EDUARDO GALEANO: EĞER DOĞA BİR BANKA OLSAYDI, ONU DA ÇOKTAN KURTARIRLARDI!..

14

Haziran 2| Yerliler de insan

1537 yılında, Papa III. Paulus Sublimis Deus başlıklı fetvayı yayınladı.
Fetva, açgözlülüklerini doyurma arzusu içinde, yerlilerin Katolik inançtan habersiz olmaları gerekçesiyle, sanki hayvanmış gibi bizim boyunduruğumuz altında yaşamaları gerektiğini söylemeye cüret edenlere karşı çıktı.
Ve Yeni Dünya aborjinlerinin savunmasında, onların gerçek insanlar oldukları ve bu yüzden de gerçek insanlar gibi özgürlüklerini ve mülkiyet haklarını istedikleri gibi kullanabilecekleri vurgulandı.
Amerika’da hiç kimsenin bundan haberi olmadı.

Haziran 3 | Atahualpa’nın intikamı

Tambogrande Köyü bir altın yatağının üzerinde uyuyordu.
Evlerin altında altın vardı ve kimse bunu bilmiyordu.
Haber köyü boşaltma emriyle birlikte geldi. Peru Hükümeti bütün köyü Manathan Minerals Corporation’a satmıştı.
Onlara artık milyoner olacakları söylendi. Ama hiç kimse emre boyun eğmedi. 2002 yılında bugün, referandumun sonucu açıklandı: Tambogrande sakinleri çölden titizlikle çalınmış toprağın avokadoları, mangoları, limonları ve diğer meyveleriyle yaşamlarını sürdürmeye karar verdiler.
Onlar altının ortaya çıktığı yerlere lanet getirdiğini çok iyi biliyorlardı: tepeler dinamitle havaya uçuruluyor, nehirler madenci firmanın kutsal sudan daha çok siyanür içeren atıklarıyla zehirleniyordu.
Ve belki de altının insanları delirttiğini de biliyorlardı, çünkü altın açlığı yedikçe daha da artıyordu.
1533’te, İspanyol konkistador Francisco Pizarro, elindeki bütün altını ona vermiş olmasına rağmen Peru Kralı Atahualpa’yı boğdurtmuştu.

Haziran 4 | Geleceğin hafızası

Okulda öğrendiğimize göre, Şili 1536 yılında keşfedildi.
Bu haber Mapuche yerlilerini hiç etkilemedi, zira onlar Şili’yi on üç bin yıl önce keşfetmişlerdi.
1563’te, İspanyol konkistadorların ana kalesini kuşattılar.
Binlerce yerlinin öfkeyle saldırdığı kale düşmek üzereydi ki, Yüzbaşı Lorenzo Bernal çitin üzerine çıkıp haykırdı:
-Uzun vadede biz kazanacağız! Varsın İspanyol kadınlar eksik olsun, sizinkiler ne güne duruyor. Onlardan yapacağımız çocuklar sizin efendileriniz olacak.
Tercüman bunları çevirdi. Yerlilerin şefi Colocolo bunları yağmuru dinleyen biri gibi dinledi.
Buradaki hüzünlü kehaneti anlayamadı.

Haziran 5 | Doğa dilsiz değil

Gerçeklik ölü doğalar resmeder.
İklim ve aynı zamanda da biz kafayı yiyip delirirken, sanki doğa kurban değil de cellatmış gibi, felaketler doğal diye adlandırılır.
Bugün Dünya Çevre Günü. 2008 yılında, dünya tarihinde ilk kez doğayı bir hak sahibi olarak kabul eden yeni Ekvator Anayasasını kutlamak için güzel bir gün.
Doğanın, sanki bir şahısmış gibi haklarının olması kulağa tuhaf geliyor. Buna karşılık, Birleşik Devletler’in büyük şirketlerinin insan haklarına sahip olmaları insana en normal şeymiş gibi. Ve onlar bu haklara 1886’dan beri Yüksek Adalet Mahkemesi’nin kararıyla sahipler.
Eğer doğa bir banka olsaydı, onu da çoktan kurtarırlardı.

Haziran 6 | Eskiden şuralarda yükselen dağlar

Son iki asırda, Kuzey Amerika’daki -bölge yerlilerin hafızasındaki adıyla- Apalaş Sıradağları üzerindeki dört yüz yetmiş dağ tıraşlandı.
Yerliler oradan kovuldular, çünkü bereketli toprakların üzerinde oturuyorlardı.
Dağlar boşaltıldı, çünkü içlerinde kömür vardı.

Haziran 7 | Şair kral

Nezahualcóyotl, Kristof Kolomb’un Amerika plajlarına ayak basmasından yirmi yıl önce öldü.
Geniş Meksika Vadisi’ndeki Texcoco’nun kralıydı.
Ama giderken sözlerini arkasında bıraktı:

Kırılır, altın bile,
ufalanır, yeşim bile,
yırtılır quetzal tüyü bile,
Burada yaşamaz kimse sonsuza dek.
Ölüm hep geldi buldu prensleri bile.
Gitmek zorundayız hepimiz o gizemli yere.
Acaba boşuna mı geldik bu dünyaya?
Şarkılarımızı bırakalım geride hiç olmazsa

Haziran 8 | Kutsala saygısızlık eden adam

1504 yılında Mikelanj şaheserinin açılışını yaptı: David heykeli Floransa şehrinin en önemli meydanına dikildi.
Tamamen çırılçıplak bu dev heykel küfürler ve taşlarla karşılandı.
Mikelanj ahlaksızlığı bakırdan yontulmuş bir asma yaprağıyla örtmek zorunda kaldı.

Haziran 9 | Kutsala saygısızlık eden kadınlar

1901 yılında, Elisa Sanchez ve Marcela Grado isimli kadınlar Galiçya bölgesindeki A Coruna şehrinin San Jorge Kilisesi’nde evlendiler.
Elisa ve Marcela gizlice sevişiyorlardı. Düğün, papaz, imza ve fotoğraflarla falan durumu normalleştirmek için bir koca icat etmek gerekti: Elisa ismini Mario yaptı, damat kıyafeti giydi, saçını kestirdi ve sesini kalınlaştırarak konuştu.
Daha sonra gerçek ortaya çıkınca, İspanya’nın bütün gazeteleri bu iğrenç skandal ve utanmaz ahlaksızlık karşısında yeri göğü inlettiler ve bu acıklı fırsattan istifade, hiç satmadıkları kadar sattılar. Bu arada iyi niyeti suistimal edilen kilise bu işlenen kutsala saygısızlık suçunu polise ihbar edecekti.
Ve sürek avı başladı.
Elisa ve Marcela Portekiz’e kaçtılar.
Porto’da yakalandılar.
Hapisten kaçınca isimlerini değiştirdiler ve denize açıldılar.
Kaçakların izi Buenos Aires’te kaybedildi.

Haziran 10 | Ve bir asır sonra

2010 yılının bu günlerinde, Buenos Aires’te, eşcinsel evliliklerin yasallaşması projesiyle ilgili bir tartışma açıldı.
Böyle bir şeye karşı çıkanlar Cehennem düğünlerine karşı Tanrı’nın savaşını başlattılar, ama proje engebeli bir yol boyunca tek tek bütün engelleri aştı ve 15 Temmuz günü Arjantin, kadından erkeğe, cinsel farklılığın gökkuşağındaki herkesin tam eşitliğini tanıyan ilk Latin Amerika ülkesi oldu.
Bu, insanları boyun eğerek yaşamaya ve yalan söyleyerek ölmeye davet eden, topluma hâkim ikiyüzlülüğün yanı sıra, zaman içinde isim değiştirse de günahkârların yakıldığı ateşe atacak odunu hiç eksik olmayan Kutsal Engizisyon’un da bozgunu oldu.

Haziran 11 | Eiffel Kulesi’ni satan adam

Wall Street dâhilerinin peygamberi Kont Victor Lustig’un çok değişik isimleri ve değişik soyluluk unvanları oldu, değişik ülkelerin değişik hapishanelerinde yattı ve değişik dillerde bütün samimiyetiyle yalan söylemeyi bildi.
Kont, 1925 yılında bugün, öğle vakti, Paris’teki Crillon Oteli’nde gazete okuyordu ki, aklına poker oynamaktan bıktığında açlığını gidermesini sağlayan o güzel fikirlerden biri geldi.
Ve Eiffel Kulesi’ni sattı.
Üzerinde Paris Belediyesi’nin amblemi bulunan antetli kâğıtlarla zarflar bastırdı ve mühendis bir arkadaşının yardımıyla, giderilemez inşaat hatalarından ötürü kulenin çökmekte olduğunu kanıtlayan teknik raporlar oluşturdu.
Kont olası alıcı adaylarını tek tek ziyaret etti ve onları binlerce ton demiri yok pahasına safin almaya davet etti. Konu gizliydi. Burada Fransız ulusunun en ünlü simgesi söz konusu olduğu için, bir kamuoyu skandalından kesinlikle kaçınmak gerekiyordu. Satışlar sessizlik içinde ve ivedilikle gerçekleşti, çünkü kulenin çöküşü çok gecikmeyecekti.

Haziran 12 | Gizemin açıklaması

Afganistan’a açılan savaş 2010 yılında gerekçesini itiraf etti: Pentagon bu ülkede değeri bir trilyon doları aşan yatakların bulunduğunu açıkladı.
Bu yataklarda Taliban yatmıyordu.
Altın, kobalt, bakır, demir ve özellikle de cep telefonlarıyla taşınabilir bilgisayarlar için vazgeçilmez olan lityum yatıyordu.

Haziran 13 | Yan etkiler

2010 yılında bugünlerde, intihar eden Kuzey Amerikalı askerlerin sayısının her geçen gün arttığı ortaya çıktı. İntihar edenlerin sayısı neredeyse çatışmada ölenler kadardı.
Bu sorunu çözmek için Pentagon, silahlı kuvvetlerin en gelecek vadeden kesimini oluşturan akıl sağlığı uzmanlarının sayısını arttırmaya karar verdi.
Dünya giderek devasa bir karakola ve bu karakol da dünya boyutunda bir tımarhaneye dönüşüyor. Bu tımarhanede deli olanlar kim? Kendilerini öldüren askerler mi yoksa onlara öldürmeyi emreden savaşlar mı?

Haziran 14 | Bayrağı maske yapanlar

1982 yılında bugün, Arjantin diktatörlüğü savaşı kaybetti. Britanya İmparatorluğu tarafından gasp edilen Falkland Adaları’nı geri almak için canlarını vereceklerine ant içen generaller suratlarında bir tıraş bıçağı yarası bile görmeden uysalca teslim oldular.
Askeriyede iş bölümü: bu elleri bağlı kadınların kahraman tecavüzcüleri, bu cesur işkenceciler, bu bebek ve bulabildikleri her şeyin hırsızları vatansever nutuklar çekmekle meşgulken, en yoksul bölgelerden askere alman ve güneydeki o uzak adalarda mermiyle ya da soğuktan ölecek olan gençleri de mezara yolluyorlardı.

Haziran 15 | Bir kadın anlatıyor

Birçok Arjantinli general askeri diktatörlük döneminde yaptıkları kahramanlıklardan ötürü mahkeme önüne çıktılar.
Silvina Parodi, baş belası bir protestocu olmakla suçlanan bu üniversite öğrencisi genç kız, sonsuza dek ortadan kaybolan çok sayıdaki mahpustan biri oldu.
En iyi arkadaşı Cecilia, 2008 yılında mahkeme önünde tanıklık yaptı. Karakolda maruz kaldığı işkenceleri anlattı ve her gün her gece süren işkencelere dayanacak gücü kalmayınca Silvina’nın adını kendisinin verdiğini söyledi:
-Bunu ben yaptım. Cellatları Silvina’nın yaşadığı eve bizzat ben götürdüm. Onu tekme tokat ve dipçik darbeleriyle evden çıkardıklarını gördüm. Çığlıklarını işittim.
Mahkeme çıkışında birisi yanına yaklaştı ve alçak sesle ona sordu:
-Ve bu olaydan sonra, yaşamaya nasıl devam edebildiniz?
Onun daha da alçak sesle yanıtı şöyle oldu:
-Yaşadığımı size kim söyledi?

Eduardo Galeano
Ve Günler Yürümeye Başladı
Çeviri: Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz