Öykü | Ben Senin Duygularından Biriyim – Zafer Yalçınpınar

“Bir şeyler yapmak istediğini düşün. Her eylem dışarıdan gelen engellerle karşılaşabilir. Eğer sen bir eylemi gerçekleştirmek isterken bazı engellerle karşılaşırsan, o anda eylemi gerçekleştirmekte özgür olmadığını anlarsın. Böylece engellerle karşılaştığında ve özgür olmadığını hissettiğinde özgürlüğünün bilincine varmış olursun. Daha önce gerçekleştiremediğin eylemleri gerçekleştirmeye başladığında ise kendini özgür hissedersin.”

Her şey On Eylül Pazartesi günü başladı. İş gününe başlamak üzere yatağımdan kalkmıştım ki onu gördüm. Orta boylu, esmer bir kadın karşımda durmuş beni süzüyordu. Yatağından kalktığında karşısında tanımadığı bir kadın gören herkes kadar korkmuştum. O kadar korkmuştum ki onu görünce bir an nefesim kesildi. Biraz bakıştıktan sonra onun bir hırsız olmadığını ve beni öldürmeyeceğini anladım.

– Kimsin sen?

– Ben senin duygularından biriyim.

Bana bu cevabı verdiğinde onun bir deli olabileceğini ve beni öldürebileceğini düşünebilirdim fakat düşünmedim. Güven verici bir görünüşü vardı, deli olamayacak kadar sakin ve tutarlı bir görünüş. Üstelik çok da güzeldi.

– Peki hangi duygumsun?

– Senin hissettiğin bir duygu… Adını koyamadığın…

– İçeri nasıl girdin?

– İçeri girmedim. Dün gece gördüğün rüyalardan sonra beni sen yarattın.

– Rüyamda?

– Evet. Ben sana aidim, diğer insanlar beni göremez ve duyamaz.

Onun bir duygunun insanlaşmış hali olamayacağından emindim, çünkü bu durum imkânsızdı. Tamam, belki mucize denen bir şeyler vardır, fakat mucizeler özel insanlar içindir herhalde. Ne bileyim belki peygamberlerin veya mistik insanların başına gelir böyle akıl dışı şeyler. Benim gibi sıradan işinde gücünde birine mucizeler gerekli değildir.

Hiçbir şey olmamış gibi kahvaltımı ettim ve işe gitmek için hazırlandım. Sonrasını o ucuz Amerikan filmlerinden biliyorsunuz. Sokaktaki insanlar onu göremiyorlar, benim kendimle konuştuğumu zannedip bana garip garip bakıyorlardı. İşyerinde arkadaşlarım tuhaf davrandığımı ve öğlen tatilinde neden başka bir masada yalnız başıma oturduğumu anlayamadıklarını söylediler. Tüm bu olanları iş yerimdeki en iyi arkadaşıma anlattığımda benim çok yorulduğumu, biraz dinlenmem ve bir psikiyatriste gitmem gerektiğini söyledi. Ben de işten iki gün izin aldım. Bu arada onunla hiç konuşmuyordum. Ben konuşmadıkça ve bir şeyler sormadıkça kesinlikle konuşmuyordu. O günün akşamı eve döndüğümde oldukça bitkindim. O yine yanımdaydı. Büyük kahverengi gözlerini bana dikmişti. Uykuya dalmadan önce en son hatırladığım şey onun güzel kahverengi gözleriydi.

Ertesi sabah kalktığımda başucumdaydı. Yataktan kalkarken kendimi çok uzun süredir fark etmediğim kadar sağlıklı hissettim. Kalkıp kendime kahvaltı hazırladım. Kahvaltımı bitirdikten sonra günün en zevkli sigarası olan ilk sigaramı içerken ona bakıyordum. Belki de sessizliği ve durağanlığı hoşuma gidiyordu. Ona bakmak, onun yanımda olduğunu bilmek bir göl kıyısında oturup gölü seyretmek kadar dingin ve huzurluydu. Bu düşüncelere biraz daha takılsaydım psikiyatristle olan randevuma geç kalacaktım. Hazırlandım ve psikiyatriste gitmek üzere yola çıktım.

İlk bakışta sıradan biri gibi görünen psikiyatriste olanı biteni anlattım. Anlattıklarım üzerinde biraz düşündükten sonra uyuşturucu kullanıp kullanmadığımı sordu. Çocukluğumda ailemle yaşadığım sorunları, cinsel yaşantımda ve iş hayatımda karşılaştığım problemleri belirlemek için bana sorduğu sorular da oldukça sıkıcıydı. Benim davranış biçimlerimin eksiksiz anlaşılması için bazı testlerin gerekliliğinden, hastaneye yatmam gerektiğinden bahsetti. Bu testlerin ve ilaç tedavisinin çok uzun sürebileceğini söyledi. Doktora hastaneye yatmaya falan ihtiyacım olmadığını, benim normal bir yaşantım olduğunu, her sabah işe gittiğimi ve hastaneye yatmamın iş hayatımı etkileyebileceğini söyledim. Sanırım delilerin yanında, hapishane gibi bir yerde günlerimi geçirmekten korkmuştum. Doktorun yanından iki gün sonra görüşmek ve yeniden durum değerlendirmesi yapmak üzere ayrıldım. Bütün öğleden sonramı bir barda içki içerek geçirdim. Akşam eve döndüğümde yatağın üzerine kendimi bıraktım. Sızmışım.

Ertesi sabah kalktığımda onun yanımda olacağını bilerek uyandım. Kahvaltıdan sonra ilk işim psikiyatristi aramak oldu. Psikiyatriste sabah kalktığımda onun yanımda olmadığını, her şeyin normale döndüğünü ve kendimi çok mutlu hissettiğimi söyledim. Doktora bu yalanı söylerken onun güzel gözlerine bakıyordum. Sanırım korktuğumu ve akıl hastanesine yatmak istemediğimi anlamıştı. Telefonu kapattıktan sonra kendime bir bardak çay aldım ve onunla konuşmak için mutfaktaki masaya oturdum. Bir sigara yaktım.

– Neden korku yada mutluluk değil de senin gibi garip bir duyguyu yarattım acaba?

– Çünkü korku, mutluluk gibi duyguları biliyorsun ve hissediyorsun. Bu duyguların seni nasıl etkilediklerini de biliyorsun. Fakat benim üzerimde kalıcı kararlara varamadın.

– Yani basitçe senin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum.

– Daha benim ne olduğumu bilmiyorken, iyi ya da kötü bir duygu olup olmadığım hakkında düşünüyorsun. Siz insanlar çok garip yaratıklarsınız.

– Seni tanımaya çalışıyorum.

– Hayır beni tanımlamaya uğraşıyorsun. Beni tanımlamaya çalışmamalısın. Beni duyumsamalısın.

– Sen de işleri iyice karıştırıyorsun!

– İşler derken yaşamdan bahsediyorsan, yaşam senin sandığından daha karışıktır.

– Bırak bu palavraları da bana kendinden bahset biraz…

– Sana kendimi anlatamam.

– Niye?

– Çünkü doğuştan kör olan bir insana renkleri anlatamazsın. Beni ancak hissederek anlayabilirsin.

– Çağrışım yapmayı dene…

– Bu kadar ısrar ettiğine göre beni gerçekten merak ediyor olmalısın. Sana bir örnek vereyim. Özgürlüğü hisseder misin?

– Evet… Hissederim. Arada sırada özgür olmadığımı da hissederim.

– Güzel. Özgürlüğün ne olduğu değil de özgürlüğü ne zaman hissettiğin üzerinde duralım. Özgürlüğü ne zaman hissedersin?

– Bu ne biçim soru! Özgürlüğü… Özgür olduğum zaman hissederim.

– Hayır. Özgürlüğü ancak özgürlüğün kısıtlandığı zaman hissedersin.

– Anlamadım.

– Bir şeyler yapmak istediğini düşün. Her eylem dışarıdan gelen engellerle karşılaşabilir. Eğer sen bir eylemi gerçekleştirmek isterken bazı engellerle karşılaşırsan, o anda eylemi gerçekleştirmekte özgür olmadığını anlarsın. Böylece engellerle karşılaştığında ve özgür olmadığını hissettiğinde özgürlüğünün bilincine varmış olursun. Daha önce gerçekleştiremediğin eylemleri gerçekleştirmeye başladığında ise kendini özgür hissedersin.

– Peki bunların seninle ne ilgisi var?

– Ne ilgisi olduğunu şimdi anlayacaksın. Kapat gözlerini…

– Ne?

– Kapat gözlerini.

Bana zarar vermek isteseydi bunu çoktan yapardı diye düşündüm. Biraz sakinleştikten sonra gözlerimi kapatmak fikri korkutuculuğunu kaybetti. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Beş yada on saniye bekledikten sonra –ondan da ses gelmeyince– gözlerimi açtım. Ve o gitmişti. Kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar yalnız hissediyordum. Onun gitmesi benim üzerime yalnızlığı bırakmıştı. Belki de o esmer kadın, daha önce hiç hissetmediğim gerçek yalnızlığımdı.

Zafer Yalçınpınar
4 Ocak 2001

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Tarikatçı Mehmet Nusret Nasıl Aydın Aziz Nesin oldu? – Canan Koçak

Ne mutlu bana önce Allah beni Müslüman yaratmış, sonra Türk doğmuşum, üstelik İstanbul’da doğmuşum, sonra da ne bulunmaz ana babanın...

Kapat