Kaan Arslanoğlu: “Karşıdevrimciler” adlı son romanım basıldı. Dağıtıma girdi. Onu pisliğin ortasına attım. Yolu açık olsun.


Nasıl bir pisliktir bu içine attığım pislik. Kapitalizmden başka ufuk göremeyen insanlık çoğunluğunun dünyayı hızla kirlettiği, doğayı iştahla öldürdüğü bir alemdir. Solcuların bile büyük çoğunluğunun sahte gündemler yaratarak kokuşmayı unutturmaya çalıştığı bir ortamdır. Edebiyattan sanattan hoşlanan, anlayanlar azınlıktı, sayıları daha da azalıyor. İnsanlığın zekası pek parlak değildi, medya her geçen gün daha da aptallaştırıyor. Düşüncede, yazıda, çizide, haberde tekelcilik dizginlenemez, gidiyor.

Öyle bir kapalı sistem kurmuş ki adamlar, ne söylerseniz söyleyin, isterseniz devrimci, isterseniz Marksist olun, sisteme ve sistemin daha da gericileşmesine hizmet ediyorsunuz. Bir kod sistemi kurmuşlar, sekiz on peşin yargıdan oluşan bir yorum kalıbı oluşturmuşlar, entelektüel olun, sıradan vatandaş olun, o kısır kavram havuzundan düşünmek; tüm kişi, grup eğilim ve olgulara ona göre yorum getirmek zorunda kalıyorsunuz.

Korku filmlerinde zaman zaman yinelenen etkileyici bir izlek: Kişi yaşamını sürdürür, konuşur, sorunlarla boğuşur, sevinir, kaygılanır. Ama aslında ölüdür. Öldüğünün farkında değildir. (Altıncı His, Diğerleri filmlerini anımsayın.) Bizde de kendini solcu, devrimci sanan on binlerce insan sol için kaygılanıyor, sol söylemi sürdürmeye çalışıyor. Ama farkında değildirler, aslında karşıdevrimcidirler. Sosyalist ruhları yıllar, on yıllar önce ölmüştür; onlar hala yaşattıklarını sanmaktadırlar. “Karşıdevrimciler” işte bu gerçeğin ruhsal düzeneklerini anlatıyor. Sanki ilk başladığı yerden devam ederek. Sonraki romanlarımdaki gibi gerçekçiliğin tüm gerçeküstücü-kübik-hayalci olanaklarını zorlayarak değil. Düz, basit bir anlatımla. Elbette, yaşamın ve insanın karmaşıklığını aktararak, yorumlayarak. Biraz da dalga geçerek.

1988’de yayımlanan “Devrimciler” ilk romanımdı. (“Karşıdevrimciler” onuncu romanım.) Seksen darbesi öncesi ve sonrasındaki devrimci ortamı, o dönemin devrimcilerini anlatıyordu. Olabildiğince dürüst ve nesnel yaklaşma çabasıyla. Roman aynı zamanda içten ve ciddi bir özeleştiri yapma kaygısıyla yazılmıştı. İlk yıllarda fazla ilgi uyandırmadı. Bu tepkisizliği beklemiyordum, ne var ki edebiyat düzenine giderek alıştım. Yeni dönem insanının, darbe sonrası toplumunun özelliklerini iyice kavradım ve yazdıklarıma olumlu tepki beklentilerimi iyice törpüledim. “Devrimciler” sonraki sekiz romanımla birlikte her geçen yıl daha fazla ilgi çekmeye, takdir görmeye başladı. Ancak gözlemliyordum ki, bu ilgi genellikle, geçerli, popüler sol değerleri benimseyenlerce değil, onu sorgulayanlarca, içten ve özgün edebiyatı arayanlarca gösteriliyordu.

Türkiye’de sol, 12 Eylül darbesiyle sadece fiziksel olarak değil, moral anlamda da ezildi. 12 Mart bunu yapamamıştı, çünkü devrimcilerin baskın tavrı direnişti azgın gericiliğe karşı. 12 Eylül’de de direnenler çoktu, fakat yazık ki baskın tavır çözülüştü. Bugün her kesimden sol neden bu kadar güçsüz diyorsanız, cevabını bu acı gerçekte aramalısınız. İnkar etme, karşıt tepki oluşturma tavırlarıyla gizlenmeye çalışılan, ancak alttan alta durmadan zehirleyen derin utancı aşamama sorunundan. Bu yozlaştırıcı eziklik duygusunun üstesinden gelebilmek için samimiyet ve özeleştiri cesareti gerekiyordu, o da yeni solda pek zayıftı. Kötücül psikolojik karmaşalar üstünden ancak karşıdevrimcilik gelişebilirdi, öyle de oldu. “Devrimciler” romanına geniş bir sol kesimce gösterilen bilmeme, duymama tutumu da toplumdaki genel bilgisizlik ve ilgisizlik niteliklerinin dışında, sözünü ettiğim karmaşadan temelleniyordu.

“Karşıdevrimciler”de, ki ikinci adı: “Devrimciler-2” dir, bir karşıdevrim cenneti olan ülkemizdeki her tür karşıdevrimciyi görebilirsiniz. Böyle bir ortamda hala devrimci kalmaya çalışanları, umudu, yeniden göveren, duruşuyla insanıyla çoğalan direnç damarını da fark edebilirsiniz.

İyi edebiyat sanılandan da güçlüdür. Kendine bir alan yaratır, o alanları korur. O alana giren kötü edebiyatı da, gericiliği, piyasacılığı da çok kötü pataklar. Bu bir gerçektir ve bu gerçekten ötürü iyimser olunabilir. Ama edebiyatın bu alanı çok geniş değildir. Sınırlıdır. Etkisi daha çok uzun vadede görülür. O yüzden de temkinli bir iyimserlikle sabırlı olmak, gayretli olmak gerekir.

“Karşıdevrimciler” eleştiri ve yorumlarınıza, destek ve kösteklerinize, övgü ve küfürlerinize açıktır.

Kaan Arslanoğlu

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Obama, destekçi finans şirketleri ve savaş düşkünü ekibiyle neyi değiştirebilir?

ABD başkanlık seçimlerini Demokrat Parti'nin adayı Barack Obama'nın kazanması, gerek dünya gerek Türkiye'de, ABD'nin daha ılımlı bir uluslararası politika izleyeceği...

Kapat