İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri Üzerine Ruhbilimsel Deneyler: Milgram Deneyi – Erich Fromm

Boyun Eğmenin Davranışsal Yönden încelenmesi
Stanley milgram’ın Yale Üniversitesi «karşılıklı-etkileşim laboratuvarı»nda yürüttüğü çok ilginç —ve saldırganlık alanında en çok değer verilen deneylerden birisi olan— bir deneyi, «Boyun Eğmenin Davranışsal Yönden încelenmesi»ni ele alalım (S. Milgram, 1963).
Deneye katılan denekler, New Haven ve komşu topluluklardan gelme, yirmi ile elli yaşları arasında kırk erkekti. Denekler gazete ilanı ve doğrudan posta çağrısıyla sağlandı. Çağrıya karşılık verenler, Yale Üniversitesinde bellek ve öğrenmeyle ilgili bir incelemeye katılacaklarına inanıyorlardı. Örnek kümede çok sayıda meslek temsil edilmişti. Tipik denekler, posta memurları, lise öğretmenleri, satıcılar, mühendisler ve işçilerdi. Denekler, eğitim düzeyi yönünden, ilkokulu bitirmemiş birisinden doktora yapmış ve başka mesleki derecelere ulaşmış olanlara kadar değişiyordu. Deneye katıldıkları için deneklere 4,5 dolar ödendi. Bununla birlikte, deneklere, bu ödemenin yalnızca laboratuvara geldikleri için yapıldığı ve gelişlerinden sonra ne olursa olsun paranın kendilerinin olduğu söylendi.

Devamı…İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri Üzerine Ruhbilimsel Deneyler: Milgram Deneyi – Erich Fromm

Dört yüzyıl ileriye bakmayı başarmış bir deha: Leonardo Da Vinci ve Makineleri

Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafından alınıncaya kadar 17 yıl boyunca Milano Dükü için çalıştı. Dük için sadece resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı, aynı zamanda bina, makine ve silah tasarımları yaptı. 1485 – 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanı sıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. 1490 – 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. 1499’da Milano’yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, İlgi alanı geniş olmasından dolayı çoğu eserini yarım bıraktı. İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa’yı  tamamladıktan sonra hiç yanından ayırmadığı, tüm seyahatlerinde yanında taşıdığı rivayet edilir.  Jorge Angel Livraga’nın  “Atlantik Kodeksi” işığında kaleme aldığı makeleyi aşağıdan okuyabilirsiniz.

Devamı…Dört yüzyıl ileriye bakmayı başarmış bir deha: Leonardo Da Vinci ve Makineleri

İnsanla Hayvan Arasında Psikolojik Benzerlik ve Darwin’in Yanılgısı – Cemal Yıldırım

İnsanlar, diğer canlılardan ayrı olduklarına en çok ruhsal (zihinsel ve moral) yetileri bakımından inanmışlardır. Gerçekten canlılar arasında yalnız insanın, biyolojik donanımı dışında kültür ve uygarlık araçları oluşturarak, yaşamını daha zengin ve anlamlı kıldığı görülmektedir. Ancak bu, insanla hayvanın tümüyle birbirinden ayrı iki dünya olduğu demek değildir. İnsanlara üstünlük sağlayan zihinsel yetiler bakımından bile aradaki fark kesin değildir; bir derece farkıdır. İncelemeler insanın çoğu kez kendisine özgü saydığı birçok psikolojik özelliklerin (örneğin, duyumsama, sevme, sezme, düşünme, problem çözme, hatırlama, dikkat etme, araştırma, örnek alma, öykünme, vb.) değişik derece ve biçimlerde hayvanlarda da varolduğunu göstermektedir. Kimi düşünürlerin insana özgü saydığı simge oluşturup kullanma yeteneğinin bile, ilkel biçimlerde de olsa, gelişmişlikte ileri bazı hayvanlarda (örneğin, şempanzelerde) izleri gösterilebilir.

Devamı…İnsanla Hayvan Arasında Psikolojik Benzerlik ve Darwin’in Yanılgısı – Cemal Yıldırım

Düşünce Tarihinde Charles Darwin’in Yeri – Benjamin Farrington

Evrim geniş anlamda üç aşama içermektedir: İnorganik, organik ve insan. İlk aşamada yürürlükte olan yalnızca fizik-kimya yasalarıdır. Uydumuz ay bunun iyi bir örneğidir: Cansız bir yörüngede salt bir devinim.
Sonra, günümüzden yaklaşık iki milyar yıl önce şimdi “dünyamız” dediğimiz yeryüzünde organik aşama başlar. Bu aşamada biyolojik yasalar geçerlidir. Bildiğimiz kadarıyla bitki ve hayvanlardan oluşan bu aşamanın dünyamız dışında izlerine henüz rastlanmamıştır. İnsan öncesi bu dönemde arzın durumunu fosiller üzerindeki incelemelerden öğrenebiliyoruz. Doğanın ileriki kuşaklar için geçmişe ait bazı özellikleri koruma yoluna gittiği anlaşılıyor.
İnsanın ortaya çıktığı üçüncü aşama ne zaman başlamıştır? Araç yapan insana ilişkin izler iki milyon yıl gerilere uzanmaktadır. “Homo sapiens” denen bildiğimiz insanın ise aşağı yukarı otuz bin yıllık geçmişi olduğu söylenebilir, insanın çevresine egemen konumuna gelişi ise on bin yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Canlıların ortaya çıkmasıyla sayısız form ve türlerde deniz, kara ve havada dünyanın her yanına yayılıp serpilmesi hayret verici bir olaydır. Aynı olay insanda daha belirgin olarak göze çarpmaktadır.

Devamı…Düşünce Tarihinde Charles Darwin’in Yeri – Benjamin Farrington

Doğal Seleksiyonun Bilimsel Konumu, Evrim Rastlantı Varyasyonlarla Açıklanabilir mi?

Doğal seleksiyon kavramında yer alan iki temel noktayısı: (1) Yaşam savaşımında daha güçlü veya çevre koşullarına daha uyumlu bireylerin ayıklanmaktan kurtulma ve çoğalma şanslarının daha yüksek olduğu; (2) Tüm canlıların varyasyonlara açık olduğu (Varyasyonların nedenlerine ilişkin bilgilerimizin yetersizliği, varyasyonları beklenmedik ya da raslantı oluşumlar saymaya yol açmıştır). Türlerin oluşumunda başlıca düzeneğin doğal seleksiyon olduğu düşüncesi ister istemez yanıtlaması çok güç bir soruya bizi yöneltmektedir. Doğal seleksiyon bugün de yürürlükte olduğuna göre, yeni türler şimdi de ortaya çıkmakta mıdır? Bu soruyu yanıtlamak kolay değildi. Bir kez, evrim doğal bağlamında doğrudan gözlenebilecek bir olay değildir. Sonra, yeni bir türün oluşması uzun zaman alan bir süreçtir. Ancak kesin bir şey söylenemiyor diye doğal seleksiyon düzeneğini bilim dışı, dayanaksız bir düşünce saymak da yanlıştır. Unutmamak gerekir ki, bilimde tüm kuram ve genellemeler az ya da çok doğrulanmış hipotezlerdir. Her hipotezin bir açıklama işlevi vardır; bir alanda açıklama işlevi bakımından daha kapsamlı, daha doyurucu alternatif bir hipotez ortaya atılıncaya dek, yürürlükteki hipotez korunur.

Devamı…Doğal Seleksiyonun Bilimsel Konumu, Evrim Rastlantı Varyasyonlarla Açıklanabilir mi?

Bizi Saçma Şeylere İnanmaya Yönlendiren Yirmi Beş Yanlış Düşünce – Prof. Dr. Michael Shermer

“Eğer bilim çağında yaşıyorsak o zaman neden bir çok sahte bilimsel ve bilim dışı inanç bulunmaktadır? Değşik Dinler, efsaneler, batıl inançlar, mistisizm, mezhepler, Yeni Çağ düşünceleri ve her çeşit saçmalık, hem popüler hem de yüksek kültürün her köşesine sızmıştır.”
Neden insanların çoğu zihin okuma, geçmiş hayattaki deneyimlerle ilgili terapiler, dünya dışı yaratıklar tarafından kaçırılma ve hayaletler gibi şeylere inanmakta? Neden sözde bilimsel aydınlanmanın gerçekleştiği bu çağda, bu tarz hurafelerden her zamankinden daha fazla etkileniyormuş gibi görünüyoruz? Popüler batıl inançlar üzerine herhangi bir önyargı gütmeyen ve araştırma sürecinde de tamamen bilimsel teknikleri kullanan bilim tarihçisi Michael Shermer, bu sıra dışı iddiaları çürütüp bütün insanların bu fenomenleri, komplo teorilerini ve ortalıkta gezinen kültlerin meydana çıkış nedenlerini keşfetmeye çalışıyor. Gerektiğinde rahatsız edici bir üslup kullanmaktan çekinmeyen yazarın  “İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır” (Why People Believe Weird Things) adlı  kitabımdan bir bölümü aşağıdan okuyabilirsiniz.

Devamı…Bizi Saçma Şeylere İnanmaya Yönlendiren Yirmi Beş Yanlış Düşünce – Prof. Dr. Michael Shermer

Yüzyıl Düşün Dünyasında Charles Darwin – Bertrand Russell

19. yy düşüncesinde iki önemli etken vardır: Bilim ve teknoloji. Marxizm teknolojinin yol açtığı sorunlardan kaynaklanan, Darwinizm bilimin jeoloji, paleontoloji ve antropoloji gibi yeni alanlara yönelmesinden esinlenen öğretilerdir.
Her büyük bilim adamı, yaşadığı dönemi kimliğinde yansıttığı gibi o döneme damgasını da vurur. Galileo ile Newton 17. yüzyıl için ne idilerse, Darwin de kendi yüzyılı için oydu.
Darwin’in evrim kuramında iki boyut ayırt edilebilir. Birincisi değişik canlı türlerin ortak bir kökten uzun zaman alan yavaş bir gelişmeyle oluştuğu düşüncesidir. Şimdi genellikle benimsenmiş olan bu düşünce aslında yeni değildi. Daha önce, Lamarck ve Darwin’in dedesi Erasmus Darwin aynı görüşü ileri sürmüşlerdi. Hatta düşüncenin kaynağının daha gerilere, Egeli filozof Anaximander’e (İ.Ö. 6. yy) uzandığı söylenebilir. Darwin’in yaptığı söz konusu düşünceyi çok sayıda olgusal verilerle belgelemiş olmasıdır. Kuramın ikinci boyutuna gelince, bu Darwin’in evrim olayına getirdiği nedensel açıklamayı içermektedir. Böylece, evrim hem popüler bir konu niteliğini hem de bilimsel saygınlık gücünü kazanır.

Devamı…Yüzyıl Düşün Dünyasında Charles Darwin – Bertrand Russell

Dünden Bugüne İnsan | İnsan toplumlarının ırklara ayrılması – Metin Özbek

Irk sınıflaması, insanoğlunun özünde varolan benmerkezciliğin tipik örneklerinden birisidir. İnsan toplumlarını ırk kategorilerine ayırma, aslında bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. O da, insanın göstermiş olduğu biyolojik çeşitliliktir. Sınıflama bir bakıma bu çeşitliliğin doğal bir sonucudur. Ancak bu işi yaparken çoğu kez gerçekten uzaklaşılmıştır. Sınıflama yaklaşımının temelinde yatan olgu, her toplumun kendini ötekilerden farklı kılma eğilimidir. Büyük kentlerde, bir kişi gün boyu deri rengi, boyu ve yüz yapısı birbirinden farklı birçok insanla karşılaşır. Örneğin ABD’de büyük bir alışveriş merkezinde müşterilere yeryüzündeki farklı insan gruplarını sayınız derseniz, o size beyaz, siyah, kızılderili ve arap (bu gruba genelde Türkleri de dahil ederler) diye ancak kendi dünyasında yer alan ve aynı mekânı paylaştığı toplulukları sayacaktır. Ne var ki, sokaktaki insanın günlük yaşamında her an tanık olduğu insan çeşitliliğinden hareketle oluşturduğu ırk sınıflamaları, bilimsel düzeyde yapılanlarla pek bağdaşmaz.

Devamı…Dünden Bugüne İnsan | İnsan toplumlarının ırklara ayrılması – Metin Özbek

Deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine yolculuk (II): Stanford Hapishane deneyi

Phillip Zimbardo, kendi deyimiyle “iyi insanları kötü yerlere koyduğunuzda” neler olacağını merak ediyordu. Çevremizden ne ölçüde etkileniyorduk? İçsel özelliklerimiz, örneğin inançlarımız ya da tutumlarımız, bazı durumlardan sıyrılmamızda ve çevresel etkenler ne olursa olsun kendi yolumuzda ilerlememizde ne derece etkindi? Bu sorularla yola çıkan Zimbardo, cevapları bulabilmek amacıyla sonradan Psikoloji literatüründe bir kilometre taşı olacak olan meşhur deneyini tasarladı.
II. Stanford Hapishane deneyi: sosyal statünün insan yaşımı üzerindeki etkisi

Devamı…Deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine yolculuk (II): Stanford Hapishane deneyi

Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (I): Milgram deneyi

İnsanlar neden saçma şeylere inanıyorlar? Neden saçma ya da canice davranışlarda bulunuyorlar? Dinler ve devletler insan psikolojisindeki sakatlıklardan besleniyor olabilirler mi? Otorite ve toplum baskısı insanların davranış ve hatta düşüncelerini ne derece etkiler? insan psikolojisine dair ürkütücü sonuçları olan psikoloji tarihinde yukarıdaki sorulara önemli cevaplar verdiğini düşündüğümüz;  otoritenin insanların ahlakı ve vicdani değerler üzerindeki etkisi, sosyal statünün insan yaşımı üzerindeki etkisi, ve çoğunluğun (mahalle baskısı) birey üzerindeki etkisi olarak kabaca tarif edebileceğimiz  üç bilimsel deneye yer vereceğiz.

1- Milgram deneyi: Otoriteye itaat ve canilik

Devamı…Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (I): Milgram deneyi

İnternet erişiminde sıra dışı yöntemler: Muhalefet Sinyal Veriyor

Teknoloji ve internet meraklıları, internetteki siyasi engellemeleri atlatmak için yollar buluyorlar
Tamir işlerini kendi kendine yapabilen biri, bir teneke, biraz bakır tel, cıvata, somun ve diğer donanım ile birkaç dolara yönlendirilmiş, geçici bir anten yapabilir. Böyle bir antenle güçlendirilmiş bir cep telefonu, bir baz istasyonuna normal sınırlarının (yaklaşık 5 km veya 3 mil) ötesine geçerek düzinelerce kilometre uzaklıktan erişim sağlayabilir. Bu tür şeyler için internette bir montaj kılavuzu yayınlayan Gregory Rehm’in dediği gibi, ev yapımı antenler ‘sıcak bir gecede yastığın ters yüzündeki soğukluğun verdiği rahatlık kadar iyi’dir. Bununla birlikte son zamanlarda bu tür antenlerin çok daha iyi olduğu kanıtlamıştır.

Devamı…İnternet erişiminde sıra dışı yöntemler: Muhalefet Sinyal Veriyor

Dünden Bugüne İnsan | Deri rengi ve iklim arasındaki bağlantı – Metin Özbek

Deri rengi ve iklim arasında da yakın ilişki bulunmaktadır. Dünya haritasını göz önüne getirdiğimizde deri renginin genelde ekvatora yaklaştıkça koyulaştığına tanık oluruz (Buettner-Janusch 1966). Deri, alt ve üst olmak üzere iki tabakadan meydana gelir. Epiderm adı verilen üst deride, kan dolaşımı yoktur. Üst deri, kendi içinde bazı kısımlara ayrılır. Bunlar malpigi isimli en alt tabaka ve stratum corneum adı ile bilinen en üstteki boynuzumsu tabakadır. Malpigi tabakası canlı hücrelerden oluşur. Bunun taban kısmındaki hücreler hiçbir zaman mitoz bölünmeye uğramadıkları gibi, yukarıya doğru çıktıkça canlılıklarını kaybederler. İşte bu ölü hücreler boynuzumsu tabakayı oluşturur. Bunlar, çekirdeği olmayan, yassı ve çok sayıda keratin içeren hücrelerdir.

Devamı…Dünden Bugüne İnsan | Deri rengi ve iklim arasındaki bağlantı – Metin Özbek

Dünden bugüne insan | Antropoloji: insanı en iyi anlayan ve anlatan bilim dalı

İnsan, biyo-kültürel bir varlık alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. O, ne tek başına biyolojik bir varlık, ne de kültürel bir olgudur. İnsanın biyolojik ve kültürel çeşitliliğini ve bu çeşitliliklerin işleyiş biçimlerini inceleyen ve geliştirdiği kuramlarla bunları açıklamaya çalışan bilim dalı antropolojidir. Antropoloji, insanın biyolojik ve kültürel evrim süreçlerini geniş bir bakış açısı içinde ele alan tek bilim dalıdır. Sosyal bilimler içinde konusu insan olan nice ilgi alanları vardır; tarih, coğrafya, siyaset bilimi, ekonomi, sosyoloji ya da psikoloji bunlardan bazılarıdır.
Antropoloji insana diğer bilim dallarından farklı bir anlayışla yaklaşır. İnsanı bütüncü bir yaklaşımla inceler. Böyle olunca, antropolojiyi belirli bir bilim evrenine sokmakta da zorlanıyoruz. Güzel sanatlara mı, beşeri bilimlere mi, doğa bilimlerine mi yoksa sosyal bilimler içine mi? Bugün birçok yüksek eğitim kurumlarında antropoloji, sosyal bilimler içinde yer alır. Antropolojinin özellikle sosyal ve doğa bilimleri ile olan sıkı bağlantısını görmemek olanaksızdır (Relethford, 1990; Güvenç, 1991; Kottak, 1997).

Devamı…Dünden bugüne insan | Antropoloji: insanı en iyi anlayan ve anlatan bilim dalı

İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi | İnsan ailesi öncesinde ne vardı? – Metin Özbek

Yeryüzünde 65-70 milyon yıl öncesinden itibaren başlayan başdöndürücü evrimsel süreç aşağı yukarı 20-25 milyon yıl öncesinden itibaren hominoid (insanımsı) adı verilen yepyeni bir üst ailenin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber heyecanlı bir dönemece girmiştir. Aslında bu üst aile, bizi de yakından ilgilendirmektedir. Çünkü insan ailesiyle (hominid) iri primat ailesi (pongid) bu üst aile içinde toplanır. İnsan ailesinin oluşum biçimi ve bu oluşumda rol oynayan koşulları daha iyi anlayabilmemiz açısından insan ailesi öncesinde ne olup bittiğini bilmemiz Çok önemlidir. Gerek insan, gerekse iri primat ailelerinin evrimsel potansiyelini bünyesinde taşıyan ortak atasal formla temsil edilen hominoid üst ailesi zaman ve mekân içinde nasıl bir dağılım gösteriyordu? Bu amaçla zaman tüneline girerek miyosen cağın başlangıcına kadar gidelim. Zamanımızdan aşağı yukarı 25 milyon yıl önce başlayan ve 5,5 milyon yıl önce de sona eren miyosen çağı sadece biz insanoğlu için değil, aynı zamanda goril, şempanze, orangutan gibi iri primatların ait olduğu ailenin de kaderini belirleyen kritik bir zaman dilimidir (Kottak, 1997). İnsan ve iri primat ailelerinin ortak yazgısı bundan aşağı yukarı 25-30 milyon yıl önce başlamış bulunmaktadır (Relethford 1990; Tattersall, 1995).

Devamı…İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi | İnsan ailesi öncesinde ne vardı? – Metin Özbek

Louıs Pasteur: Sıradan bir öğrenciden büyük bir bilim adamına | Dünyayı Değiştiren Deneyler

Pasteur, kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olmadığı için, 1800’lü yılların Tıp’çıları teorilerine karşı çıkmalarına rağmen çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Bakterilerin ya da mikropların gerçekten var olduklarına inananarak, kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve araştırmalara devam etti. Başkalarının söyledikleriyle değil, kendi doğrularıyla yaşayan ve sezgilerine güvenen bir bilim insanı olan Louis Pasteur, fermantasyon (mayalanma) sırasında meydana gelen bakterileri bularak tıp bilimine yepyeni ufuklar açtı.  Birçok hastalığın nedenlerinin keşfi konusunda büyük aşamalara önayak oldu. Havadaki mikropları da keşfederek antibiyotikler konusundaki çalışmalara ışık tuttu.  Kuduz, Şarbon gibi çok tehlikeli hastalığın dehşetinden insanlığı kurtardı.  Bilim tarihinde pek az  kişi, Pasteur ölçüsünde insan yaşamım doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuş olsa da 1895 yılında hayata gözlerini yumduğu güne kadar son derece alçak gönüllü, gösterişsiz ve sade bir yaşam sürdürdü.

Devamı…Louıs Pasteur: Sıradan bir öğrenciden büyük bir bilim adamına | Dünyayı Değiştiren Deneyler

Ünlü bilimadamı Stephen Hawking, “Evreni Tanrı yaratmadı” dedi ve tartışma başladı

Geçmişte bir yaratıcıya inanmanın, bilimle çelişmeyeceğini savunan İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stephen Hawking, yeni kitabında ‘Evren’in var olması için Tanrı’ya gerek olmadığını’ öne sürdü. Stephen Hawking’in Amerikalı fizikçi Leonard Mlodinow ile birlikte yazdığı ve 9 Eylül’de piyasaya çıkacak olan “The Grand Design” (Büyük Tasarım) isimli kitaptan bazı bölümler, Times gazetesinin bilim ekinde yayımlandı. Bu bölümlerde: “Yerçekimi kanununun varlığı, Evren’in kendisini yoktan var etmesine olanak tanıyor. Evren’in ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini yaratmadır’. Tanrı’nın fitili ateşleyip Evren’i harekete geçirmesine gerek yok” deniliyor. Hawking “Big Bang’in anlaşılamaz bir olay dolayısıyla Tanrı’nın bir mucizesi değil, fizik kurallarının kaçınılmaz bir sonucu” olduğunu belirttiyor.

Devamı…Ünlü bilimadamı Stephen Hawking, “Evreni Tanrı yaratmadı” dedi ve tartışma başladı