Halil Cibran: Yalnızlık bir güçsüzlük belirtisiyse, o zaman ben kesinlikle insanların en güçsüzüyüm

Değerli dostum

Düşüncede, kalben ve ruhen yalnız olup olmadığımı soruyorsunuz, hanımefendi. Sana ne yanıt verebilirim ki? Yalnızlığımın başkalarının yalnızlığından daha derin ya da daha belirgin olduğunu sanmıyorum. Herkes yalnız ve herkes kendi başına. Her birimiz bir bilmeceyiz. Her birimiz binlerce örtüyle örtülmüşüz ve yalnız bir insanın diğerinden, birinin yalnızlığını anlatması ve diğerinin kendine saklaması dışında, ne farkı var? Konuşmada biraz rahatlık, sessizlikte biraz erdem var.

Yalnızlığımın, bütün hüznüyle birlikte, “kişiliğimin kaprisleri mi” yoksa “ben” dediğim şeyin kişiliksiz olduğunun göstergesi mi olduğunu bilmiyorum, hanımefendi. Yo, bilmiyorum. Ancak, yalnızlık bir güçsüzlük belirtisiyse, o zaman ben kesinlikle insanların en güçsüzüyüm.

“Kendi Meyveleriyle Yüklü Benliğim” adlı makaleme gelince2, “bir şairin kederli bir andaki iç çekişi” değil o; “pek çoklarının yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği sıradan, eski, belirli bir duygunun yankısı.” Ve siz, hanımefendi, bunun bazen gurur ve kibirden kurtulamayan ama yine de doğal bir özellik olduğunu bilirsiniz.

İyi vurgulamışsın: “Kalabalığın ortasında yalnızlığın acısı sızısı anlaşılmaz.” Bu temel bir gerçeklik. Çünkü insan kendini sık sık dostlarının ve onu düşünenlerin arasında bulur, onlarla konuşur, düşündüklerini ve yaptıklarını paylaşır ve görüntü dünyasında edinilmiş benliğinin kısıtlamalarını aşamasa da bütün bunları içtenlikle ve tüm yüreğiyle yapar; diğer Benliğe, gizli Ben’e gelince, kaynaklandığı kendi dünyasında yalnız ve sessiz kalmaya devam eder.

İnsanların çoğu, onlara ben de dahilim, dumana ve küle düşkündür; ama ateşten korkar, çünkü ateş gözleri sulandırır ve elleri yakar. İnsanların çoğu, ben yine dahilim, başkalarıyla sadece yüzeysel ilişki kurar, gerçeği göz ardı eder, çünkü algılama yeteneklerinin dışındadır. Bir insanın içinde gizli olanları başkalarına göstermek üzere yüreğini parçalaması kolay değildir. Ve bu, hanımefendi, yalnızlıktır, hüzündür.

Geçen yaz sonunda, “Altı haftadır sana yazmaya çalışıyorum,” derken, kendimi mahsustan yanlış ifade ettim. Şöyle demeliydim: “Altı haftadır mektuplarımı yazacak birilerini tutuyorum, çünkü sağ elimin sinirleri yazmama izin vermiyor.” Ama “çalışmak” sözcüğünün dostumun ellerinde bir hançer haline geleceğini aklıma getirmemiştim. Kanatlı ruhun sözlerin kafesine sokulamayacağı ve sisin asla bir taşa dönüşemeyeceği gibi bir yanılgı içindeydim. Durmadan düş kuruyordum, dalıp gitmelerimde bir rahatlık buluyordum. Ama şafak söküp de uyandığımda hiçbir zaman kendimi bir kül yığınının üstünde elimde bir asa, başımda dikenlerden bir taçla oturur bulmamıştım….Yine de, benim suçum. Ayıplanması gereken kişi benim, May.

Umarım Avrupa gezisi hayalin tamamına erer. Sanat ve teknoloji memleketinde, özellikle İtalya ve Fransa’da hoşuna gidecek, seni mutlu edecek çok şey bulacaksın. Müzeler, akademiler var, eski gotik katedraller var, Rönesans’ın iki asrının, on dördüncü ve on beşinci yüzyılların anıları var ve dünyanın o fethedilmiş ve unutulmuş uluslarından ardımızda bıraktıklarımız var. Avrupa, hanımefendi, bir hırsızlar-o değerli şeylerin değerinden ve onları pazarlama yollarından tamamen haberdar uzmanlar-ini.

Önümüzdeki yıl Doğu’ya gitme niyetindeydim, ama biraz düşününce yabancılar arasında bir yabancı olmanın, kendi akrabaların arasında bir yabancı olmaktan daha kolay olduğunu anladım. Kolay yollara sapan bir insan değilim, kederde ve delilikte bile izlenecek yollar olmalı.

Lütfen en içten dileklerimle gönderdiğim selamlarımı kabul et, Tanrı seni korusun.

İçtenlikle

Halil Cibran
Aşk Mektupları 3
New York, 9 Mayıs 1922


1-Arapça bir hitap şekli. Mektubun tamamı kasıtlı olarak aşırı resmi ve alaycıdır.

2- “Nefsi Muhameletün biEsmariha” adıyla Arapça yazılan bu makale sonradan 1923’te Bedayi’ve’tTarayifte (Ender ve Güzel Sözler) yayımlanmıştır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Murathan Mungan: “Yaralı bayramlar geçti/ Mevsimler, bütün anlamlarıyla”

Yüreğin koyu yerinde birikenler/  Kendi takvimleriyle gelip geçtiler/ Gelip geçti şehirler ve ölüler/ Unutmadık...

Kapat