Ressam Mesut Eren ile söyleşi: “Günümüz sanatçı adaylarında da aşırı öznelci bir yaklaşım var”


Sanat için farklı bu, dışarıdan bilim adamı ihraç edebilirsin ama sanatçı olmaz senin kültürünü seni veremez.. geçen sene bir yurt dışı seyahatimde fark ettim ki liberalizm ve  globalleşme denilen şey tehlikeli hiçbir heyecan vermiyor yani her şey aynı buda rahatsız ediyor. Kişilerin yetenekleri doğrultusunda özgür olmamaları, özgür sanatçılar olamamasınıda getiriyor. Paranın ben merkezli olduğu yapılanmada sistemde sanata değer verilmiyor. Sanata verilen değer deyince de şarkıcılar geliyor akla…bu hale getirdiler.

 

Öncelikle  sizi tanıyabilir miyiz, geçmişten bugüne M..EREN….?

1968 Sivas doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi İstanbul da tamamladım.1985 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümüne dereceyle girdim.Okul dışında ressam Kasım KOÇAK la çalışmalarımı sürdürdüm. 1990 yılında Neşe ERDOK Atölyesinden mezun oldum. Bir çok karma sergiye katıldım,ilk kişisel sergimi Taksim Sanat Galerisi nde 1993 yılında açtım.

Okul sonrasında?

Benim okuduğum dönemlerde resimde profesyonelleşme veya resimden para kazanma fazla yoktu. Okul bittiği zaman atölye açan nadir öğrencilerden birisiydim bende, bunu Maltepe ressamlarına da borçluyum., Maltepe de bir grup ressam arkadaş bir anlamda DONKİŞOT’luk yapıp atölye açmaya ve resimden para kazanmaya başlamışlardı..

Donkişot ismi buradan mı geldi?

Herhalde yıllar sonra ordan gelmiş olabilir. Hep sevmişimdir o anlamda cesur davranmayı yani biz gerçek sanatçılar yada sanata tutkun olanlar gerçekten sanatları için gemileri yakan gözü kara insanlar oluyoruz. Göz karartmayla başladı, o dönem hiçbir gelirim yoktu atölyeme kapanıp resim yapıyordum. Ailemle kaldığım için masrafım olmuyordu. Fakat atölyenin kirası içinde birkaç öğrenciye ders vermeye başladım. O öğrenciler çok memnun kaldı derslerden, çok cüzi paralara bazen parasızdı dersler yani amacım para kazanmak değil atölyenin kirasını çıkarmaktı. Memnun olan herkes başka birisini gönderdi, tanımadığım bir çok insan ders almak için başvurdu. Zamanla ekonomik tarafı halloldu. Sonra ilk kişisel sergimi açtım.

Donkişot demişken bahsedelim mi biraz…?

Çok tesadüfi aslında 2000 krizinde bir yazar arkadaşım Kadıköy de merkezi bir yerde  müzik evi açmayı planlıyoruz sende sanat kısmına dahil olur musun dedi (yani cafesi, müzik kısmı,sanat kısmı olan bir yer).çok sıcak baktım kafamda planladığım bir çok şeyi orada yapabilirdim öyle de oldu.istedim ki o mekan genç sanatçı adaylarının başvurabilecekleri, buluşma noktası olabilecek ve aynı zaman da parası olmayan öğrencinin de danışmanlık olarak parasız  yararlanabileceği bir yer olsun. Şu dönemdeki dersanelere tepki olsun dedik.

Sürekli kapımız açık olsun, ücretsiz danışmanlık yapalım, sanatçının ulaşılmazlığını kaldıralım, insanlar sanatçılarlada haşır neşir olsun istedik.

Resime yönelişiniz nasıl oldu?

Babam ilkokul  öğretmeni olduğu için çocukluğumdan beri resime özendirdi. Ansiklopedileri açıp bize iyi ressamların heykel traşların eserlerini gösterirdi. Hayat ansiklopedisi hala saklarım.

Yani ilk görsel dünyayla tanışıklığım o…hiç unutmam, 3.sınıfta rodin in düşünen adam heykelini çizmeye başlayıp eve getirmiştim, annemle babam misafirliğe gittiğinde bende evdeydim tamamlayıp uyuya kalmışım.ailem geldiğinde resmi görmüş, sevinmişler ve gurur duymuşlar benimle, sabahleyin öpücüklerle uyandırıldım, çok güzel bir şey… yani vurguladığım: ailelerin anlamaları çok önemli değil çocukların yaptığı, el emeğiyle yaptığı her şeye saygı duymaları önemsemeleri, onların geleceğine dair çok önemli kararlar almasına neden oluyor. Benim lise yıllarım peşpeşe katıldığım yarışmalardan dereceler aldığım iyice yeteneğimin ortaya çıktığı dönemlerdi. Yine de güzel sanatları düşünmüyordum ekonomik kaygılar ön plandaydı.

Sonra ne oldu da güzel sanatlara geçtiniz?

Sonuçlar gelip kazanamadığımı anlayınca beklemenin anlamı olmadığını düşünerek güzel sanatları tercih ettim ve dereceyle kazandım.o zaman Maltepe ye gelmiştim

Size aileden mi geçmiş?

Benim dedelerimin babası şiir yazarlarmış Anadolu dergah ve tekke geleneğinden gelen, anadolu halk ozanlığının devamı olan insanlarmış. Yıllar sonra sadece bir duyguyla değil, mantığın da yer aldığı bu şiirleri okuyunca öyle bir gelenekten geliyor olmak, belki kalıtımsal değil ama  aklın ve duygunun harmanlandığı bir ortamda olmak benim kişiliğime ve sanatıma da etki etmiş o yüzden. Benim sanatım nereye oturuyor: ”akıl ve duygunun olduğu yere”…

Ben öğrencilik yıllarımdan beri gerçeklikle içinde yaşadığım toplumu sistemi, sanat dünyasını, sanat tarihini hep merak edip araştırmışımdır, bir insan olarak insan yanımı, insani duygularımın hep sanatımda var olmasını istemişimdir. Aklın katı kuralcı mantığına kapılmadan, hiçbir yere tarif edemediğim duygumu iç dünyamı renklerle, çizgilerle,biçimle yansıtmak istemişimdir.

Önceden ressam diyince insanların kafasında pek bir şey şekillenmiyordu, şimdi medyanın sayesinde belki bir şeyler şekilleniyor gibi ama değil  kirlenmiş bir şekilde var. Mesela Bedri BAYKAM ı tanıyorlar…Türkiye de daha doğru düzgün gerçek, Klasik resme doymamış bir izleyici kitlesine, birden bire klasik resmi dışlayan bir tarzda sunum göstermek ….ama işin içine medya girince Bedri BAYKAM ismi öne çıkıyor.

Sanat tasarım veya güzel sanatlar fakültelerine öğrenci alınırken yapılan elemeler yerinde ve adaletli  mi?

Beni yetiştiren ressam ve onun teşvikleri sayesinde  şimdi buradayım yoksa kendi halinde amatör bir ressam olarak kalacaktım… benim kadar şanslı olmayıp fakat sanata yatkın olanların değerlendirilmemesi, gerçekten onlar için yetenek israfı oluyor. Yetenek sınavlarına hazırlanmak bir ön çalışma yapmak gerekiyor, bununda okullarda nasıl bir çizgi istedikleri biliyor olmak lazım. Şuanda hazır öğrenci istiyorlar, orda uğraşmak istemiyorlar. Benim önerim hiç yetenek sınavı olmadan öğrenci alınması çünkü ben yıllardır ders veriyorum resim yapmaya gelen öğrenci zaten yetenekli fakültelerde salonları açsınlar, koysunlar önlerine bir model hocalar dolaşsın içlerinde öğrencilerin çizgi biçiminden, çiziş biçiminden,dersleri takip edişinden, dinleme biçiminden hangi öğrencinin geçip geçemeyeceği çok rahat tespit edilebilir zaten.

Türkiye yetenek mezarlığı diye bir yorum var!

Çok doğru, çok yetenekli insan var, bir o kadar da kayıp…bilim alanın da olmuyor bu.

Sanat için farklı bu, dışarıdan bilim adamı ihraç edebilirsin ama sanatçı olmaz senin kültürünü seni veremez..geçen sene bir yurt dışı seyahatimde fark ettim ki liberalizm ve  globalleşme denilen şey tehlikeli hiçbir heyecan vermiyor yani her şey aynı buda rahatsız ediyor. Kişilerin yetenekleri doğrultusunda özgür olmamaları, özgür sanatçılar olamamasınıda getiriyor. Paranın ben merkezli olduğu yapılanmada sistemde sanata değer verilmiyor. Sanata verilen değer deyince de şarkıcılar geliyor akla…bu hale getirdiler.

Dünyaya baktığımızda…?

Aynı aynı bugünün sorgulamayan pasif kuşağı…gericiliğin arttığı insanların farklı düşünemediği dönemlerde; örneğin orta çağın o karanlık zihniyeti ve insanların rönesansa dört elle sarılışı. Şuanda birey merkezde  herkes bireyci yetiştiriliyor ama değil, herkes aynı.

İlginç bir şeydir.herkesin her şeyi yapabilme özgürlüğü var deniliyor ama” paran kadar özgürsün”!

Türkiye resmi adına peki…?

Bahsettiğim o dönemlerde ki düşünme merakının olmayışı, yaratıcı olmayan düşünce,sanatın irdelenmemesi ; çağdaş resim diye sunulan yüzeysellik bugünün kısırlaşmış sanatını oluşturdu. Gerçi her alan da bu oldu: bilimde, siyasette.

Resimde sizin tarzınıza baktığımızda hocam?

Kesin hatlarla veya sınırla bir akım yok benim için ama genç sanatçılar özellikle günümüzün yetişkin sanatçı adaylarında da aşırı öznelci bir yaklaşım var,toplumsal olayları hiç düşünmeyen sanata toplumsal bir biçimde bakmayan bir yaklaşım içindeler. Öznelliği artı olarak veren bir sanatçı toplumsallığı, bütünselliği,yaşamın kendisini vermesi gerekiyor. Sıradan  bir öznellik çok şey kazandırmaz. Dostoyevski  yi düşünelim:okuduğunuz zaman çok öznel bir bakış, kılıkırk yaran bir tutum Çok tedirgincidir.o kadar öznel şeyi  okuduktan sonra  kendinize farklı bakarsınız ama o dönemde  hangi toplumsal dayatmaların olduğunu görürsünüz kıvrak bir zekayla toplumsal gerçekleride anlatır.

Peki sanatçının üstüne bir yük değil midir bu sanatçıysan bunu düşünmelisin, yapmalısın mı diyorsunuz?

Zaten kendiliğinden başlıyor.resme yatkın olan bir göz, gözlemi seven bir gözdür. Gözlemcilik tek bir şeyle sınırlı değildir. Karşında yaptığı portreyi izleyen bir insan aslında dünyayıda gözlemliyen insandır. Detayları bilen yaptığı şeye hayran olan; doğaya hayran olan insandır. Bu merakla olur.eric froum “bilmeyen sevemez” der yani bilmekle olabilecek bir şey. Hiç bir akım toplumsal ve düşünsel alt yapısı olmadan ortaya çıkmaz.

Türk resminde beğendiğiniz sanatçılar kimler?

Benim için samimi olan herkesten farklı tatlar alıyorum. Tüm resimlerini sevdiğim biri ön plana çıkmıyor. Okuldan kendi hocam Neşe ERDOK un resimlerini severim daha çok atölye geleneğinden  gelen, Neşet GÜNEL  resimlerini severim. İnsan toplum  ilişkisini irdeleyen dünya ya biraz daha benim gibi bakan sanatçılar.


Söyleşi: Elçin Kayacan

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Devlet Kuramına İhtiyacımız Var mı? – C.B.Macpherson

Benim sorunum modern devletlerde siyasi sürece dair kuramsal bir anlayışa ihtiyacımız olup olmadığı değil, modern çağda, diyelim ki Bodin ve...

Kapat