Murat Menteş: Ödül alan da veren de bizden değildir! Çünkü cezaya inanıyoruz

Kamplaşmayı tavizsizlik; düşmanlığı erdem; çatışmayı yiğitlik sanıyoruz

‘Ödüllü dünya demedim Murat, ölümlü dünya. [Dedem, 1981]’
Victor Hugo’ya sormuşlar: ‘Bugüne dek aldığınız en büyük ödül, sizi en çok sevindiren iltifat hangisiydi?’
Büyük yazar şöyle demiş:
‘Karlı bir kış gecesiydi.
Eş dostla yiyip içmiştik.
Mesafe kısa diye, evime yürüyerek dönüyordum.
Fena halde sıkışmıştım.
Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım.
Kilitliydi.
Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’
Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu.
İdrar torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı.
Altıma kaçırmak üzereydim.
Yaşlılık işte.
Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, pantolonumu indirdim ve su dökmeye başladım.
Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu.
Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk p.ç kurusu! Orası, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun evinin duvarıdır!’ dedi.
İşte, hayatımda aldığım en gurur verici ödül, bu sözdü.’

NOBELLİ Mİ? NE BELLİ?
Geçen hafta iki ödül tartışıldı:
1] Altın Portakal’da en iyi film ödülü alan Güzelliğin On Par’Etmez Türk yapımı mı, değil mi?
Kültür Bakanlığı, ‘Başka festivallerde Avusturya adına yarışmış’ diyor. AKSAV ‘Yok, Türk filmi’ diyor.
2] Nobel Barış Ödülü, Avrupa Birliği’ne verildi.
Türkiye’de herkes ama herkes, itiraz ediyor: ‘Sömürgeci, işgalci, faşist, yabancı düşmanı; politik ve ekonomik krizlerle boğuşan Avrupa ödülü hak etmiyor.’

TEZAHÜRAT VE SLOGAN
Türkiye galiba ödülden ziyade cezanın faydasına inanıyor hâlâ.
Düşünün, ülkemizde herhangi bir alanda, dünyanın dikkatini çekecek değerde bir tek büyük ödül verilmiyor.
[Evet, Altın Portakal da dahil.]
Nobel, Booker, Oscar, Pulitzer gibi ödüllere denk ne var elimizde?
Hiç.
Bilmiyoruz ki ödüller sadece kazananı değil, tüm toplumu sevindirmek için verilir.
Politika ve ekonominin, kültür ve sanatla bağını kuramamaktan kaynaklanan bir tıkanıklıktan mustaribiz.
Olaylara salt siyasi bir gözle bakıyor, pür siyasi tepkiler veriyoruz.
Sorunları tezahürat ve sloganla aşabileceğimizi sanıyoruz.
Bir barış dili kurmak adına şiirlerden alıntı yapıyoruz mesela. Fakat şairleri bile politik kimliklere göre tasnif ettiğimizden, o da işlemiyor.
Dinî motifler ve tarihî olaylar/figürler siyasi sembollere indirgenirken, sanat eserleri ekonomik karşılığıyla değerlendiriliyor.
Dağda öldürülenlere ağlamak – ağlamamak tartışılıyor.
Birlikte gülmekten niye bahsedilmiyor?
Çünkü mimari, edebiyat, müzik, resim, sinema, felsefe, ahlak değil, sadece politika ve para üzerinden düşünüyoruz.
Din de tümüyle politik ve ekonomik bağlamlara hapsedilmiş durumda.
Dinin ödülü olan cennetten, bu dünyaya bir koku, bir esinti taşımaya kimsenin niyeti yok gibi.
Cehennem, mecburi istikamet.

ALTIN PORTAKAL HAZMEDİLEMEZ!
Dağıtmayayım.
Nobel veya Altın Portakal’ın hak edilmemiş olduğunu bir ağızdan haykıracak konumda mıyız?
Sözgelimi, ülkemizdeki, mahkumiyete dönüşen tutuklamalardan payımıza düşen utancı unutup, ödülleri eleştirebilir miyiz?
Hak edilmemiş ödül ile hak edilmemiş ceza aynı şey mi?
Birincisine 3 milyon lira verdiğimiz ödüller ihdas ettik mi?
Etmedik.
Yo, hatırladım, Mart ayında hazırlanan yönetmeliğe göre, PKK lider kadrosundan birini yakalatana, İçişleri Bakanlığı 4 milyon lira ödül verecekti.
Yani, en büyük ödül, cezalandırmadan dolayı vaat ediliyordu.
Niye?
Çünkü cezaya inanıyoruz. Öldürerek, döverek, aşağılayarak daha iyiye, daha güzele ulaşabileceğimizi sanıyoruz.
İlhamımızı çatışmacı politikadan ve kumarlı ekonomiden alıyoruz.
‘Gençler apolitik’ diyerek kendi anormalliğimizi örtbas ediyoruz.
Ödüllerin alan kadar verenle ilgili olduğunu ise fark etmiyoruz bile.
Dahası, ‘ödül, mükafat’ denilince aklımıza kurumsal ödüller geliyor.
Bir tebessümün, selamın, latifenin, dostane bir jestin insanı hayata bağlayan değerinden çoktan vazgeçmiş durumdayız.
Kamplaşmayı tavizsizlik; düşmanlığı erdem; çatışmayı yiğitlik sanıyoruz.
Sanatsız politika, imansız para ve bilgisiz eylem üçgeninde ödülün esamisi okunmuyor.
Derseniz ki ‘Bu kadar plaket, berat, şilt veriliyor ya?’
Derim ki ‘Onlar ödül değil. Sembolik ödül olmaz.’
Ödül vermek, hayat vermektir.
Cezanın tersi.
* * *
Son bir soru:
Victor Hugo günümüz Türkiye’sinde yaşasaydı, arabacının hakaretinde Victor Hugo’nun adı geçer miydi?

Murat Menteş – Köşe Yazıları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz