı yapıt bu sözlerle başlıyor. M. İlin ve E. Segal, bu kitabın ilk sayfalarından başlayarak insanın doğa içindeki serüvenini bugüne dek getiriyorlar: insanın insanlaşmasındaki evreler, insanın doğayla, insanın insanla savaşı; insanın yarattığı ortak kültür; toplumların yapı ve düzenindeki değişmeler, rahat, herkesin anlayabileceği yalın bir dille anlatılmış. Kitabı Rusçadan Ahmet Zekeriya çevirmiş.

İnsan Nasıl İnsan Oldu’daki ana düşünceyi şöyle özetleyebiliriz:

Acaba insanın evrimi nasıl olmuştur, hangi “mekanizma” içinde işlemiştir? Gerçekte, insanın kendisi de, hayat koşulları da tarih boyunca değişegelmiştir. Evrim sırasında kazanılmış özellikler kuşaktan kuşağa geçerken hep tarihsel ilerlemenin sürekliliğini sağlayabilecek biçimlere bürünmüştür.

Yani kazanılmış özelliklerin belli bir yönü var. Ama bu durum kalıtımın etkileri dışında meydana geliyorsa o belirliliği nasıl açıklayacağız? Şöyle: insan toplumunun ilk kez ortaya çıkışıyla beliren yeni bir biçimle, maddi ve manevi kültürün dış olgularına bürünmüş yeni bir biçimiyle.

İnsanın doğa içindeki eylemi, hayvanınkinden ayrı olarak, yaratıcı, üretici bir yön taşımaktadır. İnsanı hayvandan ayıran belli başlı bir eylem var: “emek”.

İnsan kendini sadece doğaya uyarlamakla yetinmez. Gereksinimlerine göre, evrimin süreci içinde, değiştirir de onu. Kısaca, her insan kuşağı, daha önceki kuşakların yarattıkları bir nesneler ve olgular dünyası içinde işe başlamaktadır. Kendisi de çalışmaya, üretime, toplumsal hayatın türlü uğraşlarına katılarak bu zenginlikleri temsil eder. Bu dünyada belirlenmiş, billurlaşmış insani tavırları geliştirir. Uygarlığın kazançları, bireylerin değil, toplumsal hayatın yarattığı, kuşaktan kuşağa devredilen atılım güçleriyle yaratılmış kazançlardır. “İnsan yalnız olsaydı hayvan olarak kalırdı. Kültürü ve bilimi tek insan değil, milyonların emeğine dayanan insan toplumu yaratmıştır.”

Alet insani yaratışların temel çizgilerini en açık, en somut biçimde taşıyan maddi kültürün ürünüdür. Yalnızca belli bir biçim, belli fizik özellikler taşıyan bir nesne değildir alet. Aynı zamanda toplumsal bir nesnedir, tarih içinde uygulanmış çalışmaları da içerir. Toplumsal ve ülküsel çizgilerin varlığı bunları hayvanların kullandıkları aletlerden ayırır. “Görevleri biriktiren” bir nitelik vardır insanların yaptıkları aletlerde.

İnsan Nasıl İnsan Oldu, yalnızca antropoloji ya da sosyoloji üstüne bir kitap değil elbet. İnsanlığın serüvenini anlatan bir tarih yapıtı. Öykülerle tatlanmış tarih-antropoloji-sosyoloji karışımı birleşik bir yapıt. Bir deneme, günümüzde çok okunan bilim-kurgu yapıtlarından da daha ilginç, daha coşkulu. En çetrefil sorunlar herkesin anlayabileceği bir anlatımla, sonsuz yalınlaştırılarak verilmiş. Roman gibi okunuyor, öykü gibi.

8 Aralık 1975
Cemal Süreya

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Durum “Feci Ama Ciddi Değil!” – Slavoj Zizek

Birinci Dünya Savaşı’nın ortalarında bir zaman, Alman ve Avusturya ordu karargahları arasında cereyan eden bir telgraflaşmaya dair bir anektod nakledilir....

Kapat