Dostoyevski’nin ve dünya edebiyatının politik başyapıtı: Ecinniler

Tesir etmeyen, iz bırakmayan okumak neye yarar? İnsan kendisine ilave etmek için okur, unutayım diye değil.  [A.H.Tanpınar]

Dostoyevski (1821-1881), yaşadığı dönemde, Tolstoy ve Turgenyev gibi çağdaşı sayılan öteki büyük romancılardan farklı olarak, Batılı okurlarca henüz keşfedilmemiş –aslında çevrilmeye değecek kadar önemsenmemiş– bir yazardı. O yıllarda Rus romanı üzerine yazan bir Fransız eleştirmen Suç ve Ceza’yı övmekle birlikte, Dostoyevski’yi daha sonra bu çapta bir yapıt veremeyen büyük ve özgün bir yetenek olarak tanıtıyordu okurlarına. Buna göre Ecinniler, “karışık, kötü kurulmuş, çoğu zaman gülünç ve anlaşılmaz kuramlarla dolu bir kitap”, Bir Yazarın Günlüğü, “gerek çözümlemeye, gerekse tartışmaya gelmeyen karanlık ilahiler”, Karamazov Kardeşler ise, pek az Rus’un sonuna dek okuyabilme yürekliliğini gösterdiği bitmek bilmez bir öyküydü.1 
Kendi ülkesi Rusya’da kayda değer bir ünü, belli bir itibarı vardı elbette. Gelgelelim yapıtlarının önemli kusurlar taşıdığı noktasında hemen herkes hemfikirdi. Yayıncısı, “[d]üşünülerin zenginliği ve çeşnisi bakımından, hiç kuşku yok, siz, Rusya’nın ilk yazarısınız. Sizin yanınızda Tolstoy bile tekdüze kalır”, diye yazıyordu.
Ne var ki, yapıtlarınızı, aşırılıklarla karmaşık bir duruma sokuyorsunuz. Eğer, romanlarınızın dokunuşu daha sade olsaydı,
etkileri, iki kat olacaktı. Örneğin, Kumarbaz ile Ebedi Koca en kesin etkiler yarattılar. Oysa, Budala’da ortaya koyduklarınız adamakıllı anlaşılamadı… Sizin değerinizin onda biriyle, becerikli bir Fransız ya da bir Alman her iki yarım kürede de kendine bir ün sağlayabilir ve birinci sınıftan büyük bir yıldız gibi, evrensel edebiyat tarihine girebilirdi…2
Dostoyevski’ye yönelen eleştiriler, yapıtlarının alışıldık biçimden yoksun olduğu, aynı romanda birkaç baş kişinin birden yer aldığı, olayların çapraşıklığı ve bir türlü sonuçlanamayışı üzerineydi. Oysa sayılan kusurlarının tümü birer meziyet olarak kabul görüyor bugün. Nietzsche, Kafka, Wittgenstein, Bahtin, Faulkner, Hemingway, Sartre, Camus, Marquez gibi pek çok yazar ve düşünürü derinden etkilemiş olduğu, bizzat onların kendi ifadeleriyle de teslim edilmekte. Modern edebiyatın tamamının Dostoyevski’nin ayak izlerini takip ettiği yolunda, oldukça eski ve erken bir saptama yapan Rus eleştirmenin öngörüsü fazlasıyla doğrulanmış görünüyor:
Dostoyevski çağdaş bir yazar olarak kalır. Zamanımız hiçbir biçimde, onun yapıtlarında ele aldığı meseleleri eskitemedi. Bizim için Dostoyevski üzerine konuşmak, hâlâ çağdaş yaşamımızın en acı veren ve en köklü problemleri üzerine konuşmayı ifade etmekte.3

Elinizdeki bu çalışmada, Dostoyevski’den açık etkiler taşıdığını düşündüğüm yazarlara ait üç romanı, tam da bu sözlerin ışığında –yaşamımızın bazı sıkıntılı ve köklü problemlerini hatırda tutarak– okumayı ve incelemeyi denedim. Bunu yaparken de basit bir metinlerarası ilişkilendirmenin ötesine geçmeye, söz konusu yazarların –Kaan Arslanoğlu, Leyla Erbil ve Orhan Pamuk’un– nereden ve hangi ağrılarla yola çıkarak yazdıklarını anlamaya, Dostoyevski’nin Ecinniler romanının bu süreçte onlara nasıl kılavuzluk ettiğini irdelemeye gayret ettim.
Söylemeye belki de hiç gerek yok ama bütün yanlış anlaşılmaları baştan bertaraf etmek için yine de belirteyim:
Bu kitabı yazmaktaki amacım bir intihal tartışmasına zemin hazırlamak değil asla. Tam tersine her bir yazarın bu etkiyi kendi potasında eriterek, kendi meşrebince içselleştirerek ve başka etkilerle birleştirerek özgün birer yapıt ortaya koyduğunu göstermeye çalışıyorum. Hiçbir sanatsal yaratı boşlukta üretilmiyor elbet. Dostoyevski borçlarını kabul eden bir yazardı. George Sand’ın ölümünden sonra yazdığı yazıda, Rus insanının görevinin ve en belli başlı karakter özelliğinin evrensellik olduğunu, her Avrupalı yazarın, düşünürün kendi ülkesinden başka, dünyada en çok Rusya’da kabul göreceğini ileri sürmüştü.4 Ruslar adına söyledikleri doğru muydu, tam da bilmiyoruz bunu.

Ama “evrensellik” Dostoyevski’nin kendi ülküsüydü ve kırkına varana dek Rusya dışına çıkamamış yazar, kendini bu ülküye hizmetle yükümlü görüyordu. Tikel ve yerel meseleleri evrensel bir kavrayışla ele alma cesaretini gösteren buralı yazarların, ölümünün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmişken Dostoyevski’yi kılavuz edinmelerine şaşırmamalıyız bu nedenle.
Dostoyevski’nin ve dünya edebiyatının politik başyapıtı Ecinniler Türkçeye ilk kez, yazılışından tam 87 yıl sonra A.M. Dranas ve S.Lunel çevirisiyle kazandırılmış. (Üç cilt olarak basılan kitabın birinci cildinin basım tarihi 1958).5 Bu ilk çeviride ve sonraki basımlarda çevirmenler ve yayıncılar tarafından benimsenen isim Ecinniler olmuş genellikle.

Önsöz – Yeşim Dincer
Ecinniler’in Gölgesinde

1 Aktaran André Gide, Dostoyevski, çev. Bertan Onaran, İst., Payel Yay., 1998, s. 13-14.
2 Yayıncı Strahov’un mektubunu aktaran Henri Troyat, Dostoyevski, çev. Leyla Gürsel, İst., Cem Yay., 2000, s. 410.
3 Marksist akademisyen ve toplumbilimci Pereverzev’den aktaran Robert-Louis Jackson, “Dostoevsky in the Twentieth Century”, http://www.utoronto.ca/tsq/
DS/01/003.shtml [ziyaret tarihi 17/10/2008].
4 Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü I, çev. Kayhan Yükseler, İst., YKY, 2005, s. 387-389.
5 Dostoyevski’den Türkçeye yapılan ilk çevirilerin kronolojik bir dökümü Hasan Âli Ediz’in Suç ve Ceza’nın Altın Kitaplar baskısına yazdığı 25 Eylül 1968 tarihli önsözde bulunabilir.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Karl Marx ve Friedrich Engels’in Kaleminden Thomas More ve En Önemli Eseri Ütopya

Eserleri, görüşleri ve yaşam tarzıyla Kral’a ters düşen Thomas More, 6 Temmuz 1535′te “Kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca...

Kapat