Tara Mamedova “Ax” Adlı Albümü ve Stüdyo Kayıtları

Oyuncu ve müzisyen olan Tara Mamedova, Rusya’da yaşadığı yıllarda Moskova’da birçok tiyatro grubunda oyunlar oynadı. Sanatçı bir annenin kızı olan Mamedova daha sonra Paris’te muzik hayatına devam etti. Kürt etno – caz müziği üzerine denemeler çalışmalar yaptı. Kürtçe, Rusça, Fransızca ve Türkçe dilleri bilen ve bu dillerde şarkılar söyleyen Mamedova temel olarak Kürt müziği alanında çalışmalar yapıyor. Aynı zamanda söz yazarı olan ve yazdıklarını besteleyen Mamedova albümünde yer alan bir çok şarkının da mimarı.


Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

Tara Mamedova: “1983’de Kırgızistan Orta Asya’da doğdum. Ailem 100 yıl önce Ağrı Doğubayazıt’tan Ermenistan’a oradan da Orta Asya’ya göç etmiş, 1983’de ise Sovyetler Birliği’nin yıkımı ile Rusya’daki ufacık bir köye göç etmek zorunda kalmışız. Bizim dışımızda herkesin gidebileceği bir yer varken, biz Kürtlerin gidebileceği bir ülke yoktu. Bu yüzden de en çok acı çeken halk yine biz olduk. Trenlerle Rusya’ya geldiğimizde Ruslar da Kürtleri ülkelerinde istemiyorlardı. Okumuş ve aydın Kürtler dışlanmışlığa karşı isyan başlattılar. En sonunda Rusya, Kürtlere yaşayabilecekleri bir yer vermek zorunda kaldı. Köy bile denemeyecek kadar küçük, kışın ulaşımı çok zor olan bir yere gönderildik. Kırgızistan’dayken üniversiteye giden, doktor ve mühendis Kürtler Rusya’daki küçük ve gelişmemiş köylerde hayvancılıkla geçinmek zorunda kaldılar. Kürtler için en büyük problem aslında yaşadıkları coğrafyanın değişmesiydi. Dağlardan, ovalardan, yeşillikten kopmak zorunda kaldılar. Ben Kırgızistan’dayken müzik okuluna gidiyordum, piyano dersi alıyordum. Oraya gidince bunlardan mahrum kaldım. Rusya’daki bu köylere taşındıktan sonra aylarca makarna yemek zorunda kaldık. Çok zor zamanlar geçirdik. Annem göz yaşlarını saklardı. Annem öğretmendir. Kırgızistan’da aldığımız eğitimle Rusya’daki farklıydı. Annem, okuldan geri kalmamamız için beni ve kardeşlerimi evde eğitirdi. Abilerim benden çok büyüktür. Onlar Kırgızistan’dayken Üniversiteye gidiyorlardı, Rusya’da eğitim hayatları sona erdi ve aileyi geçindirmek için çalışmaya başladılar. Annem, köyde öğretmen oldu, çok sıcak kanlı olduğu için Ruslar onu çok sevdiler. Bizim de bu sayede yavaş yavaş durumumuz düzelmeye başladı.”

“Belki savaş yerine müziği daha çok konuşursak birbirimizi daha çok severiz”

Kürtçe sözlerle caz, blues ve klasik müziği birleştiren ilk Kürt şarkıcı siz misiniz?
Hayır, ilk değilim. Yine de yeni bir şey yaptığıma inanıyorum. Kürt müziğinde daha önce böyle şeyler denendi. Ben kendi müziğimi caz ya da blues olarak tanımlayamam. Daha çok etnik modern pop yaptığımı düşünüyorum. İki yıl önce İstanbul ’a underground müziğini tanımaya gelmiştim. Buradaki sokak müzisyenleriyle orta doğu müziğini öğrendim. Bundan önce hep klasik Kürt müziği ile ilgiliydim. Türkiye ’de Türk ve Laz müziğini tanıma imkanı buldum. Sonra Paris’e gittim ve orada caz ve blues müzisyenleri ile tanışma fırsatı elde ettim.

Paris’e gitmenizin sebebi nedir?
21 yaşında Moskova’da yaşıyorken müzik eğitimim için Paris’e gitmeye karar verdim. Ben hayatım boyunca hep yenilik arayışı içinde oldum, yeni kültürler tanımayı severim. Paris’te ilk başta çok zorlandım, Fransızca bilmiyordum ve yapayalnızdım. Fransızca öğrenebilmek için her türlü işi yaptım. Dilimi geliştirince daha çok para kazanabildim. Bu sayede yalnızca müzik üzerine yoğunlaşma fırsatı yakalamış oldum. Müzik alanında pek çok ödül kazandım. Paris’te tamamen Fransız çevresindeydim ve yıllarca Kürtlerden koptum. Kürt gençleri ne yazık ki kendilerini geliştirmek konusunda biraz eksik, bu beni yavaş yavaş onlardan uzaklaştırdı. Kürt toplumunda yetenekli, genç bir kadın olarak ayakta kalmak çok zor. Evet, Kürtlerden koptum ve bundan pişman değilim. Kendimi geliştirmek için bunu yapmak zorundaydım. Yeterince geliştiğime inanınca ülkeme, dilime özlem duymaya başladım, insanlarımı görmek istedim; çünkü aslında her zaman ülkeme, dilime çok bağlıydım.

Caz, blues ve klasik müziğe olan ilginiz nasıl başladı?
Paris’te yaşıyorken her hafta bir caz dinletisine giderdim. Gidegele artık sahne alan gruplar da beni tanımaya başlamışlardı. Bir gün o gruplarından biri yanıma gelip beni tanımak istedi. Onlara kendimi tanlattım ve müzisyen olduğumu anlattım. Bana yardımcı olmaya karar verdiler ve onların grubunda solist olarak çalışmaya başladım. Onlar caz ve blues müzisyenleri olduğu için ben de bir süre sonra bu müzik türüne ilgi duymaya başladım. Onlardan çok şey öğrendim. Hiçbir zaman tam bir caz şarkıcısı olmadım; çünkü müziğime etnik ögeler katmaktan hoşlanıyordum. Yıllar içinde, farklı müzik türleri arasında sentez yapmaktan hoşlandığımı fark ettim.

Hayatınızın büyük bir bölümünü Rusya ve Fransa’da geçirmiş olmanıza rağmen, albümünüz yalnızca Kürtçe şarkılardan oluşuyor. Bunun sebebi nedir?
Milliyetçilik yapmıyorum, her dilde şarkı söylemekten hoşlanıyorum; fakat bu ve bundan sonraki tüm albümlerim Kürtçe şarkılardan oluşacak; çünkü Kürtçenin bize ihtiyacı olduğu gibi bizim de Kürtçeye ihtiyacımız var. Benim kendimi ve hislerimi en iyi anlatabildiğim dil Kürtçe. Kürt halkının kendi dilinde müzik dinlemeye ihtiyacı var. Kendi dilimle tanınmak istiyorum. Birçok Kürt şarkıcı daha çok meşhur olabilmek adına sanki Kürtçenin bir eksikliği varmış gibi Türkçe veya İngilizce şarkı söylüyor. Ben bir Kürt olarak öncelikle Kürtçe şarkılarımla tanınmak istiyorum.

Albümünüzde Kürtçenin üç lehçesine ek olarak Zaza’ca da bir şarkı var. Bunun sebebi nedir?
Zaza’ca İtalyancaya benziyor ve tınısı müziğe çok yakışıyor. Tüm Kürtçe lehçelerinin ayrı bir güzelliği olduğuna inanıyorum. Kimisinin melodik bir dili var, kimisinin bende manevi değeri var. Her lehçeyi konuşan Kürtlerin beni anlamasını ve müziğimde kendilerinden bir şeyler bulmasını istiyorum. Sorani lehçesinde Karim Kaban’ın yazdığı ‘Wesêtim’ şarkısını hayatını kaybeden arkadaşım Elenya’nın anısına okudum; çünkü o hep bu şarkıyı söylerdi. Kurmanci lehçesindeki şarkılarımı da aşk, göçler, toprak özlemi üzerine yazdım. ‘Çiroka Çûk û Gulê’(Kuş ve Gülün Öyküsü) adlı şarkımda ise Rus halk müziği ezgilerini kullandım.

‘Lo Lawo’ ve ‘Cano’ adlı şarkılarınızda, kadının ağzından aşkı anlatıyorsunuz. Bu Kürt müziğinde sık rastlanır bir durum mu?
Hayır, pek değil. Biz ataerkil bir toplumuz. Bizim kadınlarımız çekingendir, duygularını bastırmaya alışıktır. Bir erkeğin gözünden, dudağından bahsetmesi ayıplanır. Ben duygularım neyse onu anlatmak istedim. Bu şarkılarımı da kocam için yazdım. Bence kadınlar özgür bir şekilde aşkını, isyanını anlatabilmeli.

Albümün produktörlüğünü ve aranjörlüğünü üstlenen Hakan Akay, pek çok Kürt şarkıcının da aranjörlüğünü yapmış bir isim. Onunla çalışmak nasıldı?
Sadece onun beni anlatabileceğinden emindim. Kürt ezgilerini en iyi şekilde şarkılarıma aktarabildiğimize inanıyorum. Tüm duygularımı çekinmeden müziğime aktarabildim.

Türkçe konuşmayı nerede öğrendiniz?
Türkçeyi Türkiye’de değil, Avrupa’da yaşayan Türkiye Kürtlerinden öğrendim.

Türk ve Kürt müziğini birbirine benzetiyor musunuz?
Evet, çünkü iki halk yıllardır iç içe yaşıyorlar bu yüzden çok fazla benzerlik var; fakat diller çok farklı olduğu için müzikteki tınıları da çok farklı. Ayrıca Kürt ve Türk şarkılarının duyguları birbirinden çok farklı, Kürt şarkıları daha çok hüzün içerir. İran ve Kürt müziğini birbirine daha yakın buluyorum.

Paris’te de Kürtçe şarkılar söylemiş biri olarak, sizce Kürt müziğinin dünyadaki yeri nedir?
Kendini gösterme fırsatı ve cesareti bulamamış bir toplum. Fransa’da Kürtçe şarkı söylediğimde insanlar Türkçe veya Arapça söylediğimi zannediyorlardı; fakat artık kendimiz tanıtmak için daha çok fırsatımız olduğuna inanıyorum. Yeni neslin önü açık.

Türkiye’de konser vermeyi düşünüyor musunuz?
Evet, Türkiye’de albüm tanıtım konseri eylül ayında Jolly Joker’de gerçekleşecek. Öncelikle Türk halkının kalbini kazanmak istiyorum; çünkü burası benim de ülkem ve halkım burada yaşıyor. İnsan kendi ülkesindeki insanların kalbini kazanabilirse, herkesin kalbini kazanabilir. Türkiye’deki Türklerin, Kürtlerin, Lazların müziğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum; çünkü bu ülkede bir türlü savaşlar bitmedi, hâlbuki burası bence sanat ülkesi olmalı. Belki savaş yerine müziği daha çok konuşursak birbirimizi daha çok sever ve kenetleniriz.

Kaynak: Radikal, 2014

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz