Bir Thomas Mann Portresine Doğru – Theodor W. Adorno

Sanatçının yapabileceği en iyi şey, dahilik oyununu oynamak ve çağının malzemesinde bulunmayan metafizik anlama, bir usta olarak kendisi sahipmiş gibi yapmaktır. Thomas Mann’ın direnç gösterdiği Proust’un silindir şapka ve bastonuyla operet züppesini, Kafka’nın ise her şeyden çok patronunun iyi niyetine önem veren sigorta şirketi memurunu oynamasının nedeni budur.

Devamı…Bir Thomas Mann Portresine Doğru – Theodor W. Adorno

Kültür Eleştirisi ve Toplum – Theodor W. Adorno

Kulaklarıyla düşünmeye alışık olan birinin “Kulturkritik” (kültür eleştirisi) sözcüğünü duyunca sinirlenmesinin tek nedeni, tıpkı otomobil gibi bu sözcüğün de yarı Latince yarı Yunanca olması değildir. Göze batan bir çelişkiyi hatırlatır bu ifade aynı zamanda. Kültür eleştirmeni, kültürden memnun değildir ve bu rahatsızlığını da yine sadece kültüre borçludur.

Devamı…Kültür Eleştirisi ve Toplum – Theodor W. Adorno

Theodor Adorno: Balzac burjuva bireyleşmesinin bireyi yok ettiğini bilir

Bir anekdota göre 1848’de Balzac politik olaylara sırtını dönmüş, masasının başına oturup demiş ki: “Hadi bakalım, gerçekliğe geri dönelim” – uydurulmuş bile olsa, Balzac’ı çok doğru bir şekilde yansıtan bir öykü. Böyle bir hareket, Beethoven’in son döneminde pijamalarını bile çıkarmadan, öfkeyle homurdana homurdana odasının duvarlarına Dodiyez Minör Dörtlü’sünden dev notalar yazmasına benzer.

Devamı…Theodor Adorno: Balzac burjuva bireyleşmesinin bireyi yok ettiğini bilir

“Sadece sevgiye tutunacak gücü olan yaşar…” Son Deha Theodor W. Adorno – Detlev Claussen

AdornoGelecek Kuşaklarımız Yok
Ölüm haberi aniden, hiç beklenmedik bir anda geldi. Hummalı bir yaz yarıyılının ardından Frankfurt’ta ancak rahat bir nefes alınmıştı. Adomo, 1969 Temmuzunun ortasında karısı Gretel’le birlikte Frankfurt’un mutat bunaltıcı yaz sıcaklarını geride bırakıp, son yirmi yılda yaptığı gibi göç eden yaşlı dağ ineklerinin geleneğine uyarak(1) İsviçre’nin yüksek dağlarında inzivaya çekilmişti. Yazışmalar ve diğer yapılması gereken işler oradan da halledilebiliyordu. 6 Ağustos Çarşamba günü Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün sekreterliğinde Herbert Marcuse’ye gönderilmek üzere bitirilmesi gereken bir mektubu vardı henüz. Düzeltmelerin yapılması ve Zermatt’tan iznin gelmesi bekleniyordu.

Devamı…“Sadece sevgiye tutunacak gücü olan yaşar…” Son Deha Theodor W. Adorno – Detlev Claussen

David Kaufmann: Dinin tarihi, yabancılaşmanın tarihidir özgürlük için sahip çıkılması gerekir

AdornoAdorno ve Tanrının Adı
Metafizik eleştirisi artık Batı düşüncesinde saygın bir gelenektir ve on sekizinci yüzyılın sonundan beri özgürleşme ilkesiyle bağlantılıdır. Dünyanın büyüsünü bozma itkisi –rasyonel denetimi daha önceleri yalnızca denetlenemez yazgı olarak görülenden ayırma yönündeki süregiden eğilim– her zaman aydınlanmanın vahye dayalı dine tanınmış kurumsal ayrıcalıklar ve entelektüel konuma karşı güçlü saldırısıyla yakından bağlantılı görülmüştür. Herkesin bildiği bir öyküdür bu. Kant, inancı Hume’dan, felsefeyi dogmatizmden kurtarmıştır, ilkinin spekülatif iddialarına, ötekinin kapsamına sınırlama getirerek; aynı zamanda, dini aklın mahkemesine sevk etmiş, böylece özerkliğe alan açmıştır. Solcu Hegelciler (özellikle Feuerbach ile Marx), metafiziği antropolojiye, dini de gereksinmeye indirgeyerek, dünyanın insanlaştırılmasını bir adım öteye götürmüşlerdir.

Devamı…David Kaufmann: Dinin tarihi, yabancılaşmanın tarihidir özgürlük için sahip çıkılması gerekir

Kolektif Suç tartışması ve Bir ‘idare etme’ tarzı olarak özür – Selami İnce

Basında ‘özür’ tartışmasıyla ilgili örnekler verilirken, Almanya gibi bazı ülkelerin geçmişlerindeki ‘kara lekeden özür dileyerek kurtuldukları’ hatta ‘demokratikleştikleri’ dile getirildi. Bunu söyleyenler aslında, özür dilemenin bir erdem olduğunu ve demokrasilerde ‘oldukça normal’ görüldüğünü anlatmak istediler ama en azından verdikleri Almanya örneği bazı açılardan sorunlar taşıyor.
Başbakan Willy Brandt’ın 7 Aralık 1970 tarihli Polonya ziyaretinde Varşova gettosundaki soykırım anıtının önünde diz çökmesi, sembolik olarak çok şey ifade etse de realitede Almanya’nın ‘tarihiyle yüzleştiğini’ söylemek biraz zor. Hele, son dönemde Almanya’daki Nazi cinayetlerinin arkasında gizli servis görevlilerinin parmağının olduğunun ortaya çıkması, RAF gibi radikal solun 1960’lardan itibaren söylediği “Almanya devleti Nazilerle hesaplaşmadı, hâlâ devlet aygıtında ciddi oranda Nazi var” tezinin yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor.

Devamı…Kolektif Suç tartışması ve Bir ‘idare etme’ tarzı olarak özür – Selami İnce

Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma – Theodor W. Adorno

Nesnel olarak nitelenen dinin desteğinin yitimi, kapitalizm öncesi kalıntıların feshi olan sosyolojik teori, teknolojik ve sosyal farklılaşma ya da uzmanlaşmayla birlikte kültürel bir kaosa öncülük ederek her gün yanlışlanıyor; üstelik şimdi aynı etkiyi herşey üzerinde yaratıyor. Filmler, radyo ve dergiler her parçada ve bütünde hep aynı kalan bir sistem oluşturuyor! Politik karşıtların estetik aktiviteleri bile kesin olan sistemin ritmine gayretli bir itaat içerisinde… Otoriter ülkelerde etkileyici endüstriyel yönetim büroları ve sergi merkezleri hemen hemen birbirleriyle aynı. Uluslarararası şirketlerin dahiyane planlaması olan; her yerde boy gösteren muazzam parlaklıktaki kuleler ivme kazanmış olan serbesleşmiş girişimci sistemin dışardan görünümleri… Şimdi betondan yapılmış şehir merkezlerinin yanında daha eski evler gececekondu görünümünde ve dayanıksız yapılarıyla dağın eteklerindeki yeni evler teknik ilerlemelerinin övgüleri içerisinde bir teneke gibi kenara atılmayı bekliyor. Şehir iskan projeleri, bireyi; küçük yaşam alanlarında bağımsız görünen, rakibine daha önemsizmiş gibi davranan biri haline getirdi bile; işte kapitalizmin gerçek gücü…

Devamı…Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma – Theodor W. Adorno

Kitle, Melankoli, Felsefe | Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken – Theodor W. Adorno

Kültür endüstrisi terimi yanılmıyorsam ilk defa 1947’de, Amsterdam’da Horkheimer’la birlikte yayımladığımız Aydınlanmanın Diyalektiği’nde kullanıldı. Müsveddelerde “kitle kültürü” terimini kullanmıştık. Fakat daha sonra, yandaşlarının işine gelecek yorumları dışarıda bırakmak amacıyla kitle kültürü yerine “kültür endüstrisi” terimini kullanmayı uygun bulduk; ne de olsa onun, kitlelerden kendiliğinden çıkan bir kültür sorunu olduğunu ortaya atabilirler, onu popüler sanatın çağdaş formu sayabilirlerdi ki bu ikincisinin kültür endüstrisinden kesin olarak ayırt edilmesi gerekir. Kültür endüstrisi eski olanla tanıdık olanı yeni bir nitelikte birleştirir. Kitlelerin tüketimine göre düzenlenen ve büyük ölçüde o tüketimin yapısını belirleyen ürünler, tüm sektörlerde az çok bir plana göre üretilir. Tüm sektörler yapısal olarak benzerdir ya da en azından birbirinin açıklarını kapatarak, neredeyse tamamen gediksiz bir sistem oluştururlar.

Devamı…Kitle, Melankoli, Felsefe | Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken – Theodor W. Adorno

Bir olay örgüsü içinde devinen kişilere dayanarak kurulan anlatı, Kafka’da Modernlik

Kafka’nın yapıtlarında çeşitli eleştirmenlerin sıklıkla değindiği unsurlar vardır: modern toplumdaki yabancılaşmayı, köhnemiş Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bürokrasisinin dehşetini, faşizmi ve totalitarizmi anlattığı söylenmiştir. Modernlik kuramlarına başvurduğumuz zaman bu niteliklerin birbirlerinden ayrışık şeyler olmadığını, bütün modern kapitalist sanayi toplumlarına içkin olduğu görürüz. Kafka’nın bütün yapıtlarında birbirinden farklı soyutlamalarla modern toplumun bir sorunsal olarak sürekli yer aldığını, modern hayatın sürekli değişen veçhelerinin negatif bir biçimde temsil edildiğini iddia etmek mümkündür.

Devamı…Bir olay örgüsü içinde devinen kişilere dayanarak kurulan anlatı, Kafka’da Modernlik

Irkçılığın Psikolojik, Sosyal Psikolojik ve Psikanalitik Açıdan Açıklamaları – Alâeddin Şenel

Reich,  faşizmin, orta sınıf insanının kişilik yapısının siyasal alanda örgütlenmiş görünümünden başka bir şey olmadığını öğretmiştir. Faşist kişilik yapısı belli partilere, ırklara, uluslara özgü değildir. Dahası, kişilik çözümlemesi alanında yaptığı deneylerle, faşist duyarlılığın ve düşüncenin bazı öğelerini taşımayan tek canlının [insanın] bulunmadığı, sonucuna varmıştır. Irksal önyargıların etkilerinin genişliği, dünyanın dört bir yanına yayılmış bulunmaları, bunların kaynağının insan beynindeki akıldışı kesim olduğunu göstermektedir. Öyle ki, ırklar kuramı faşizmin uydurduğu bir şey değildir; tam tersine, ırksal nefret, bu nefretin siyasal alanda dile getiriliş biçimi olan faşizmi doğurmuştur. Irkçı öğreti orgazm güçsüzlüğü çeken insanın kişiliğinde dışa vuran biyolojik bir hastalıktır. Faşizm, makineci buyurgan uygarlıkla onan makineci gizemci öğretisi tarafından ezilen insanın temel coşkusal tutumudur, bir «coşkusal veba»dır.

Devamı…Irkçılığın Psikolojik, Sosyal Psikolojik ve Psikanalitik Açıdan Açıklamaları – Alâeddin Şenel

Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği – Tom Huhn

Güvercin kanat çırpmadan, havayı yaran ağırlığını hissederek gökyüzünde süzülürken, boş uzamda böyle uçmanın daha kolay olacağını hayal ediyor olmalı
Immanuel Kant
Beş duyundan böylesine uzaktayken, nasıl oluyor da biliyorsun, havada süzülen her kuşun, uçsuz bucaksız bir haz dünyasında olduğunu?
William Blake

Kant ve Adorno’nun estetik kuramları arasındaki ilişki üzerinde durmak istiyorum. Göstermeye çalışacağım şey, Adorno’nun yalnızca estetiğin öznesinin ele alınmasında değil, estetikte ele alınan öznellik konusunda da Kant’ın izinden gittiğidir.

Devamı…Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği – Tom Huhn