Güçlü İnsan, Üstün İnsan – Prof. Dr. Asım Akin

Frederic Nietzsche (Niçe), eleştirilerindeki hafiflik, şiirsel ve ateşli üslubu nedeniyle uzun yıllar filozof sayılmamıştır. Son zamanlarında akıl hastası olması da yazdıklarını akıllı bir insanın yazamayacağı biçiminde yorumlanmıştı. Eserlerinin ölümünden sonra Nazi propagandalarında kullanılması da hakkındaki kötü yorumları güçlendirmiştir. Ancak günümüz düşünsel görüşlerine etkisi o kadar fazla olmuştur ki, 20. yüzyılın ikinci yarısı onu “bir felsefe otoritesi” olarak kabul etmiştir.

Nietzsche (Niçe)’ye göre “güçlü insan”, güçlü iradesi olan insandır. Bu deyimi “iradenin gücü” deyimiyle karıştırmamalıdır. Nitekim, irade fiziksel güç gösterdiği andan itibaren, güç iradeyi yok eder. Yani irade gücü, “güçlü olmanın iradesi” demek değildir. Yalnız esir sürüler güçlü olma iradesi isterler. Sürüdeki öteki esirlerin arasında varlıklarını sürdürebilmek için. Tek başlarına kaldıkları zaman bunların bir iradeye sahip olması gerekmez. Niçe’ye göre, yalnız irade gücü, güçlü olmanın göstergesidir. Yalnız irade gücüne sahip olan insan yaratmak, vermek ister. İyi insan, politik anlamda güçlü olan insan değil, metafizik ve ahlak anlamında güçlü olan insandır. Böyle bir insan, hiç bir zaman kendini küçük ve zayıf hissetmez —Yani ahlakın işareti, iradenin gücüdür. Ahlaklı olmak, kendinin efendisi olmaktır. Bu görüş gerçek bir tanrı tanımazlıktır ve nihilist tanrı tanımazlığa (ölünce cezalandırılma) karşıt bir görüştür. “Başkalarını kendinin esiri yapma ama kendinin efendisi olmaya çalış.” Bu görüşünü “Zerdüşt Böyle Dedi”deki “3 değişim (metamorfoz)” adlı yazısında iyi açıklıyor.

İnsanın 3 basamağı aşması gerekir:

Önce deve olacaktır. Deve hayvanların en hamalı, en fazla yük taşıyanıdır. “Sen müstahak olduğun için bu yükü taşımalısın”. Başkalarının ortaya çıkarmış olduğu geleneksel değerleri yük gibi taşır. Bu devrede, gururunu kırabilmek için aşağılanmayı arzu eder. Deve de güdülmeye isteklidir. “Evet” der. Bu “Evet”in anlamı, düşünmeden yapılan göreve itaat etmedir. Bu esir görünümüdür. Yaşamak için başkasının yardımına gereksinimi olanların görünümüdür.
İkinci basamakta deve, aslana dönüşür. Aslan; geleneksel değerlere karşı isyanın görünümüdür. Aslan “Hayır” der. Değerlerin değişmesini ister. Tanrıların düşmanı olur.
Üçünü basamağa geçince aslan, çocuk olur. Çocuk ta “Evet” der. Fakat bu “Evet” itaat etme isteğinden gelmez. Kendinin efendisi (özgür) olma arzusunun “Evet”idir. Oyun oynayabilme iradesinin gücüyle ve çocuk saflığıyla evet der.
Üstün insan bu “Evet” den başka bir şey değildir. Fakat tüm negatif kötülerden, geleneksel değerlerden kurtulmuş bir biçimdedir. Onun çocuktan farkı, çocuğun açılması, gelişmesi biçimindedir. Saf yaratıcılığa ve yüksek derecede vericiliğe doğru açılması biçimindedir. İradenin gücü yaratıcıdır. İrade gücü olan gerçek kahraman ve sanatkardır. Bir sanatkar olarak ta efendidir. Hem kendi kendinin efendisidir, hem de toplum içinde efendidir. İrade gücü sürekli bir yaratıcılıktır. Deneyimlerle güçlenen ve zaman içinde yaratan bir güçtür.

“Sonsuza Yeniden Doğuş” kavramı işte burada ortaya çıkar. Sonsuza yeniden doğuşla üstün insan olmuştur. Üstün insan sonsuza yeniden doğuşa “Evet” diyendir. Bu doğuş, Stoacıların yeniden doğuşu değildir. Stoacılıkta yeniden doğma, her şeyin döngüsel bir biçimde tekrarlandığı bir ortama doğmaktır. Bu doğuş, Kantın emperatifleri gibi, ahlaksal bir biçimlenmedir. Artık “Ne istersen, İsteyebilirsin”. Hıristiyan ahlakına göre, acıların, üzüntülerin bir ödülle sonlanacağını ümit ettikçe, acıya katlanabilirsin. Fakat ümidin her defasında boş çıkması, her defasında yeniden başlama gereği bu ümidi kırar. Sonsuza yeniden doğuş (sürekli etkinlik) kavramı, acı, ıstırap ve kendini inkar etme arzusunu ortadan kaldırır. Kişi zayıflık hissetmeden etkinlik göstermekten sevinç duyar.

Güçlü insan kendini var eden insanları da birer birer var etmeye çalışandır. Kendinin var olduğu duygusu, aynı zamanda kendini iyi hissettirir. O artık zayıf insanda hiç bir şey bulamayacağını anlamıştır. “Ben iyiyim, çünkü sen kötüsün”. Geleneksel ahlakın iyi olduğu görüşü reddedildiği zaman, güçlü insanın güzelliği kendiliğinden pozitif olur.

Niçenin amacı insanı yeniden düzenlemek, rehabilite etmektir. İnsanlar kendi benimsediği hakim güçlerle, başkalarının yönettiği zayıf güçler arasında belirli bir yerdedir. Hakim güçler insanın kendi etkinliklerini oluşturan güçlerdir. Zayıf güçlerin etkinlikleri ise başkalarının yönetimiyle oluşur. Yöneticilerde hakim güçler çoğunluktadır. Bu kişiler kendi arzu ettikleri etkinliklerle ilerlerler. Yaratırlar ve yarattıklarından mutluluk duyarlar. Yönetilen güçlerin etkinliği ise hatıralara, geçmiş olaylara bağlıdır. Yöneticilerde her iki tip güç bir denge durumundadır. Hatıralar, gelenekler onu da etkileyebilir. Fakat bunlara büyük önem vermez. Onları unutmaya çalışır. “Unutma bir biçimdir ve sağlıklı gücün belirtecidir”. Niçe’ye göre bellek, suçluluk hissi, duygusallık getiren bir araçtır. Ona göre günah işleme diye ahlaksal bir sorun yoktur. Günah hataların getirdiği suçluluğu unutturma duyuşudur. Bellek hıncı saklar, kötüdür. Bellek, kendini itham etmek, kendi kendini yıkmak, kendinden intikam almak demektir. Belleğe bağlı olmak, bulunduğu durumdan çıkamayacağını kabul etmek demektir. Dinlerin, geleneklerin getirdiği acıları satın almak demektir. Özgürlüğünü kazanmış kişi de zaman zaman bulunduğu durumdan şikayetçi olabilir, fakat onu fazla önemsemez. Esir ise, önce kendini, daha sonra da başkalarını suçlandırmaktan zevk alır.

Niçe, “üstün insan”ın, aynı zamanda yüksek kültürü olması gerektiğini de düşünüyordu. “Zerdüşt Böyle Dedi”de bir ip cambazı hikayesi vardır: Cambaz ip üzerinde yürürken, diğerleri yukarı ona bakar. İp cambazı kayar ve düşer. Ölmek üzere son nefesini verirken Zerdüşt yanına gelir ve ona doğru yolda olduğunu söyler. Çünkü ip, üstün insan olmaya doğru yürümeyi simgelemektedir. Özgürlüğe tam bir güvenlik içinde yürünemez. Güçlü insan riskleri seven, göze alan insandır. Zayıf insan ise güvenliği için sürekli dayanak noktaları arar. Güvenlik garantisi arar. İp cambazı simgesi aynı zamanda kendinin efendisi olma isteğidir. Bunun için de ip üzerinde yürüme gibi deneyler gereklidir. O yürürken zayıflar sadece onu seyredebilirler. Meleyen kuzular sürüsü gibi. Örnekte cambaz düşüyor. Sonuca ulaşamadı. Fakat önemi yok. O doğru yoldaydı. İlerlemek için ipte yürümesi gerekiyordu. Zaten “Her zaman ölünmez” ve “Ölmeyenler daha güçlü duruma gelirler”.

İşte bu yüzden felsefenin neden ve niçinlere yönelmesi, eleştirme gücü olması gerekir. Felsefe geleneksel göz boyayıcı değerlerin neden ve niçinlerini masaya yatırmalıdır. Çünkü üstün insan olmak, negatif, geçersiz değerleri dışlayabilmekle olanaklıdır. Onların yerine yaratıcı, şafağı müjdeleyen yeni pozitif değerler koyabilmekle olanaklıdır.

Üstün insan toplumda belki bugün tek başınadır, ama yarın bir toplum oluşturabilir. “Bugün, geleneksel etkilerle davrananlar arasında yalnız başınıza, bir kenarda yaşayan siz, bir gün toplum olacaksınız. Siz seçkin insanlar bir gün seçkin insanlar toplumunu oluşturduğunuz zaman, yeni üstün insanlar bu toplum içinden çıkacaktır. İnsanlık böyle gelişecektir.”

Bilgeliğin ve kendini korumanın bir başka yolu da, etkiyle etkinlik göstermenin olabildiğince seyrek olmasına çalışmaktır.

Etkiyle etkinlik gösterme sadece içine düşülen şartlar ve durumlardan kurtulmak için yapılmalıdır. Aksi durumda, kendi özgürlüğünü her defasında bir kenara bırakmakla ilgili olan bu durum sıklaşırsa, insan farkında olmadan etkiyle etki göstermenin bir organı durumuna gelebilir. Örneğin cilt cilt kitapları devirmekten memnunluk duyan bir bilge, sonunda kendi düşünme yetisini kaybeder. Ciltleri yerinden oynatmadan düşünememe durumuna düşer. Çünkü bu bilge kitabın getirdiği fikirlerin etkisine yanıt vermiş oluyor ve farkına varmadan etkinin etkisini gösteriyor. Bilge tüm gücünü okuduğu fikri tasdik etmek veya ona karşı gelmek için harcıyor. Kendi dışında düşünenlerin görüşlerinden çıkanları eleştiriyor.

“Bu tip bilgelerde kendini savunma iç güdüsü zayıflar. Bu bilge çökmekte, gerilemekte olan bir kişidir. Ben, özgür ve çok verimli kişiler gördüm, 30′una geldikten sonra okuyarak kendi kendilerini çökertmişlerdi. Farkında olmadan, başkalarının görüşlerinin etkinliğini göstermeye başlamışlardı. Bunlar kibrit çöplerine benziyorlar. Alev vermeleri için onları sürtmek gerek. Sabahın ilk saatlerinden itibaren, güneş yükselirken, akıl tüm tazeliğinde iken, saf irade gücü var iken dönüp bir kitabı okumayı ben kusur ve kötü alışkanlık kabul ediyorum.”

Saygı: Benim bir kitabımı eline almak yerine, kendi kendine dönebilme gücü olan kişiye, çok daha büyük saygı duyarım.

Şartlara Rağmen: Kararlı olan her şey, şartlara rağmen doğar.

Şeylerin Değeri: Var olan hiç bir şey yok edilmemelidir. Hiç bir şey fazla değildir. Hıristiyanların ve hatta nihilistlerin reddettiği var olmalar bile, değerlerin hiyerarşisi arasında belirli bir sıradadır.

Prof. Dr. Asım Akin

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Başlangıç ve Hun Sanatı (Türk Sanatı, Sanat Tarihi)

Kazılarda ortaya çıkarılan diğer buluntuların yanı sıra keçe yaygılar açısından da çok zengin olan 5 numaralı kurgandaki bir yaygı, 4,5...

Kapat