Oğuz Atay yapıtlarında postmodernist ve sürrealist etkiler – Fatih Sakalı

Postmodernizm ve Oğuz Atay
Atay, 1970 sonrası edebiyatımızın en önemli isimlerinden birisidir. Onun, yazdığı eserlerle postmodern edebiyatımızın öncülerinden birisi olduğu kabul edilir. “Postmodernizm; modernitenin pratiklerinin modern teorinin düşlediği bir zeminden çıkarak kendine yabancılaştığı, kendini dönüştürüp yeni bir dönemi başlattığı sürece verilen addır. Bu yönüyle, postmodernizm, artık postmodernite oluşumları, modernitenin devamı olmaktan çıkarak, ondan farklı bir anlayışa dönüşmüştür. Postmodernizm; 1960’ların sonlarında, öncelikle Fransa’da yaygınlaşmaya başlayan; 1970’lerden itibaren de giderek ABD’de ağırlık kazanan bir harekete verilen addır.” (Emre, 2004: 34)
Dilek Yalçın Çelik, postmodernizmin tanımında kullanılan “devamsızlık, bağımsızlık, merkezsizlik, tanımsızlık, bütünlükten uzaklık, temelsizlik, değişkenlik, belirsizlik, çoğulculuk, şüphecilik vb.” birçok sıfatın postmodern tarzda kurgulanmış romanlar içinde geçerli olduğunu belirtir. (Çelik, 2005: 44) Çelik, yazısının devamında postmodern tarzda yazılmış romanlarda sıklıkla karşımıza çıkan ve bizim yazarlarımızın kullandıkları anlatım biçimlerini önem sıralarına göre şöyle sıralar: “üstkurmaca, metinlerarasılık, çoğulculuk ya da çok katmanlık, parodi, hiper – metinsel tasarım” (Çelik, 2005: 45) Oğuz Atay, yukarıda tanımı yapılan, birçok sıfatla nitelendirilen ve hangi anlatım biçimleriyle oluşturulduğu açıklanmaya çalışılan postmodernizmin ve postmodern roman anlayışının Türk Edebiyatındaki ilk örneğini 1972 yılında yayımlanan „Tutunamayanlar’ romanıyla verir. “Edebiyatımızda modernist romanın öncüsü Oğuz Atay’dır. Atay, 1972’de, o güne değin Türk Edebiyatında kurgu / biçim özellikleri açısından görülmemiş bir romanla ortaya çıkar: Tutunamayanlar… Modernist özelliklerin yanı sıra postmodernist öğeler de yer alır onun metinlerinde. O, aynı zamanda Türk romanındaki ilk üstkurmaca yazarıdır, ilk metafiksiyonalisttir. Onun en büyük başarısı, toplumsal öğenin edebiyatın ana amacı sanıldığı bir ortamda, toplumsallığın, yaratılan estetik bütünün hizmetinde bir malzeme olarak nasıl kullanılabileceğini Türk okuruna göstermiş olmasıdır. O, Türk modernist romanının duayenidir.” (Ecevit, 2002: 86 -88). Nitekim Oğuz Atay’ın roman ve hikâyelerinde, postmodern metinlerde kullanılan ve yukarıda sıralanan; üstkurmaca, metinlerarasılık, çoğulculuk veya çok katmanlık, parodi, hiper –metinsel tasarım gibi anlatım biçimlerini sıklıkla kullandığını görebiliriz.

Sürrealizm (Gerçeküstücülük) ve Oğuz Atay
“Türkçe’de Gerçeküstücülük olarak ifade edilen sürrealizm, Fransızca sürreal (gerçeküstü, gerçek dışı) kelimesinden türetilmiştir. Çok büyük ölçüde Dr. Sigmund Freud’un (1856 – 1939) tez ve düşüncüleri üzerine kurulan sürrealizm, XX. Yüzyıl içindeki en yaygın ve en uzun ömürlü sanat akımlarından birisidir. Saf bir ruh otomatizmiyle insan bilinçaltının karanlık ve karmaşık sırlarını sanatın yegâne konusu yapan sürrealizmin ilke ve nitelikleri şu başlıklar altında izah etmek mümkündür. 1. Akla Karşı Olma, Bilinçaltını Esas Kabul Etme. a-) Otomatik Yazı b-) Mizah c-) Harikulâde d-) Rüya e-) Çılgınlık f-) Çocukluğa Dönüş 2. Dil ve Üslûp: Dilin kullanımında açık, anlamlı ve faydalı olmaya değer vermezler. Bol imaj kullanırlar.” (Çetişli, 1999: 125 – 130).
Yukarıda açıklandığı gibi gerçeküstücülük insanın bilinçaltını sanatın konusu yapmaktadır. insanın bilinçaltını esas alan bu akımın edebi eserlerdeki yansıması, mantık sınırlarının zorlanması şeklinde karşımıza çıkar. Edebi eserlerde görülen mevcut kural ve kaidelerin dışına çıkılarak insanın bilinçaltının dışavurumunun yapıldığı bu sanat akımında, yazı kuralları da farklılık gösterir. Yukarıda maddeler halinde verilen otomatik yazı, mizah, harikulâdelik, rüya, çılgınlık, çocukluğa dönüş maddelerinin izdüşümlerinin Oğuz Atay’ın roman ve hikâyelerinde etkilerini görebiliriz. Örneğin „Beyaz Mantolu Adam’daki kahramanın aykırı tavırları, çevresindeki insanlar tarafından bir çılgınlık olarak görülür. „Babama Mektup’ adlı hikâyede, kahramanın çocukluğu ve gençliği boyunca babasına söyleyemediklerini, mektup aracılığıyla satırlara döktüğüne şahit oluruz. „Korkuyu Beklerken’ adlı hikâyede ise bir korku halini yaşayan hikâye kahramanının yaşadığı esrarlı bir durum söz konusudur. Bu da sürrealizmin harikulâdelik ilkesiyle özdeşleştirilebilir. Demiryolu Hikâyecilerinin diğer bir ismi de Bir Rüya adını taşır. Bu da gerçeküstücülüğün rüya maddesiyle izah edilebilir. Kısacası Atay hikâyelerinin, bir yanıyla postmodernist öğeleri bünyesinde barındırırken diğer yandan da gerçeküstücülüğü oluşturan ilke ve nitelikleri beraberinde taşıdığını söyleyebiliriz.

Oğuz Atay’ın edebi dünyasında dünya edebiyatının iki önemli yazarının büyük etkisi söz konusudur. Bunlardan birisi Kafka diğeri ise Dostoyevski’dir. Atay, bir gazeteye verdiği röportajında bu yazarlara olan ilgisini şöyle ifade eder: “Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsak, „Tutunamayanlar’ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. insanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur?” (Ecevit, 2009: 203). Atay’ın bütün eserlerinde bu yazarların etkilerini görmemiz mümkündür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here