Başlangıç ve Hun Sanatı (Türk Sanatı, Sanat Tarihi)

Kazılarda ortaya çıkarılan diğer buluntuların yanı sıra keçe yaygılar açısından da çok zengin olan 5 numaralı kurgandaki bir yaygı, 4,5 m x 6,5 m’lik boyutlarıyla bu türün en büyük örneğidir. Yatay şeritler halinde düzenlenmiş olan kompozisyondaki kenarsularında stilize bitki motifleri, bunların arasında kalan geniş alanlarda ise figüratif sahneler yer alır. Bütün kompozisyon, krem rengi zemin üstüne çeşitli renk tonlarıyla işlenmiştir. Kenarsularında, karelerin içine yerleştirilmiş stilize bitki motifleri ve dört dilimli palmetler dönüşümlü olarak birbirini izler. Bu ensiz şeritlerle sınırlandırılmış olan geniş alanda ise oturan bir insan figürü ile bir süvariden oluşan ikili kompozisyon birçok kere tekrarlanır.

Başlangıçlar ve Hun Sanatı
İlk İzler
İslam öncesi Türk sanatı, M.Ö.VI. binyıldan M.Ö. 700 yılına kadar süren uzun bir hazırlık döneminden geçerek Hun sanatına ulaşmıştır.

Türk sanatının asıl başlangıcı olarak genellikle milattan birkaç yüzyıl öncesine tarihlenen Hun çağı gösterilir. Ama yapılan araştırmalar, son derece gelişmiş formlardaki ünlü kurganlara birdenbire ulaşılmadığını, daha ince bir hazırlık döneminin yaşandığını ortaya koymuştur. Hayvan üslubunun ilk örneklerinin de görüldüğü bu hazırlık döneminin başlangıcı M.Ö. VI. binyıla, bitişiyse M.Ö. 700’lere tarihlenebilir.

Anav kültürü.
Türkmenistan’ın başkenti Aşkabad yakınlarındaki Anav höyüklerinde, Paleolitik, Kalkolitik ve Demir çağlarına kadar inen pek çok malzeme bulunmuştur. Bunlar arasında, at, koyun ve sığırın evcilleştirilmiş olduğunu, tarım ve göçebe çobanlık yapıldığını gösteren belirtiler vardır. 40-50 metre yüksekliğindeki bu iki höyüğü önce Komarov, 1904 yılında da Schmidt ve Pumpelly adlı arkeologlar sistemli olarak kazdılar. Özellikle bol miktarda ve çok çeşitli çanak çömlek bulundu. Üzerlerindeki geometrik, çizgisel ve figürlü bezeme motifleri arasında Türkmen dokumalarında görülen nakışların benzerlerinin olması oldukça ilgi çekicidir. Anav çömleklerinin yüksekliği ve çapı 30-40 cm arasında değişir. Elde (çarksız) yapılmış bu çömleklerin zemin rengi genellikle devetüyü, bezemeler ise kahverengi, kırmızı ve zeytunidir. Açık zemin üstüne koyu renklerle işlenen temel motifler, basamaklı ve taramalı bir dekorasyon içinde ön plana çıkar.

Afanasiyevo kültürü.
Sibirya’nın doğusunda, M.Ö. III. ve II. binyıllar arasındaki gelişmeler yerleşik hayata geçişin ipuçlarını vermektedir. Afanasiyevo adıyla bilinen bu kültür, küçük boyutlu kurganlarda ortaya çıkarılan buluntularla tanınır. 3000-1700 yılları arasına tarihlenen (2500-1700 B. Ögel) bu mezar çukurlarının üzeri önce oval ve yassı taşlarla, en üstte de yığma toprakla örtülmüştür. Cesetler sırtüstü yatmaktadır ve vücutları aşı boyasıyla boyanmıştır. Daha çok avcılık ve çobanlık evresini yaşayan toplum, genel olarak Neolitik Çağ (Cilalıtaş Devri) karakterini gösterir. Günlük kullanım eşyası olarak çanak çömlek ve geyik, at, koyun kemiklerinden yapılmış aletler dikkati çeker. Çanakların çoğu konik tabanlı basit kaplardır; üstleri tarama, balıksırtı, ip bezek, nokta ve kırık çizgilerden oluşan bezemelerle süslenmiştir. Kemik iğnelerin yanı sıra bakırdan spiral süslere, biz ve bıçaklara rastlanırsa da, metal kullanımı henüz deneme aşamasındadır.

Andronovo kültürü. (1700-1200 B. Ögel)
II. binyıldaki Orta Asya kültürü, adını, Minusinsk bölgesinde bir merkez olan Andronovo’dan alır. Yayılma alanı Altay sınırlarından Urallar’a, Aral ve Baykal gölleri arasındaki bölgeye, güneyde Tien Şan’a (Tanrı Dağları), güneybatıda da Kazakistan ve Batı Sibirya’dan Don Nehri’ne kadar uzanır. Bütün Tunç Çağı’nı kaplayan bu kültürde hayvancılık önemli bir yer tutar; bazı bilim adamlarına göre, göçebe savaşçıların kültürü de bu dönemde başlamıştır. Bu dönemden kalma mezarlar yuvarlak çukurlar halindedir ve üzerleri taş 1evhalarla veya ahşap kirişlerle örtülmüştür. Bazı mezarlarda ölü yakma geleneğine uygun olarak gömülmüş, bazı mezarlarda da ana rahmindeki gibi dizleri göğsüne çekilmiş durumda (hoker durumunda) cesetler bulunmuştur. Başları batı yönüne doğru çevrilmiş olan cesetler bazen ikili, üçlü gruplar halinde gömülmüştür.

Kurganların ilk örnekleri sayılan bu mezarlardaki eşyaların zengin ve kaliteli işçiliği, bir yönetici sınıfının varlığına işaret eder. Daha çok bakır ve tuncun kullanıldığı bu eşyalar arasında, altından yapılmış az sayıda örneğe de rastlanır. Kemik ve tunçtan boncuklar, akik bilezikler ve gerdanlıklar, küçük tunç iğneler gibi süs eşyaları, bakır ve kemikten ok uçları, yekpare kabzalı bıçak ve hançerler en ilgi çekici buluntulardır. Koyu renk hamurdan yapılmış, düzgün formlu çanak çömlekler, üçgen, zikzak, gamalı haç ve zengin menderes (meandr) motifleriyle bezenmiştir. Bu dekorasyona Tien Şan’dan Don Nehri’ne kadar uzanan çok geniş bir alanda rastlanmaktadır. Andronovo kültürü 1100 yıllarına doğru veya biraz daha geç tarihlerde yerini Karasuk kültürüne bırakarak sona ermiştir. Théma Larousse

Pazırık nekropolü

Rusya’nın Pazırık vadisinde, beşi çok büyük olan 40 kadar kurgandan çıkarılan buluntular Hun uygarlığına ilişkin çok önemli ipuçları verir.

Ölüye ait eşyayı, daha doğrusu sona eren hayatında ve yaşamaya hazırlandığı ikinci hayatta anlamı olan canlı-cansız her şeyi korumak için yapılmış olan kurganlar, dev boyutlarıyla öteden beri insanların ilgisini çekmiştir. Pek çok kişi bu tepelerin altında bazı zenginliklerin yattığını seziyordu. Bu yüzden kurganlar daha yapıldıkları anda soyguncuların hedefi olmuştur.

Kurganların yaygın olduğu coğrafi alanın büyük bölümü Rusya topraklarında olduğu için, bu konuya ilk el atanlar Rus arkeologlar oldu. XVIII. ve XIX. yüzyıl boyunca çeşitli yayınlarda sözü edilen kurganları, ciddi olarak ele alma gereğini duyan Sen Petersburg (Leningrad) Devlet Etnografya Müzesi, 1924 yılında bir «Altay Seferi » düzenledi. M.P. Griyaznov ve S.İ. Rudenko yönetimindeki kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntular olağanüstü zenginlikteydi. Bütün dünyayı şaşkına çeviren bu eserler 1936 yılında Uluslararası Paris Fuarı’nda sergilendi. Kazı raporları, kitap ve makalelerle kamuoyuna tanıtılan buluntular, Orta Asya’nın biraz kuzeyine düşen bir bölgeden, Sibirya’nın güney kesimindeki Pazırık vadisinde bulunan kurganlardan geliyordu.

Adını aynı adlı küçük bir yerleşme bölgesinden alan Pazırık nekropolü, Altay Dağları’nın doğu kesiminde ve denizden 1500 metre yükseklikte bir arkeoloji cennetidir. Yenisey Irmağı’nın kollarından birkaç kilometre uzaklıktaki eski bir buzul yatağına zincir gibi sıralanmış olan yaklaşık 40 kurgandan beşi oldukça büyüktür.

Her birine ayrı numaralar verilerek kazılmaya başlanan bu mezarlar hakkında oldukça geniş yayın yapılmıştır. Bu bölge kurganlarını S.I. Rudenko ve diğer bazı Rus arkeologlar M.Ö.V. yüzyıla, E.D. Phillips, K. Jettmar ve A.İnan ise M. Ö. III. yüzyıla tarihlendirirler.

1 numaralı kurgan.
Pazırık bölgesindeki 1 numaralı dev kurgan Griyaznov ve Rudenko tarafından kazılmıştır.
Boyutları ve buluntularıyla tipik bir Hun mezarı olduğu anlaşılan bu kurganın arkeologlardan önce defineciler tarafından kazıldığını gösteren izler vardır. Zenginliğiyle göz kamaştıran buluntuların hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşması bir rastlantı sonucudur.

Kurganın yapıldığı yıllarda açılmış bir delikten sızan sular mezar odasına girmiş, burada donarak buluntuları 2000 yıldan daha fazla bir zaman boyunca koruyan bir buz kütlesi oluşturmuştur.

Taşlarla örtülü olan tepenin çapı 50 metre, yüksekliği de 2 metre kadardır. Yığma tepenin altındaki odanın duvarları ağaç gövdelerinden yapılmıştır. Odanın içinde, duvara yakın bir yerde, gene ağaç gövdesinden oyulmuş bir lahit bulunuyordu. Aynı mezarda, mumyalanmış 10 kadar ata rastlandı. Atlar, olağanüstü bezenmiş koşum takımları ve maskeleriyle cenaze töreni için hazırlanmış olmalıydı. Bu hayvanlar, Asya’da yaygın olan küçük yapılı yaban atının ırkından değildir; Türkmenistan bölgesinde yetiştirilen daha gösterişli atlardır. Hiçbiri diğerine benzemeyen, son derece zengin süslemeli koşum takımları ahşaptan oyulmuş parçalardan oluşur. Eğri kesim tekniğiyle biçimlendirilmiş olan bu takımların her parçasında bitkisel kıvrımlar, geyik, dağ kartal veya griffon başları, hatta insan yüzü formunda küçük masklar yer alır. Bütün bu ayrıntılar, hayvan üslubunun zengin tasarım gücünü yansıtan, çok değişik etkiler altında biçimlenmiş örneklerdir. Kazılarda ortaya çıkarılan buluntular arasındaki bir at maskesi oldukça ilginçtir; deri parçalarıyla yapılan bu maske daha çok bir geyik başını andırır.

Pazırık’taki 1 numaralı kurgandan çıkarılan ve mezar odasının bir kenarında yatan atlara ait olduğu anlaşılan keçe eyer örtüleri, günümüzde de kullanılan bu malzemenin en eski ve en zengin örneklerin dendir. Sıkıştırılarak kalın ve dayanıklı bir kumaş haline getirilen keçe tabakaları önce değişik renklere boyanmış, daha sonra belirli örneklere göre kesilerek yan yana veya birbirinin üzerine dikilmiştir. Aplike tekniğiyle oldukça zengin bir görünüm kazanan bu örtüler, üzerlerinde yer alan sahnelerle, hayvan üslubunu sergileyen yeni bir malzeme grubu oluşturur. İkili mücadelede bazen griffon, bazen de sfenks görünümündeki fantastik bir figür bir dağkeçisine veya koyuna saldırırken gösterilmiştir.

2 numaralı kurgan.
1929’da S.İ. Rudenko tarafından açılan 2 numaralı kurgan da biçim ve boyut olarak ilk kurgana benzer; mezar odasının üstüne taş ve killi toprak yığılmış, bunun üstü de gene taşlarla örtülmüştür.

Mezar odasının boyutları 7,10 x 7,80 m, derinliği de 4 m’dir.Tabanı taş döşeme, duvarları ve tavanı ağaç gövdelerinden yapılmış olan odanın içinde, gene kalaslardan bir orta bölmeyle ayrılmış ikinci bir oda vardır. Odanın dış kenarında duran, 30 cm çapındaki masif ahşap tekerlek büyük ihtimalle tabutu taşıyan tören arabasına aittir. Savaş baltasıyla başlarına vurularak kurban edilmiş olan atlar başları doğuya gelecek şekilde yatırılarak sıralar halinde dizilmiştir Kuyrukları saç örgüsü gibi örülmüş buzların altında kaldığı için oldukça iyi durumdadır.

Bulunan koşum takımları dövme demir ve tunç döküm tekniğiyle yapılmıştır. Buluntular arasında, « S» biçiminde oyulmuş ve altın yaldızla kaplanmış dört çift ahşap gem dikkati çeker. Gemlerin uç bölümlerine yaban kedisi, kaz ve koyun şeklinde ilginç biçimler işlenmiştir.

Kurgandaki ilginç buluntulardan biri de at başlığı olduğu sanılan garip bir maskedir Boynuz ve deriden yapılmış sarı ve kırmızı renklerdeki bu maske geyik kuş ve dağkeçisi başının üstün bir tasarım anlayışıyla birleştirilmesinin ürünüdür.

Kuşkusuz bu kurgandaki çarpıcı buluntulardan biri, cesetler üzerindeki dövmelerdir. Bir erkek cesedinin incelenmesiyle, hayvan figürlerinden oluşan bu desenlerin deri altını is (veya kurum) zerk edilerek yapıldığı anlaşılmıştır. Desenlerin daha çok kol ve bacaklardı görülmesine dayanarak, dövme bölümlerin elbiseyle örtülü olmadığı sonucu çıkarılabilir. Cesedin sağ kolunda kanatlı bir at geyik, sfenks, griffon ve yırtıcı hayvanlar, omuzdan başlayarak sol bileğe kadar iner. Sol kolda ise yine omuz başından aşağıya doğru yoğun bir şekilde istiflenmiş geyik, dağkeçisi ve griffon figürleri bulunur.

Pazırık’taki 5 numaralı kurganda ise, bir arabaya ait dört tekerlek bulunmuş ve bütünüyle tahtadan yapılmış olan bu arabanın tüm parçaları bir araya getirilebilmiştir. Bunun, ölüyü taşıyan cenaze arabası olduğu ve tören sırasında diğer eşyalarla birlikte mezara indirildiği kesindir.

Sanat tarihine “Pazırık halısı” adıyla geçen ve Sen Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde sergilenen halı, 2 boyunda ve 1,9 m enindedir. İnce yün iplik kullanılarak Türk düğümüyle dokunmuştur. Desimetrekareye 3600 düğüm atıldığı için birinci kalite bir hali sayılmaz, ama bezemelerdeki üstün tasarımıyla çarpıcı bir örnektir.

Altın elbiseli adam
Alma-Ata ile Isık-Kul arasındaki bir kurgandan çıkarılan buluntular, bozkır sanatı hakkında şaşırtıcı bilgiler verdi. 1970’te açılan mezar, daha önce soyulmadığı için, binlerce parça altın eşya barındırıyordu. Esik kurganı denilen bu mezar M.Ö. VI, yy’a tarihlenir ve bazı bilim adamlarınca Hunlar’a bağlanır. Mezar, büyük olasılıkla 15-. 16 yaşlarında bir erkek çocuğa aittir. Buluntuların zenginliği bu çocuğun bir prens olduğunu gösterir. Elbisesi parçalanmış ama parçalar kaybolmamıştı. Belindeki ağır kemere asılı büyük kılıcı, hançeri ve uzun çizmeleriyle bir savaşçı görünümünde olan kişinin bütün giysileri, silahları ve takılan altın süslemelerle bezenmiştir.

Külahı andıran başlık, uçları yukarıya dönük oklar ve kuş kanadı şeklinde levha çevrilidir. Orta bölümde, dekoratif bir dizi oluşturan küçük hayat ağaçları dikkati çeker. Alt bölümün ön kısmında, simetrik olarak yerleştirilmiş boynuzlu ve kanadı iki at figürü vardır. Yanlardaysa, bağımsız figürler halinde dağkeçileri, parslar ve griffonlar başlığı çepeçeve kuşatır. Son derece görkemli olan bu başlık bile, mezardaki delikanlının hükümdar ailesinden olduğunu göstermeye yeter.

Sağ el parmaklarındaki iki yüzük ve silahların üzerindeki küçük kabartma levhalar çok değişik hayvan figürleriyle bezenmiştir.

Not: Altın Elbiseli Adam’ın kökeni tartışılmaya devam etmektedir.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Eski Mısır Sanatı (Sanat Tarihi)

Zamandizinsel olarak bakıldığında, Nil vadisinde sanat adına olup bitenler, eski Mısır uygarlığını öne çıkarır. O dönem dünyasının en güçlü iktidarı...

Kapat