Gündüz Vassaf: Ezilenler arasında en az delilerle ilgileniriz!..

Gündüz VassafOrtaçağda, delilerin, toplumdaki en üstün gücün -Tanrı’nın- bile artık etkileyemediği başka güçlerin etkisi altında olduğuna inanılırdı. Açıkça söylenemiyordu ama, delilik, kurulu düzen hiyerarşisi içinde en büyük güce eşit bir güç sayılıyordu. Ne var ki aydınlanma çağından, sanayi devrimi ve pozitivizmden sonra delilik, soğuk algınlığıyla, apandisit iltihaplanmasıyla, kızamıkla aynı kategoriye yerleştirildi.

Devamı…Gündüz Vassaf: Ezilenler arasında en az delilerle ilgileniriz!..

Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi: Amerikan Psikiyatrisinin Sanayileşmesi – John Zerzan

John ZerzanStres, yalnızlık, bunalım, sıkıntı; bunların tümü günlük yaşamdaki çılgınlıklardır. Giderek devasa boyutlara ulaşan mutsuzluk, içten içe de olsa beraberinde, her şeyin farklı olabileceği düşüncesini getirmektedir. Teknolojik toplumda, bu yabancılaşma ve bunalım çölünde, herhangi bir sevinç kırıntısı kalmış mıdır? Akıl sağlığı uzmanları, sadece yüzde yirmimizin psiko-patolojik semptımlar sergilemediğini belirtmektedir. Yani, ciddi biçimde sağlıksız bir toplumun kronik ruhsal sefaletiyle belirlenen bir “normallik patolojisi” sergiliyoruz.

Devamı…Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi: Amerikan Psikiyatrisinin Sanayileşmesi – John Zerzan

Irkçılık ve Psikiyatri, Bir Gözden Geçirme – Dr. Kemal Sayar & Dr. Sefa Saygılı*

Bazı psikanalistlere göre kendi kişisel yetersizliklerimiz için bir günah keçisi aradığımızda ‘yabancıyı icad ederiz. Her toplumun kendi davranış ve inançlarına ilişkin bir kurallar bütünü vardır. Kendi grubumuzu nasıl tanımladığımız kimi bu grubun dışında tuttuğumuz ile yakından ilgilidir. Yabancı bizim grubumuzun ve kurallar bütünümüzün dışında tuttuğumuz insandır ve farklı olduğu için bizim statükomuzu tehdit ettiğini düşünürüz. Kendimiz için kabul edilemez bulduğumuz dürtüleri yabancıya yansıtırız. ‘Eğer onlar olmasaydı bir temiz ve saf olacaktık; onlar şiddet, delilik ve seks ile bizi kirletiyorlar’ diye düşünebiliriz Jordan 1968). Irkçılık doktirininin zemininde kültürel etkenler kadar bu psikolojik düzenek de yer alır. Ancak ırk önyargısı ile ırkçılığı birbirinden ayırmak gerekir. Irk önyargısı yanlış ve katı bir genellemeye bağlı antipatidir ancak ırkçılık bir doktrin veya ideolojidir. Dolayısıyla ırkçılığı tanımlayan, bir kişi veya kurumun dışa vuran davranışıdır. Bu yazıda psikiyatri ve ırkçılık ilişkisini de ele alacağız.

Devamı…Irkçılık ve Psikiyatri, Bir Gözden Geçirme – Dr. Kemal Sayar & Dr. Sefa Saygılı*

Deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine yolculuk (II): Stanford Hapishane deneyi

Phillip Zimbardo, kendi deyimiyle “iyi insanları kötü yerlere koyduğunuzda” neler olacağını merak ediyordu. Çevremizden ne ölçüde etkileniyorduk? İçsel özelliklerimiz, örneğin inançlarımız ya da tutumlarımız, bazı durumlardan sıyrılmamızda ve çevresel etkenler ne olursa olsun kendi yolumuzda ilerlememizde ne derece etkindi? Bu sorularla yola çıkan Zimbardo, cevapları bulabilmek amacıyla sonradan Psikoloji literatüründe bir kilometre taşı olacak olan meşhur deneyini tasarladı.
II. Stanford Hapishane deneyi: sosyal statünün insan yaşımı üzerindeki etkisi

Devamı…Deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine yolculuk (II): Stanford Hapishane deneyi

Paolo Freire ve “Ezilenlerin Pedagojisi” – Nuri Ersoy

Brezilyalı bir eğitimci olan Friere (1921-1997) alt-orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi, ancak ailesinin ekonomik durumunun giderek kötüye gitmesi nedeniyle yoksullukla küçük yaşta tanıştı. Hukuk, felsefe ve dil psikolojisi okudu. Baro sınavlarını verdikten sonra avukatlığı bırakarak ortaokullarda Portekizce öğretmenliği yapmaya başladı. 1946’da Brezilya’nın yoksul kuzey eyaletlerinden biri olan Pernambuco’da Eğitim ve Kültür Bakanlığı Sosyal Hizmetler Direktörü olarak çalışmaya başladı. Bu görevi sırasında yoksullarla ilgili edindiği deneyimler yoksulların eğitimi ve ihtiyaçlarına ilişkin düşüncelerinin temelini oluşturdu. 1961’de Recife Üniversitesi’nde Kültürel (Açık) Eğitim Bölümü’ne müdür olarak atandı. Burada kendi görüşlerini uygulamaya koymak için uygun bir fırsat buldu. 45 günde 300 tarım işçisine okuma-yazma öğretmesi sayesinde Brezilya hükümeti ülke çapında benzer ilkelerle çalışan binlerce kültür merkezi kurdurdu. 1964’deki askeri darbe sonrasında tutuklanıp sürgün edildi. 15 yılı sürgünde geçti. 1967’de ilk kitabı Bir Özgürleşme Pratiği Olarak Eğitim (Education as the Practice of Freedom), 1968’de ise Ezilenlerin Pedagojisi yayınlandı.

Devamı…Paolo Freire ve “Ezilenlerin Pedagojisi” – Nuri Ersoy

Psikiyatriyi şiddet ile sarsan politik damar Franstz Fanon ve Yeryüzünün Lanetlileri

Fanon omurilik lösemisine yakalandığını farkettiği ve sonrasında bir yıllık ömrü kaldığı, bir -o dönemde- tedavisi olmadığını bildiği bir hastalığa mahkûm olduğunu öğrendiği yıl son kitabı Yeryüzünün Lanetlileri’ni yazdı. Militan bir düşünür olarak tarihte yerini alan Fanon, sömürgeciliğin sömürge halkı üzerindeki psikolojik sonuçlarını, ekonomik, politik ve kültürel tahakkümün tahakküm altındaki kişi üzerindeki etkileri üzerine çalıştı. Bir psikiyatrist olarak şiddeti başlı başına bir amaç haline getirmemekle beraber sömürüye karşı zorunlu olarak geçilecek bir yer olarak gördü. İktidarın kitleleri sindirmeye yönelik sistematik bir şekilde salgıladığı şiddet ve baskıya karşı ezilenlerin karşı şiddetti ile toplumun korkusuzlaşarak özgürleştirdiğini ileri sürdü. Sartre, bu tezini, kitabına  yazdığı  bir önsöz ile doğrudan destekledi.

Devamı…Psikiyatriyi şiddet ile sarsan politik damar Franstz Fanon ve Yeryüzünün Lanetlileri

Psikiyatrist Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” Kitabı İçin Önsöz – Jean-Paul Sartre

İsmail Beşikçi: Frantz Fanon, sömürgeciliğin sömürge insanının ruhsal yapısını nasıl biçimlendirdiğini anlatmaya çalışmaktadır. Siyasal ve ideolojik çabaların sürdürülmesi gerektiğini de vurgulamaktadır. Şöyle demektedir: İşte böyle bir süreçte herhangi bir militanı örgüte kazandırdığınız zaman ve bu insan düşmana karşı ilk kurşunu sıktığı zaman, ilk önce kendisini öldürür. İlk kurşunla birlikte militanın köle kişiliği, ezik kişiliği ölür. İlk kurşun bunları öldürür. İnsan ilk kurşunla birlikte yeniden doğar. Yepyeni bir insan olarak doğar: Bu, artık kendine, ailesine, akrabalarına, halkına güven duyan bir kişidir. Yarınına, geleceğine güvenir. Gelecekten beklentileri vardır. Kendini, düşmanın karşısında olağanüstü derecede küçümsemez. Düşmanını olağanüstü derecede büyük görmez, her şeyi yerli yerinde görmeye çalışır. Dostunu düşmanını ayırt eder…

Devamı…Psikiyatrist Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” Kitabı İçin Önsöz – Jean-Paul Sartre

Düş ve akla, bilime, insanın üstün kuvvetine karşı bir düşman; Gizlicilik – Sigmund Freud

Bayanlar, baylar; bugün, bizi görünüşü göz alıcı bir noktaya götürecek olan dar bir patikaya gireceğiz.
Düşün gizlicilik’le (occultisme) bağlantıları olduğundan söz etmekle, sizi pek fazla hayrette bırakmayacağımı sanıyorum. Düş çoğu zaman mistik dünyaya açılan bir kapı sayılmıştr ve bugün de çok kimse onu bir gizli şeyler bilgisi olarak görmektediı. Onu bilimsel araştırmaların konusu alan biz dahi, düş ile karanlık olgular arasında bir ya da birçok bağ bulunduğunu yadsımaya çalışmıyoruz. Mistik, gizli şeyler…
Ne anlıyoruz bu sözcüklerden? Bu iyi tanımlanmamış kavramları kesin adlandırmalar altında gruplamayı denememizi beklemeyiniz. Bundan ne anlaşılmak gerekiyorsa, tümünü genel ve karışık şekilde biliyoruz. Bunda, anlaşılan ve bilimin bizim için kurmuş olduğu sert yasalarla yönetilen dünyadan farklı bir dünya söz konusudur. Gizlicilik (gizli şeyler bilgisi) «gökle yer arasında bizim felsefemizin tasarlayamayacağı bu şeyler»in gerçek varlığını ileri sürmektedir. İyi ama kendimizi Okul’un dar görüşleri ile bağlı tutmaya metince karar verdik, bize akla sığar kılınacak şeylere inanmaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz.

Devamı…Düş ve akla, bilime, insanın üstün kuvvetine karşı bir düşman; Gizlicilik – Sigmund Freud

Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

Sömürgeciliğin, politik tahakkümün ve ırkçılığın psikolojisi üzerine yazanlar Frantz Fanon’un eserlerine sıklıkla atıfta bulunurlar. Türkçeye üç kitabı ve bir biyografisi kazandırılmış olmasına rağmen, Fanon’un ülkemiz psikiyatri ve psikoloji çevrelerinde yeterince tartışılmamış olması ilginçtir. Martinik’te doğan, tıp ve psikiyatri eğitimini Fransa’da tamamlayan ve psikiyatrist olarak Cezayir’de çalışmaya başlayan Fanon (1925-1961) kısa sürede Fransa’nın bölgedeki kolonyal projesine karşı çıkan bir devrimci kimliği edinmiş ve Yeryüzünün Lânetlileri, Siyah Deri/Beyaz Maske gibi çığır açan kitaplarıyla Avrupa-merkezci psikoloji anlayışını, köle-efendi diyalektiğini ve tahakkümün psikolojik arkaplanını yerle bir etmiştir. Freud ve Jung düşüncesindeki etnosantrik unsurlara dikkat çekmiş, kolonizatörlerin psikanaliz ve psikiyatriyi sömürgeleştirme işlemine dayanak kılmasına karşı durmuştur.

Devamı…Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

“Baştan Çıkarma Kuramı” Etrafında Freud’un Yapıtındaki Dış Gerçeklik ve Toplumsallık – Bella Habip

Psikanaliz bireyin kişisel alanının, kamusal olmayan alanının, yani psişenin analizini kapsayan bir pratikse toplumsallığın ve dış gerçekliğin psikanalizle ne ilgisi var diye sorulabilir. Psikanalizin kuramsal yapısının salt bireyin metapsikolojisi üzerine kurulduğunu göz önünde bulundurursak, topluluk olgusunun burada ne işi var diye de sorulabilir.
Freud’un nörofizyolojist araştırmacı olarak çalıştığı laboratuvardan ayrılıp 1885’te aldığı bir bursla Paris’e Charcot’nun yanına staja gidip, daha sonra Viyana’da hekim olarak histeriklerle çalışmaya başlamasından itibaren ruhsal rahatsızlıkların temelinde toplumsallığın izlerini takip ettiğini ileri sürebiliriz. Freud için toplumsal alan psişik alan ile aynı ilgi ve merağı içerir gibiydi. Freud ruhsal hastalıkların etiyolojisini salt psişik aygıtın işleyişindeki kimi tuhaflıklara bağlamıyor, bu tuhaflıkların tetikçisini bir dizi dış etkenle de bağlantılandırıyordu.

Devamı…“Baştan Çıkarma Kuramı” Etrafında Freud’un Yapıtındaki Dış Gerçeklik ve Toplumsallık – Bella Habip

Psikiyatri ve Psikolojinin İdeolojik Kullanımına Dair İki Deneme

I – İdeolojik bir aygıt olarak genetik
Hiç eğip bükmeden, gevelemeden şu soruyu sormalıyız: hayatın bedene bu denli şiddetle mahkum edildiği başka dönemler olmuş muydu? Toplumcu kurtuluş umutlarının toplumların genzine tıkıldığı dönemlerde, pornografinin, hedonist yaşamların çoğaldığı, arsızlaştığı ve handiyse örnek hayatlar haline getirildiği zamanlar biliyoruz. Buna özel yaşamlara yönelmiş röntgenci hazzı ve özel yaşamını sergilemeyle beslenen teşhirciliği de ekleyelim. Tüm hayatı, bedenle, yani yoksulluğu zeka düzeyiyle, mutluluğu beyindeki serotonin miktarıyla, inancı, aşkı, öfkeyi… genetik kod ile gerekçelendirmek ise dünyaya insafsızca kakılmış bir ideolojiye yeni donlar biçmektir. O ideoloji, Reagan-Theacher döneminden beri dünyada, Özal döneminden beri ülkemizde, dışında düşünmenin “gericilik-çağdışılık-dinozorluk” olarak damgalandığı bir ezber yarattı. Özal dönemi, bir de nedir? Bu ideolojinin, yerli distribütörlerinin yaratılma sürecidir.

Devamı…Psikiyatri ve Psikolojinin İdeolojik Kullanımına Dair İki Deneme

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org