Sigmund Freud: Narsizm bir sapıklık değil, kendini koruma içgüdüsünün bencilliği

Narsizm terimi klinik tariften türemiş ve Paul Nacke tarafından 1899′ da, kendi bedenine genellikle cinsel bir nesnenin bedenine davranıldığı gibi davranan, yani kendi bedenine tam bir tatmin elde edene kadar bakan, onu okşayan, seven bir insanın tutumunu tanımlamak üzere seçilmiştir.

Devamı…Sigmund Freud: Narsizm bir sapıklık değil, kendini koruma içgüdüsünün bencilliği

Feminist Teori ve Erkek Şiddeti – Gülnur Savran

siddetErkek şiddeti, hiç kuşkusuz, feminizmin açığa çıkardığı ve politik mücadele konusu haline getirdiği en önemli alanlardan biri. Ne var ki, feminist teoride erkek şiddeti çok çeşitli biçimlerde tartışılıyor. Bu yazının amacı, bu farklı yaklaşımları tüketici bir biçimde taramak ve değerlendirmek değil. Belki de sonda söylenmesi gerekeni en baştan ortaya koymayı göze alarak: Bu yazının amacı, bir “erkek özelliği olarak şiddet” ile erkeklerin kadınlar üzerindeki sistematik şiddeti arasındaki kavramsal ayrımı göz önüne alan bir feminist açıklamanın ipuçlarını yakalamaya çalışmak.

Devamı…Feminist Teori ve Erkek Şiddeti – Gülnur Savran

Tezer Özlü’nün romanlarına psikanalizin penceresinden bakmak – Ayşegül Ergişi

Tezer Özlüİnsanın aradığı düzene kavuşması, mutlu olması olanaklı mıdır? Freud “Uygarlığın Huzursuzluğu” adlı eserinde mutsuz olmanın mutlu olmaktan daha kolay olduğunu söyler (Freud, 2004: 37). Ona göre, mutsuzluğu doğuran faktörlerin üç cephesi vardır; ölüm kaygısı duyan öznenin bedeninden kaynaklanan acı, tüm yıkıcılığıyla dış dünyadan kaynaklanan acı ve sosyal alanda kurduğumuz ilişkilerden kaynaklanan acı. Bu üç faktörden en ezicisi, diğer insanlarla kurulan ilişkilerden doğar. Haz ilkesinin oidipal dönemde otorite baskısıyla gerçeklik ilkesine dönüşmesi gibi toplum içerisinde yaşayan insanın diğerleriyle ilişkisi de törpüleyici bir nitelik gösterir.

Devamı…Tezer Özlü’nün romanlarına psikanalizin penceresinden bakmak – Ayşegül Ergişi

“Benim için bir tablo parçalanmışlıklar bütünüdür” | Psikanalitik Açıdan Pablo Picasso

Ne güzel, geldin, dedi kadın/ Ne yazık ki birazdan çekip gidiyorum, dedi erkek
(Ferit Edgü-İnsanlık Halleri)
Zamanın ve görülebilir olanın birlikteliğinde başlar sanatsal diyalog. Varoluş ile yok oluş arasındaki gelgitlerin kalıcı anlatımlardır sanat, bir hesaplaşmadır kendisiyle ve kendi dışıyla. Picasso’nun bu anlamdaki yeteneği, çocukluğundan beri var olmuştur, psişik yapısının etkisiyle erken bir olgunluk evresine girmiş olduğu söylenebilir. Doğuştan başlayıp onu yıllarca sarsan “Asfiksik travma”, çocukluk döneminin “abandon (terk edilme) nevrozu ve ergenlikle bağlantılı “Anal karakter”, Picasso’nun yaratıcılığında çok büyük rol oynamıştır.Tüm yapıtlarında, yaşadığı deneyleri psikolojik yankılanmalarını görmemek olanaksızdır. Bu konudaki ayrıntılı çalışmalardan giderek Picasso’nun davranışsal dünyasında, onun karakterini temsil eden bellibaşlı üç niteliğin altını çizmek gerekecektir: Çocuksu oyunlara eğilimli kişilik (Ludens); oidinal kişilik (Libidinosus); Çalışkan kişilik (Laboriosus).

Devamı…“Benim için bir tablo parçalanmışlıklar bütünüdür” | Psikanalitik Açıdan Pablo Picasso

Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”una Psikanalitik Bir Yaklaşım – Hilmi Tezgör

oguz-atayTüm kadınlar sonunda annelerine benzerler: Bu onların dramıdır. Erkekler için böyle bir durum asla söz konusu olamaz: Bu da onların dramıdır.” Oscar Wilde

Sigmund Freud ve psikanaliz yüz yılı aşkın bir süredir tartışılıyor. Cinsellik gibi bir kavramı öğretisinin merkezine alan bir düşüncenin yıllardır tartışılıyor olması son derece olağan. Freud ile ilgili tartışılmaz bir gerçek varsa bu, onun 20. yüzyıl edebiyatı üzerindeki büyük etkisi olsa gerek. Age of the Modern and other Literary Essays kitabında bu noktanın altını çizen Harry T. Moore da, “Modern edebiyat üzerindeki hiçbir etki Freud’unki kadar doğrudan olmamıştır” diyor. (23)

Devamı…Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”una Psikanalitik Bir Yaklaşım – Hilmi Tezgör

Bilim kültür adamı Freud’un edebiyatla ilişkisi ve eleştirmenlerin önerdiği psikanalitik okumalar

FREUDYEN OKUMA
Bilinçdışı dünyasının tutkulu kaşifi Sigmund Freud başlığıyla yayınladığımız, Filiz Aygündüz’ün  doğumunun 150. yılı nedeniyle hazırladığı “Freud ve Edebiyat” adlı dosyanın devamı olan ve Freud’u edebiyat ekseninde ele alan bu yazı, edebiyat ilişkisini, onun edebiyattan edebiyatın da ondan nasıl etkilendiğini, psikanalistler, yazarlar ve şairlerden alınan görüşler çerçevesinde işleniyor; İstanbul Psikanaliz Derneği ve Paris Psikanaliz Kurumu üyesi, psikanalist Dr. Talat Parman soruları yanıtlıyor. Bilgi Üniversitesi’nde “Psikanaliz ve Edebiyat”, “Psikanaliz ve Popüler Edebiyat” ve “Kültürel İncelemelerde Psikanalitik Yöntem” dersleri veren Bülent Somay ile Freud-edebiyat ilişkisini konuşuluyor. Yıldız Ecevit Ahmet Oktay Hilmi Yavuz ve Leyla Erbil Freud’un psikanaliz kuramını edebiyatın lezzeti içinde gözden geçireceğiniz eserlerine ışık tutuluyor.

Devamı…Bilim kültür adamı Freud’un edebiyatla ilişkisi ve eleştirmenlerin önerdiği psikanalitik okumalar

Bir olay örgüsü içinde devinen kişilere dayanarak kurulan anlatı, Kafka’da Modernlik

Kafka’nın yapıtlarında çeşitli eleştirmenlerin sıklıkla değindiği unsurlar vardır: modern toplumdaki yabancılaşmayı, köhnemiş Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bürokrasisinin dehşetini, faşizmi ve totalitarizmi anlattığı söylenmiştir. Modernlik kuramlarına başvurduğumuz zaman bu niteliklerin birbirlerinden ayrışık şeyler olmadığını, bütün modern kapitalist sanayi toplumlarına içkin olduğu görürüz. Kafka’nın bütün yapıtlarında birbirinden farklı soyutlamalarla modern toplumun bir sorunsal olarak sürekli yer aldığını, modern hayatın sürekli değişen veçhelerinin negatif bir biçimde temsil edildiğini iddia etmek mümkündür.

Devamı…Bir olay örgüsü içinde devinen kişilere dayanarak kurulan anlatı, Kafka’da Modernlik

Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

1933’te Berlin’de Opera binasının önünde kitapları yakılan Freud, Hitler yönetiminin baskılarına karşın Viyana’yı terk etmemekte ısrar eder. Israrını ise Goethe ile gerekçelendirir. Ona göre Hitler, Almanların utanç kaynağıdır. Goethe gibi bir ozan yetiştiren Avusturya’da Hitler faşizminin tutunması mümkün değildir. Bütün inancına rağmen 1938 yılında 78 yıl yaşadığı Viyana’dan ayrılıp Londra’ya gitmek zorunda kalır.

Devamı…Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

Bilinçöncesinde Bir Gezinti – Florence Guignard |”Her şey her şeyin içindedir”

Burada size psikanaliz kuramlarından söz edeceğim, fakat bunu metapsikolojik kuramların anlamları üzerinde bir düşünce sahibi olma açısından ele alacağım. Çok eski, Freud kadar eski bir psikanaliz kavramından, bilinçöncesinden bahsedeceğim. Bir kavramı düşündüğümüz zaman, o kavramın kuramsal çerçevesi ne olursa olsun bazı sıkıntılarla karşılaşabiliriz, onun etrafında dönüp dolaşabiliriz. Böyle bir kelime oyunu var Fransızca’da: Her şey her şeyin içindedir ve aynı şekilde bunun tersini de söyleyebiliriz. Böyle bir düşünce biçiminden kaçınmak isterim. Unutmayalım ki metapsikolojik kavramlar her zaman için psikanalitik psikoterapi tekniğinin ilerlemesi için bize yardımcı olurlar. Yani “kavram için kavram” değildirler. Bu tıpkı biz muayenehanemizin dışına çıktığımız zaman ikinci bir evrede düşünmemizi, yaşadığımız heyecanları bir biçime sokmamızı sağlayan şeyler gibidir.

Devamı…Bilinçöncesinde Bir Gezinti – Florence Guignard |”Her şey her şeyin içindedir”

Psikanalizin Topluluklara Bakışı – Bella Habip

Psikanalizin topluluklara olan bakışını ele almak 100 yılı aşmış bir psikanaliz geleneğinin ürünlerinden söz etmeyi gerektirdiği gibi, bu alandaki kurucu metinleri de yeniden gündeme getirir. Freud’un 1912 yılında yayımladığı “Totem ve Tabu” ve 1921 yılında yayımladığı, “Kitle psikolojisi ve benliğin analizi” adlı, birey ve topluluk arasındaki ilişkileri derinliğine inceleyen ve kanımca hala güncelliğini muhafaza eden bu iki kurucu metini burada yeniden ele almak istiyorum. Amacım bu metinlerde Freud’un, toplulukların oluşması, sosyalleşme ve liderle kurulan ilişkilerin etrafındaki tesbitlerini zamanımızın sanal, kişisiz, mega topluluklarının ışığında yeniden ele almak ve “imge toplumu” diye de tanımlanan çağımızda, psikanalizin içinden, hem kişi hem de topluluklar üzerine yeniden düşünmek..Bu her iki metinde özellikle altını çizmek istediğim şey, insanı insan yapan ve en temeldeki psişik mekanizma olan “özdeşleşme”yi ele almak ve bu mekanizmanın zamanımızın toplulukları ışığında incelemek.

Devamı…Psikanalizin Topluluklara Bakışı – Bella Habip

Benlik Saygısı, Güçlülük ve Yıkıcı Saldırganlık Hislerine Gelişimsel bir Bakış Açısı – Anna Ornstein

Kohut’un “cinsel ve saldırgan dürtülerin gelişim ve psikopatolojinin itici güçleri olduğu” görüşünü terk etmesinden sonra, psikanalitik kendilik psikolojisi kuramına ait bir gelişim teorisi oluşturmak kaçınılmaz olmuştur. Bu alanda en önemli isimlerden biri olan Michael F. Basch, kendilik patolojisi olan hastaların tedavisinde psikolojik gelişimin anlaşılmasının çok önemli olduğu vurgulamıştır. Ornstein, bu makalede psikanalitik kendilik psikolojisi bakış açısıyla gelişim teorisine bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Benlik saygısı, bireysel güç ve yıkıcı saldırganlığın ortak genetik kökenden geldiklerini göstermeye çalışmıştır. Bu iki durumun davranış olarak sonuçları birbirine karşıt uçlarda yer alsa da her iki durumda infantil büyüklenmeciliğin dönüştürülmesiyle oluşur.

Devamı…Benlik Saygısı, Güçlülük ve Yıkıcı Saldırganlık Hislerine Gelişimsel bir Bakış Açısı – Anna Ornstein

Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

Sömürgeciliğin, politik tahakkümün ve ırkçılığın psikolojisi üzerine yazanlar Frantz Fanon’un eserlerine sıklıkla atıfta bulunurlar. Türkçeye üç kitabı ve bir biyografisi kazandırılmış olmasına rağmen, Fanon’un ülkemiz psikiyatri ve psikoloji çevrelerinde yeterince tartışılmamış olması ilginçtir. Martinik’te doğan, tıp ve psikiyatri eğitimini Fransa’da tamamlayan ve psikiyatrist olarak Cezayir’de çalışmaya başlayan Fanon (1925-1961) kısa sürede Fransa’nın bölgedeki kolonyal projesine karşı çıkan bir devrimci kimliği edinmiş ve Yeryüzünün Lânetlileri, Siyah Deri/Beyaz Maske gibi çığır açan kitaplarıyla Avrupa-merkezci psikoloji anlayışını, köle-efendi diyalektiğini ve tahakkümün psikolojik arkaplanını yerle bir etmiştir. Freud ve Jung düşüncesindeki etnosantrik unsurlara dikkat çekmiş, kolonizatörlerin psikanaliz ve psikiyatriyi sömürgeleştirme işlemine dayanak kılmasına karşı durmuştur.

Devamı…Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

“Baştan Çıkarma Kuramı” Etrafında Freud’un Yapıtındaki Dış Gerçeklik ve Toplumsallık – Bella Habip

Psikanaliz bireyin kişisel alanının, kamusal olmayan alanının, yani psişenin analizini kapsayan bir pratikse toplumsallığın ve dış gerçekliğin psikanalizle ne ilgisi var diye sorulabilir. Psikanalizin kuramsal yapısının salt bireyin metapsikolojisi üzerine kurulduğunu göz önünde bulundurursak, topluluk olgusunun burada ne işi var diye de sorulabilir.
Freud’un nörofizyolojist araştırmacı olarak çalıştığı laboratuvardan ayrılıp 1885’te aldığı bir bursla Paris’e Charcot’nun yanına staja gidip, daha sonra Viyana’da hekim olarak histeriklerle çalışmaya başlamasından itibaren ruhsal rahatsızlıkların temelinde toplumsallığın izlerini takip ettiğini ileri sürebiliriz. Freud için toplumsal alan psişik alan ile aynı ilgi ve merağı içerir gibiydi. Freud ruhsal hastalıkların etiyolojisini salt psişik aygıtın işleyişindeki kimi tuhaflıklara bağlamıyor, bu tuhaflıkların tetikçisini bir dizi dış etkenle de bağlantılandırıyordu.

Devamı…“Baştan Çıkarma Kuramı” Etrafında Freud’un Yapıtındaki Dış Gerçeklik ve Toplumsallık – Bella Habip