Özge Dirik: Kafalarınızı kumdan çıkarıp namlularınıza karanfil sokun

 V a s i y e t
“ki en kötüsüdür,ölümden sonra da istemek.”
Benden firar eden dünyadan, son isteklerimi taşırken bana, dikkat et; aynı olmasın torbanın rengi, ayağına giydiğin galoşlarla. Şu bizim yan odada, Kürt kaşlı kız çok inledi dün gece, boştu yatağı, bugün iyileşmiş, tahliyesi olmuş, inandıramadılar bana. Bir uçlu sakla da göğsüne, teninin kokusu olsun izmaritinde. Bu yalnızlığı biz yaratmadık, bilakis tütünü bile dost eyledik kendimize. Ya sen, ellerini yıkıyorsun bana her gelişinde, benimle aynı gün ölecek olan alyansında, bir sabun parçası, ne demekse. Yarın belki de son kez, ziyaret saatini özleyeceğim yine, yemek yiyeceğim,tadını tuzunu alıp, öyle veriyorlar yemeği, mercimeğin içindeki böceğin bile hesaplı kalorisi. Giydiğin eteğin yırtmacı ilk defa dokunuyor bana, beni yolcu eden akciğer kediye atsan yemez geç kalmayacak randevusuna. Gidince çürümeyeceğini bilsem, ellerimizi değiştirelim derdim. Ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola, ayrılık Allah’ın emri, ölüm olmasa… 
 


29.03.2002
Özge DİRİK
Kuzey Yıldızı edebiyat Dergisi Sayı:5

İkigen

işaret parmağınızdaki
intihar eğilimli çirkin yüzük
zehir almaya geldi dün, bana.

hiç dokunmadan anlattım
aşk;
takip mesafesini koruyamayanlara
tanrının verdiği ceza.

kadehimden dudaklarınızı çekseydiniz
mantarımı içine düşürmezdim
dünyanızın.

hiçbir göz yörüngesine yetmez.
ne sidik, ne polis
yağmur söktü afişlerimizi
tabağımıza yemek
midemize esaret koydular.

vücudunuzda,
siyahı marifet sanan benleriniz
çikolata damlalarına dönüşebilir bu gece
yastığınızdaki rimel lekesini
zor yazılmış bir mektuba sayarım,
gidince.

4 Ocak 2003

kafalarınızı kumdan çıkarıp
namlularınıza karanfil sokun
tek ayağıyla sek sek oynayan Asyalı çocuğun kırmayın umudunu.

Ç o r a k

Karınca kararıyla uyuşan bedenim,
iğnelenmeye amade, uyanılası bir kâbus.
Yeni yılla beraber harlayan şöminem,
noel annenin tükürüğüyle söndü yine.

Varsın, hayra yorsun ellerin ellerimi.
Ki onlar, çoğalamayan iki eştiler önce.
İkileşemediler,
iki leştiler ya da sıvışamadılar dünyaya.

Bir gün daha bekleyebilseydik,
yıllanacaktı güneşe yatan şarabımız.

Uçmamam için kanatlarının arasına aldığında,
güven de acı verdi bana.
Kısır bir arıyım işte,
üçgen üçgen yapıyorum peteklerimi.

Birbirini tanımayan iki elementtik biz.
İlkel bir kimyaperestin kötü kokan ellerinde,
-bakır ile kalay diyelim-
gittikçe tunçlaştı kilitlerimiz.

Şimdi pençelerini körlenmesin diye içeri çeken senin,
gençliği parmaklarına emanet yaşarken,
ilk ve tek kavga etmişliğin kalemsiz,
salıncağa işeyen bir öteki mahalle çocuğuylaydı.

Bense hayalerime kaldığım yerden devam ediyorum,
başka kuşların yuvalarında.

Özge Dirik
Varlık / Mart 2002

________________________________________
Yaşasaydı Türkiye şiirinin anıt isimleri arasında yer almasına kesin gözüyle bakılan Özge Dirik,1978’de dünyaya geldi. ODTÜ İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra özel bankalarda çalıştı. Dirik, kısa süren yaşamını 27 Ağustos 2004 gecesi, onuncu kattaki evinden kendini boşluğa bırakarak sonlandırdı.

Özge Dirik’in şiirlerini ‘Hayat Susunca Konuştu Ölüm’ adı altında yayına hazırlayan Didem Görkay, genç şairin çalışmalarında, buruk geçen bir çocukluktan kaynaklanan hüznün, yalnızlığın ve intihar temasının öne çıktığını söylüyor. Görkay, ‘Gömdüler beni, öldürdükleri gibi özenle’ dizelerinin sahibi Özge Dirik, bir eli babasındayken diğer eli üşüyen ve zamanla o üşüten çocukluğundan yirmi yaş düşlerine geçen değerli bir şairdi. İntiharlarına hep bir cinayet süsü aradı şiirlerinde. Yaşasaydı, Türkiye’nin sayılı şairleri arasında yerini alacağından kimsenin şüphesi yok. Ama o, hayatı hep hüzzam makamında, kalabalıklar içindeki ıssız adasında yaşamayı tercih etti ve hayat yolculuğunu erken bir yaşta noktaladı. Ona olan borcumuzu, bu kitabı yayımlayarak bir nebze de olsa ödemeye çalıştığımıza inanıyorum. Vasiyeti üzerine, kitabın bir nüshası, Özge’nin Turgutlu’daki mezarına gömülecek. En büyük düşünün gerçek olduğunu bir şekilde hissedeceğine eminim.’

Özge Dirik: ve gömdüler beni, öldürdükleri gibi özenle>>

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Varoluşçu Düşünürlerde Yaşamın Ayrılmaz Bir Parçası Olan Ölüm ve Ölüm Problemi

Varoluşçu Düşünürlerde Ölüm Problemi Veya Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre’da Ölüm Problemleri; İnsanlık tarihine baktığımızda ölüm, insanın varoluşundan itibaren en...

Kapat